Zaman'a operasyon AK Parti'nin dönüm noktası olacak

İşin bir basın özgürlüğü boyutu var, bir AK Parti'deki yankılanması. Gülencilerin başına gelenin diğerlerine ders olması isteniyor. 2015'te davaya değil lidere, Erdoğan'a bağlılık esas olacak.

O kadar çok kişinin canı yanmış ki, dün gazetecilerin gözaltına alınmasına tepki vermekte bile bölündü memleketin aydınları.

Kimi Zaman Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’nın geçmişte gazeteciler, mesela Ergenekon, ya da KCK soruşturmaları sırasında gözaltına alınıp tutuklanırken “Gazetecilikten değil, darbecilik, terörizmden” diye yazdıklarını hatırlatmaya başladı. Kimi onun yakın zamana dek (o zaman Başbakan, şimdi Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan’ın Zaman’ın 25’inci Yıldönümü törenlerine katılmasını, Dumanlı’nın Erdoğan’ın medyadaki gözdelerinden biri olduğunu.

Oysa şimdi de Dumanlı, görünüşe bakılırsa gazetecilik faaliyetinden değil, Anadolu Ajansı’nın yazdığına göre, El Kaide ile bağlantısı öne sürülen radikal İslamcı bir grup aleyhine sahte delil üretme suçlamasıyla sorgulanmak isteniyordu ve bazı canlar o kadar yanmıştı ki ortada olanın basın özgürlüğüne yeni bir hamle olduğu dahi herkes tarafından görülemiyor, kabullenilemiyordu.

Oysa kural belli: Basın özgürlüğü üzerinde olumsuz etki yapacak her hamle, kimden geldiğine, kime karşı ve hangi kılıkta yapıldığına bakılmaksızın yanlıştır, karşı çıkılmalıdır.

***

Zaman ve Samanyolu’na baskın ve gözaltılara karşı çıkmak, onların düşünce, inanç ve işlerini savunmak değildir; savunulan basın özgürlüğüdür. Bu kimin, ne zaman, neyi, nasıl yaptığını unutmak da değildir, bu ayrı bir etik düzeyidir.

Bunun en güzel örneğini dün Ahmet Şık verdi. Şık, Fethullah Gülen’in Hizmet grubunun faaliyeti üzerine yazdığı “İmamın Ordusu” kitabı, henüz yayınlanmadığı halde içeri alınmış, terörizmle suçlanmıştı. Bugün dışarıda. Ve dün Twitter hesabında şunları yazdı: “Birkaç yıl önceki faşizm döneminin kudretli sahiplerinden Cemaat'in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme karşı çıkmak erdemdir”.

Bunun üzerine de Zaman’ın Washington Temsilcisi Ali Aslan ”Faşiste faşist dediğin için teşekkürler. Ve lütfen hakkını helal et, biz senin özgürlüğüne böyle sahip çıkamadık” yazdı Twitter’da. (Zamancıların AK Parti iktidarı için ‘faşist’ suçlamasında bulunmasına ne diyordunuz?) Yine Hizmet grubundan İhsan Yılmaz açıkça özür diledi; Dumanlı da nezaretten selam göndermişti. Pişmanlık demek için erken belki, demokrasi ve özgürlük için acı çeken insanların güvenini kazanmak o kadar kolay olmayabilir.

‘Etme bulma dünyası’ diyenleri de anlamak lazım. Silivri’de Nedim Şener’in küçücük kızının ‘düğmesi ötüyor’ diye eteğinin çıkarttırılmasını hatırlıyorsunuz, değil mi? Ergenekon’un mali sorumlusu iftirasıyla cezaevinde beş parasız vefat eden Kuddusi Okkır’ı? Telefonuna virüsle yüklenen sahte bilgilerle süründürülen Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi? Bunun medya boyutunu kim yürüttü?

Basın özgürlüğünü savunurken yarın işler değiştiğinde Zamancılardan özeleştiri beklemeden, hatta belki benzer bir senaryoda yine sahnede olup olmayacaklarını düşünmeden savunmak gerekiyor. Özeleştiri yaparlarsa iyi olur, ama kendi vicdanları bilir. Hak ve özgürlüklerin gerçek savunucularının etik düzeyi bunu gerektirir.

***

Mesela, dün Başbakan Davutoğlu’nun “Gün imtihan günüdür” diye başladığı cümlesinden farklı bir durumdur bu. Davutoğlu, operasyonu “demokrasiye sahip çıkma olarak” savundu ve herkesin bugünkü tutumunun mükafat, ya da hesabını göreceğini söyledi.

Bu kimine göre tehdit, kimine göre teşvikti; bugün hükümetin yanında duran mükafatını alacak diyordu Başbakan bir anlamda.

