scorecardresearch.com

Erdoğan, Türkiye'nin ilk başkanı mı olacak?

08/05/2012
Şimdiye dek hep başkaları tarafından yürütülen başkanlık tartışmasına Erdoğan'ın dün dahil olması iki bakımdan önemli.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın dün Slovenya’da bir soruya cevaben Türkiye’nin başkanlık ya da yarı-başkanlık sistemini tartışabileceğini söylemesi, aslında herkesin bir süredir oluruna bıraktığı konuyu ülke siyasi gündeminin en üst sırasına yerleştirmiş bulunuyor.
Aslında dünkü tartışmada perdeyi açan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ oldu. Bozdağ, siyasi denetimin en iyi sağlandığı sistemin başkanlık sistemi olduğunu söyledi. Tabii başkanlık sistemi deyince ilk akla gelen Amerika Birleşik Devletleri. Orada da sistemin belkemiği federal yapıdan kaynaklanıyor. Ama federasyon ile başkanlık sistemi birbirine şart değil; örneğin Almanya bir federasyon ama parlamenter sistemle, sembolik bir cumhurbaşkanı ve güçlü başbakan sistemiyle yönetiliyor. İkisinin arasında, cumhurbaşkanının bakanlar kurulunu da yönettiği Fransız yarı-başkanlık sistemi var ama orada da federatif sistem değil, güçlü merkezi yapı var.
Şimdiye dek hep başkaları tarafından yürütülen başkanlık tartışmasına Erdoğan’ın dün dahil olması iki bakımdan önemli:
Birincisi, Türkiye yeni bir anayasa yazım sürecinin tam ortasında. Dolayısıyla muhalefet ile bu tartışmayı açmanın, onların rızasını alıp alamayacağını anlamanın tam sırası.
İkincisi, Türkiye yeni anayasasıyla başkanlık ya da yarı-başkanlık sistemine geçerse Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk başkanı olmaya aday şu anda tek kişi var, o da Erdoğan.
Evet, Anayasa Mahkemesi’nde cumhurbaşkanı seçimi yöntemine ilişkin CHP’nin itirazı hâlâ bekliyor; o itirazın kabulü halinde, Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresi 2014’te değil, beş yılın sona erdiği 28 Ağustos 2012’de de tamamlanmış sayılabilir. O tarihe dek anayasa değişmemişse de halkoylamasıyla beş yıllığına mevcut yetkilerle bir cumhurbaşkanı seçilmesi gerekecek.
Erdoğan tercihinin 2014’te 7 yıllığına cumhurbaşkanı seçimi yapılması olduğunu zaten yasal olarak da söylemiş durumda; değişiklik yapılması halinde bunun başkanlık seçimi olacağı da söylenebilir.
Başkanlık sistemine geçiş, Türkiye’de yalnızca yasama, yürütme, yargı erklerinin ayrımı bakımından yapısal siyasi tartışma değil, aynı zamanda Türkiye’nin bölgesindeki rolü bakımından bir dış siyaset tartışması da başlatabilir. Özellikle de Ortadoğu’daki sınırların yeniden çizilmesine dek varma ihtimali olan çatışma ortamı yükselirken...
O nedenle muhalefet partilerinin anayasa çalışmasına eklemlenmesi kaçınılmaz olan başkanlık sistemi tartışmasına nasıl yaklaşacağını iyi gözlemek gerekiyor; son yılların en ciddi, önemli tartışması asıl şimdi başlayacak gibi görünüyor.

Futbola girmek istemezdim ama...
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’nun (PFDK) gecenin bir vakti, adeta bir darbe bildirisi gibi yayımladığı açıklamasını okuyunca zihnimde iki benzetme belirdi.
Teşbihte hata olmazmış; birincisi 1957-58’deki meşum ‘Dokuz subay olayı’ davası. O dava, “Bunlar darbe hazırlığı yapıyor” diye bir grup cuntacıyı ihbar eden subayın mahkûmiyetine, serbest kalanların da 27 Mayıs 1960 darbesine katılmasına yol açmıştı.
İkincisi de, 1990’larda Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller’in birbirleri hakkındaki yolsuzluk iddialarını Meclis komisyonlarında ANAP ve DYP’lilerin oylarıyla karşılıklı aklaması idi. Bu aklama Türkiye’yi tarihinin en ağır ekonomik krizine gitmekten kurtarmadı, onu hızlandırdı. Bugün ANAP ve DYP’nin ne durumda olduğunu sormak belki gereksiz...
PFDK’nın ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun, birkaç kişinin üzerine sorumluluk yıkarak Türkiye’de tertemiz futbol oynandığına bizi inandırmaya çalışması ile bu iki yakın tarih dersindeki sözde temizlik çalışması birbirine benziyor.
Bu hamlelerin Türkiye’de futbolu daha da geri noktalara götürmesi endişesini taşıyorum.

http://www.radikal.com.tr/108730210873021

YORUMLAR
(1 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

şüphem yok - PATOZ

Syın Yetkin düşünüyorum da acaba neden ben anayasa mahkemesinden akp nin istemediği bir sonucun çıkacağına inanmıyorum.Çok mu akp düşmanıyım yoksa on yıldır yaşayıp tanık olduklarım bende böyle bir duygu mu yarattı.yada kalbim mühürlenmiş olabilir mi