'Bankaları kurtarma(ma) kanunu'

Basında, 'bankaları kurtarma kanunu' </br>diye adlandırılan 'MALİ SEKTÖRE OLAN BORÇLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA'ki...

Basında, 'bankaları kurtarma kanunu'
diye adlandırılan 'MALİ SEKTÖRE OLAN BORÇLARIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA'ki Kanun, yürürlüğe girdikten hemen sonra Anayasa Mahkemesi önüne gelmiş, ama kanunun uygulanmasında önemli payı olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 400 sayfayı aşan yönetmelik ve raporlama bildirileriyle kanunu uygulamaya yönelmiştir. Bu olağanüstü hız ve büyük boyutlu bürokrasi yaratan çabaya karşın, kanunun uygulanmasında güçlükler vardır. Anayasa Mahkemesi ne karar verir, bilinmez. Ama bankaların, kanunun yarattığı bürokrasiyi aşarak, öngörülen devlet yardımından yararlanma konusunda fazla istekli olmaları beklenmemelidir.
Sözü geçen kanun, bankaların olağan genel kurullarının yapılmasını, genel kurul kararlarına göre kâr dağıtılmasını, genel kurullarda kesinleşen bilanço ve gelir tablolarının yayımlanmasını ve vergi beyannamelerinin verilmesi işlemlerini, gereksiz yere, mayıs ayı sonuna kadar ertelemiş ve yıl başında ortaya çıkan ekonomik canlanmayı olumsuz etkilemiştir.
Olağan genel kurulların ertelenmesi, Türk Ticaret Sermaye Piyasası, Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi kanunlarıyla kurulmuş düzenlemelere ve bu konudaki ticari geleneklere uymamaktadır. Bu gereksiz ertelemenin nedeni, kanun gereğince bankaların yaptırmak zorunda bulundukları üç aşamalı finansal denetim sonuçlarıyla öngörülen ayrıntılı finansal bildirimlerin beklenmesidir. 1950'lerden beri kamuya finansal bilgi açıklayan, halka açık ortaklıklar olarak finansal bilgileri SPK Kanunu'na göre açıklanmakta bulunan ve ülkemizin en iyi bağımsız denetleme kurallarına göre bağımsız uzmanlarla devlet denetçileri tarafından denetlenmekte olan bankalarımızın, bu kanun nedeniyle böyle bir üç aşamalı ve aşırı bürokratik denetime tabi tutulmaları iyi olmamıştır. Son yıllarda, bankalarımızın halka açıklanan ve devlete sunulan finansal bilgilerindeki eksiklikler, denetim eksikliğinden değil, denetlenmiş bilgilere göre zamanında kamu kurumları tarafından önlem alınmamış olmasından kaynaklanmıştır. Temeli BDDK'da hazırlanmış
bu kuralların yapısında, banka bilançolarında önemli yanlışlar olduğu konusundaki bir önyargının izleri vardır. Bu önyargı, tam doğru değildir.
Getirilen 400 sayfalık ek kurallar, sermayesi yetersiz olan bankaları ve ödeme güçlüğü içindeki kredi müşterilerini kurtarma yönündeki çalışmaları, o kadar ayrıntılı formaliteye bağlamıştır ki, belki de birçok bankamız, bu bürokrasiyi aşamayacak ve devlet yardımı almayı istemeyeceklerdir.
Kanunun ve ilgili yönetmeliklerin gerektirdiği bürokrasi aşıldıktan sonra, yardım gören bankanın elde edeceği yararlar da fazla değildir. Konu ile ilgili tartışmalarda, Dünya Bankası'ndan borç alınacağı söylenen 4.2 milyar doların, TL ya da dolar olarak, yardım gören bankalara ödeneceği konusunda yaygın bir yanlış anlayış vardır. Oysa, devlet yardımı, bankalara, nakit olarak değil, devlet tahvili olarak gelecektir. Bankanın bu tahvilleri, vadelerinden önce elden çıkarması yasaktır. Dünya Bankası'ndan gelecek olan 4.2 milyar doları alan Hazine, yardım görecek bankaya, gerekli devlet tahvilini verecek ve karşılığında bankayı borçlandıracaktır. Şimdilik, bankanın alacağı devlet tahvilinin vadesi, faiz haddi, bankanın borcu geri ödeme süresi, elindeki tahvillerin tabi tutulacağı işlemler, belli değildir. Bankanın devlete olan borcunu vadesinde ödeyememesi halinde, bu devlet borcunun, sermayeye dönüşmesi öngörülmüştür. Bu işlem sonucunda, devlet sermayesi oranı ne olursa olsun, devlet temsilcisi, yönetim kurulunda egemen ve banka, devletleştirilmiş olacaktır. Sözü geçen 'bankaları kurtarma' kanununda öngörülen devlet yardımının, ilgili bankalarca fazla rağbet görmeyeceği tahmin edilebilir. Sermayesi ve mali durumu, bu kanundan yararlanmayı kaçınılmaz kılan bankaların da, kanunun yarattığı bürokrasi yüzünden, büyük sıkıntılar çekecekleri anlaşılmaktadır.