Yönetimde Gül farkı

Cumhurbaşkanı Gül, Atakan'ın ölümü konusunda İçişleri Bakanı Muammer Güler gibi 'tereddütsüz' konuşmamakta, kuşku payını korumaktadır.

Can kaybı şaka değil.’ Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün bu sözleri, 9 Eylül’de Antakya’daki protesto gösterisinde hayatını kaybeden 22 yaşındaki Ahmet Atakan hakkında sorulmuş bir soruya cevaben söyledi.
İfadenin önü, arkası tam olarak şöyle: “Bunların memleketimizde olmaması gerekir. Can kaybı şaka değil. Bunlar şüphesiz üzücü şeyler. Bununla ilgili incelemeler yapılacaktır. Netice neyse herkese açıklanacaktır. Önce iyice bir incelenmesi gerekir. Tartışmalı bir konu şu anda gördüğüm kadarıyla ama çok büyük üzüntü duydum.”
Bu ifade ne Atakan ne polisi suçlayan ya da aklayan, ne ölüm şekli üzerine yorum yapan ama asıl dikkatleri vermemiz gereken hususun bir insanın hayatını kaybetmesi olduğunu vurgulayan insani bir ifadedir.
Cumhurbaşkanı’nın konuyu ‘tartışmalı’ sayması, kuşkusuz incelemenin sonuçlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Atakan’ın başına gaz bombası kapsülü isabet etmesi sonucu polis tarafından ‘öldürülmüş’ olabileceği iddiası 10 Eylül akşamı Türkiye’nin bazı şehirlerinde gençleri yine sokağa dökmüş, polisin sert tepkisiyle yine ortalık karışmıştır. Gösteriler sırasında Anadolu Ajansı’nın Atakan’a ait olduğu var sayılan bir bedenin yüksek bir yerden, muhtemelen bir çatıdan ve bazı iddialara gore polise tuğla, kiremit vs. atarken düştüğünü gösteren bir videoyu yayımlaması tartışmanın seyrini doğrusu değiştirmiştir. Yine de Atakan’ın başına bir şey isabet ettikten sonra mı düştüğü konusu herhalde inceleme sonrası açıklanacaktır ki, Cumhurbaşkanı Gül, İçişleri Bakanı Muammer Güler gibi ‘tereddütsüz’ konuşmamakta, kuşku payını korumaktadır. Cumhurbaşkanı’ndan beklenmesi gereken insani, eşit mesafede duran ve kucaklayıcı yaklaşım da budur.
Aslında Gül, benzeri bir yaklaşımı Gezi olaylarının başlangıcında, olayların büyümesinde polisin gereksiz güç kullanımının payını vurgulayarak da göstermiştir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın polisin tutumunu ‘kahramanlık destanı’ olarak niteleyip üstün başarıdan dolayı ikramiyeyle mükafatlandırmasının ardından Gül bu konuda yorum yapmaktan kaçınmıştır; belki bunda Erdoğan ile arasında belli konularda farklılık olduğu yolunda çıkarılabilecek söylentileri engelleme kaygısı da rol oynamıştır.
Yine de Ankara’da, Türkiye’nin idaresinde Gül’ün farkını gösteren başka örnekler de vardır. Birkaç tanesini hatırlamakta fayda var. Örneğin Gezi olaylarının yükseldiği günlerde, 3 Haziran’da Gül, ‘demokrasinin sadece sandık demek olmadığı’ yolunda bir açıklama yapmıştır (Bu açıklamadan tam bir ay sonra, 3 Temmuz’da Mısır’da seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi bir darbeyle düşürülmüştür; Mursi’nin Ankara tarafından MİT aracılığıyla uyarıldığı sonradan ortaya çıkmıştır). Gül bu açıklama nedeniyle Erdoğan tarafından (adı anılmadan) ve AK Partili vekiller ve hükümet yanlısı bazı yorumcular tarafından adı anılarak eleştirilmiştir. Gül’ün tutuklu vekiller konusunda, savunma hakkı ve yargıdaki aksaklıklar konusundaki beyanları da hükümetten gelenlerden farklı olmuştur.
Dış politikada, örneğin Suriye ve Mısır konusunda Gül’ün demeçleri içerik olarak Erdoğan’ınkilerden faklı değidir, ama üslup olarak yabancılaştırma etkisi taşımamaktadır. Hükümetin çoğu üyesinin Avrupa Birliği’ni hemen her konuda suçlamasına karşın Gül, Türkiye’nin AB üyelik hedefini gündemden düşürmemektedir. Kürt sorununu ülkenin en önemli sorunu olarak gündemin ilk sırasına yerleştiren Gül, en son iki hafta once bir Alevi heyetini kabul ederek anayasal ve yasal değişiklikler konusunda talep ve beklentilerini almıştır. Cumhurbaşkanlığı Basın Bürosu geçenlerde Gül’ün seçildiği 2007’den bu yana Türkiye’de ziyaret ettiği illerin listesini yayımlamıştır; bu illerden bir kısmına onlarca yıldan bu yana hiçbir cumhurbaşkanının gitmediği görülmüştür.
Erdoğan, Türkiye’nin geleceği için daha güçlü cumhurbaşkanlığı isterken Gül daha ılımlı ve kucaklayıcı bir tablo çizmek gayretinde görünmektedir.