Özgürlüğü savunmak ise ondan herhangi bir mükafat beklemeden, hatta özgürlük için önüne konacak hesabı göze almak demektir. En büyük mükafat zaten özgürlüğün kendisi değil midir? Mükafat umarak yaptığını, zaten bir başka hesapla, inanmadan yapıyor sayılmaz mı insan?

Öte yandan Davutoğlu kendince haklı bir tedirginlik içinde görünüyor.

Bu operasyonun zamanlamasının 17 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmasının yıldönümü öncesine gelmesinin sadece bir rastlantı olduğuna herkesi, hatta kendi AK Parti kitlesini dahi inandırması zor.

***

Böyle bakıldığında operasyonun iki amacı var gibi: Birincisi geçen yıl (Başbakan, şimdi Cumhurbaşkanı) Tayyip Erdoğan’ı bakanları, bürokratları, partilileri ve hatta aile mensuplarıyla büyük bir yolsuzluk ağının hedefine koyan 17-25 Aralık 2013 soruşturmalarının kamuoyu önünde hesabını sorma, belki intikamını almış olma boyutu. İkincisi de, ilk yıldönümünde basına, kamuoyuna konuşacak daha büyük bir malzeme vererek, yeniden yolsuzlukların konuşulmaya başlamasını önlemek; hem de dört eski Bakanın Meclis Komisyonu’nda verdiği ifadeler AK Parti’yi biraz daha zora sokmuşken.

Bakın, dün Dumanlı’nın polis tarafından Zaman binasından çıkarıldığı sırada CHP sözcüsü Haluk Koç bir basın toplantısında, ikinci torpil listesini açıklıyordu.

Önde gelen AK Parti yakınları, kimi Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) girmediği, kimi geçer not alamadığı halde devlet memuru yapılmıştı Koç’un bilgilerine göre. (İlk listenin bir kısmı Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından doğrulanmıştı.) KPSS’yi kazanan binlerce nitelikli insanın işsiz gezdiği bir dönemde bu durumu “Ama Kemal Kılıçdaroğlu da zamanında...” diye başlayan, sonu pek gelmeyen cümlelerle kolay açıklanamıyor.

Ülkemizi ziyaret eden Papa Fransuva’nın Ankara’da lüks makam otosunu ve Ak Saray, ya da lüks otelde kalmayı reddettiği (Vatikan büyükelçiliği misafirhanesinde kalmış) bir dönemde Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e piyasa değeri neredeyse 1 milyonluk Mercedes makam otosu (sadece ona değil, daha alt modellerinden yardımcılarına da) tahsis edilmesi hafızalarda birikmez mi sanıyordunuz?

***

Üstelik Erdoğan ve Davutoğlu’nun başında bir büyük dert daha var.

Abdullah Öcalan daha önce de “Sabrım taşıyor” diye çok açıklamalar yapmıştı. Ama bu son şikayetine “yalancı çoban” muamelesi yapmak, hafife almak ciddi bir hata olacak gibi görünüyor.

Hükümetin PKK ile diyalogunda ciddi sorunlar var. Güya bu iş Arınç’tan soruluyordu resmen, ama işi hükümet adına Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan yürütüyordu. Son gelişmeler üzerine Kandil’den gelen HDP ekibiyle Akdoğan yerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüştüğünü yazdı Yeni Şafak, yalanlanmadı da.

PKK ve onunla benzer tabanı paylaşan HDP, 7 Haziran 2015’te öngörülen seçimlerden önce Anayasal haklar istiyor; çünkü seçimden sonra sözlerin tutulmayacağına dair güvensizlik beyan ediyorlar.

Davutoğlu ise hem seçime kazasız belasız, şehit cenazesiz gitmek istiyor, hem de AK Parti’nin PKK’dan nefret eden milliyetçi-muhafazakar seçmen kitlesini kızdırmak istemiyor.

***

Bütün bunların üzerine, şimdi de AK Parti’ye başından itibaren büyük hizmetler sunmuş, destek olmuş Gülen Cemaatinin açık tasfiyesi gelmiş oldu.

Bu aslında AK Parti içinde kendi kimliklerini sürdürmeye çalışan başka cemaatlere, gruplara da açık bir uyarı: Yanlarına salavatla yaklaşılan Gülencilerin başına bunlar geldiyse, başkalarının başına neler gelir kimbilir.

Yani AK Parti’nin 2015 seçimi sonrasındaki Meclis grubuna girebilme ölçüsünün davaya bağlılık olmaktan, lidere, yani Erdoğan’a bağlılık olacağını gösteriyor; öyle bir dönüm noktası sayılabilir.