Zaman barış gazeteciliği zamanı

Böyle dönemlerde okura, izleyiciye duyurma görevini aksatmadan, haber ve yorumları sunumunu toplumu ve karar alıcıları, uygulayıcıları daha da keskinleştirmeden sunma sorumluluğu öne çıkar.

Böyle zamanlarda sadece siyasetçilere, diplomatlara, askerlere değil, gazetecilere de düşen sorumluluklar vardır.

Gazetecinin toplumsal sorumluluğu, dünyanın her yerinde savaş kışkırtıcılığı değil, kendi toplumunu ve diğer toplumları savaşın yıkımından sakınmaktır.

Bu nedenle olan biteni okura, izleyiciye duyurma görevini aksatmadan, haber ve yorumları sunumunu toplumu ve karar alıcıları, uygulayıcıları daha da keskinleştirmeden sunma sorumluluğu öne çıkar.

Bunları neden mi söylüyorum?

Size dün itibarıyla Türkiye’nin sınırları ve karasuları çevresinde giderek ağırlaşan askeri yığınak tablosunu hatırlatırsam, eminim siz de meslekte otuz küsur yılını geride bırakan bir gazeteci olarak neden yazıya bu ifadelerle başlamak ihtiyacı duyduğumu anlarsınız.

***

Dün bu yazıyı yazmaya başladığım sırada Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande, Suriye açıklarına gönderdiği uçak gemisi Charles de Gaulle’ün güvertesinde fotoğrafçılara poz veriyordu.

Uçak gemisiyle birlikte Fransa’nın Kıbrıs ve Suriye sahilleri arasında, İskenderun Körfezinin hemen güneyindeki savaş gemisi sayısı 5’e yükselmişti.

Fransa hem bu uçak gemisinden, hem İngiltere’nin Kıbrıs’taki üslerinden hem de Türkiye hava sahası ile –gerekirse- İncirlik ve Diyarbakır üslerinden yararlanarak –Rus uçaklarının vızır vızır uçtuğu- Suriye hava sahasında IŞİD hedeflerine akınlar düzenlemeye başlayacak.

***

Yine Kıbrıs ve Suriye sahili arasındaki bölgede ABD’nin birisi füzeatar destroyer olmak üzere 3, İtalya’nın biri firkateyn, diğeri denizaltı olmak üzere 2, Almanya, Danimarka, Hollanda ve Yunanistan’ın birer savaş gemisi var.

Rusya’nın biri (Karadeniz filosunun amiral gemisi) füzeatar destroyer olmak üzere tam 13 gemisi Suriye’deki Tartus donanma üssü ve çevresinde.

Çıkarma gemileri ve donanmaya ait kargo gemileri ile Rusya Karadeniz limanlarından Tartus’a askeri malzeme ikmal hattı kurmuş durumda.

Türkiye 34 savaş gemisini bu bölgede tutuyor.

NATO üyesi Kanada, İspanya ve Portekiz savaş gemileri ise 3 Aralık’ta Çanakkale ve İstanbul boğazlarından geçip Karadeniz’e açılmış bulunuyor.

***

Havadaki askeri yığınak daha az değil.

ABD’nin IŞİD’e karşı F-16’larını Temmuz’dan itibaren İncirlik’e göndermesi ardından Rusya da Eylül sonunda IŞİD’e karşı mücadele gerekçesiyle ama aynı zamanda kendisine askeri üs sağlayan Beşar Esad rejimine destek amacıyla hava kuvvetlerini Suriye’ye göndermişti.

Türk F-16’sının 24 Kasım’da sınırı ihlal eden Rus Su-24 uçağını düşürmesi ardından Rusya, Suriye toprağındaki (Hizbullah ile birlikte) müttefiki İran’a S-300, Suriye’ye ise daha gelişmiş S-400 füzeleri göndereceğini açıkladı.

***

Bu arada İngiltere ve Almanya da IŞİD’e karşı operasyonlara aktif olarak katılmak üzere parlamentolarından karar çıkarttılar.

İngiltere Kıbrıs’taki Agrotur ve Dikelya üslerinden –Rusya’nın vızır vızır uçtuğu- Suriye hava sahasında IŞİD hedeflerini vurmaya başladı bile.

Almanya ise vurmayacak, ama vuran uçaklara İncirlik üssüne getireceği elektronik harp ve keşif uçaklarıyla istihbarat desteği sağlayacak.

Fransızları başta saydık, onların haberleri de yarından itibaren gelir.

***

Zaten hayli tehlikeli olan bu tabloda bir de ilk bakışta görünmeyen ek risk unsurları var.

Avrupa Birliği’nin bütün asli aktörleri askeri güçleriyle Rusya’nın bölgedeki konumlanışına karşı Türkiye’nin yanında yer alırken, Kıbrıs Rum hükümeti Rusya ile imzaladığı askeri anlaşmaya başlı kalarak limanlarını Rus savaş gemilerine, karasularını tatbikatlarına açık tutuyor.

Bir yandan NATO deniz gücüne gemi veren Yunanistan, diğer yandan Suriye krizinde Rusya’nın yanında yer alıyor.

Bu durum, şu anda kimsenin oraya bakacak halinin olmadığı Ege denizini de her türlü kazaya açık hale getiriyor.

***

Evet, söylemde kimse savaş istemiyor.

Ama bu kadar dar bir coğrafyada, üstelik kanlı bir iç savaş ve o iç savaşta ortaya çıkan bir terör örgütünün gözünü kırpmadan kan döktüğü bir ortamda, bu kadar yoğun askeri yığınağın her türlü kazaya da, kötü niyete de açık olduğunu tekrar tekrar söylemek lazım.

Aynı şekilde, anlaşmazlıkların askeri değil, siyasi yollardan çözümü için her imkanın sonuna dek kullanılması gerektiğini de tekrarlamak lazım.

Gazetecilerin görevi olan biteni açıklıkla vermek, ama halkları savaşın tehlikelerine maruz bırakmayacak, barıştan yana bir dil kullanmak olmalıdır.

Basın gerilim ortamlarına savaştan değil, barıştan yana durarak katkı vermelidir.