Ekonomik politika ve işsizlik

Dünya ekonomik bunalımı, bir çok ülkede özel işletmelere, büyük devlet yardımlarının yapılmasına ve özel işletmelerdeki devlet sermayesinin artmasına neden olmaktadır.

Dünya ekonomik bunalımı, bir çok ülkede özel işletmelere, büyük devlet yardımlarının yapılmasına ve özel işletmelerdeki devlet sermayesinin artmasına neden olmaktadır.  Bunalımdan çıkışı kolaylaştırmak amacıyla yapılmakta olan bu devlet yardımlarının, aynı zamanda, azalmakta olan mal ve hizmet üretimini artıracağı ve artmakta olan işsizliği önleyeceği umulmaktadır.  Bununla birlikte bu gelişme, üretim düşüklüğünün ve işsizlik artışının yaratmaya başladığı sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların, daha da büyüyeceği konusundaki kaygıları artırmıştır.  Gazetemizin dünkü manşeti, işsizliğin geçen kasımdaki “rekor artışı”nı haber vermekteydi.
Ekonomik bunalımlara karşı çabucak  önlem alarak uygulamaya başlamış olan gelişmiş ülkelerde bile, bu bunalım içinde işsizlik oranı, çalışan nüfusun yüzde 6.5-7,0’sine yükselmiş, milli gelirler düşmeye başlamıştır.  Uygulanan önlemlerin önemli bir sonucu da, çok sayıda özel işletmenin devlet mülkiyetine geçmiş  olmasıdır.  Bu yardımlar nedeniyle  şimdi devlet mülkiyetine geçmekte olan özel şirket sermaye paylarının gelecekte yaratabileceği sorunlar ve gelecekteki özelleştirme ugyulamalarının güçlükleri de ayrıca tartışılmaya başlanmıştır. Kuşkusuz devlet yöneticilerini gelecek gelişmelerle ilgili olarak asıl kaygılandıran temel olaylar, son bir yılda ortaya çıkan, işsiz sayılarındaki büyük ve hızlı artışlardır.  Bir çok araştırma, 2009 yılı boyunca ve sonrasında işsizler sayısının artacağını tahmin etmektedir.  TUİK’in açıklamalarına göre  ülkemizdeki işsiz sayısı, geçen yılın ilk yarısında yüzde 9 dolaylarında  iken, Kasım 2008’de, yüzde 12.3’e ulaşmış bulunmaktadır.  Bu günlerde oranın, daha da  yükselmiş ve yüzde 15’i aşmış olmasından korkulmaktadır.  Bu rakamlar, işsiz oldukları halde iş aramadıkları için işsizlik kayıtlarına geçmemiş işsiz sayısı ile birlikte, ülkemizdeki işgücü eksiğinin,  içinde bulunduğumuz 2009’da çok artmış olabileceğini göstermektedir. TÜİK verilerine göre bu oran da kasımda yüzde 18.6’ya yükselmiştir. Bugünlerde oranın yüzde 20yi aşmış olabileceği tahmin edilmektedir.  Günlük haberler de bunalım derinleştikçe, çok sayıda işyerinin kapanmakta olduğunu ve işten çıkarmaların hızlanmış bulunduğunu göstermektedir.  Aslında özel işletmelerimizin yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarının açıklamaları da, artık en güçlü şirketlerimizin bile, işyerini açık ve işçilerini çalışır tutma konusunda son güçlerini kullanmakta olduklarını söylemektedirler.  
Seçim kampanyasının son hamleleri içinde, halkın dikkatleri, ekonomik konulardan çok, siyasal konularda yoğunlaştırılmıştır.  Bu konuda geçen pazar günü (15 Şubat) yapılan ilk işsizliği önleme mitingine 50 bine yakın insanımızın katılmış olması, bunalım derinleştikçe, bu tür açıkhava toplantılarının ulaşabileceği boyutlar hakkında  bir fikir vermiş olmalıdır.  Oysa, yerel seçimler nedeniyle yaratılan siyasal ve sosyal ekonomi-dışı sorunlarla ilgili tartışmalar, gelecekte en önemli sorunumuz olma eğiliminde olan işsizlik sorununun ve ona karşı alınacak önlemlerin ikinci plana itilmesine neden olmuştur.
Bu konudaki gecikmelerin, gelecekte çok büyük zararların ortaya çıkmasına yol açacağından kuşku duyulmamalıdır 
İşsizliğin artmasını önleyecek önlemlerin burada sayılıp dökülmesine gerek yoktur; bu türden önlemler, her gün, ilgili uzmanlarca ortaya konmaktadır.  Ama, ücretler üzerindeki vergi ve sosyal güvenlik sigorta yükleri ile mal ve hizmet satış fiyatları üzerindeki Katma Değer ve Özel Tüketim vergilerinin azaltılması, işten çıkarmayı “en sona” bırakan işyerlerinin özel olarak desteklenmesi, bütçe açığını biraz artırarak, devlet yatırımlarının hızlandırılması, kamu kesimindeki eksik iş gücünün en kısa zamanda karşılanması için işlemlerin hızlandırılması, kısa sürelerde önemli sonuçlar almayı sağlayabilecek önlemlerdir.
Yakın geleceğin ekonomi politikaları ve uygulamalar, işsizliğin önlenmesine ilk önceliği  vermelidir.