Yolsuzluklar ve siyaset

Seçimler yakalaştıkça, adaylarla ilgili yolsuzluk suçlamaları da artmaktadır. Seçime giden siyasal partilerimizin ve adayların, kendi yapacakları işlerden çok, siyasal rakiplerinin kusurlarını anlatarak oylarını artırmaya çalışmaları...

Seçimler yakalaştıkça, adaylarla ilgili yolsuzluk suçlamaları da artmaktadır.  Seçime giden siyasal partilerimizin ve adayların, kendi yapacakları işlerden çok, siyasal rakiplerinin kusurlarını anlatarak oylarını artırmaya çalışmaları, siyaset yaşamımızın geleneksel çarpıklığıdır ve bu seçimde de yinelenmektedir. Geçmişte, seçimle iktidara gelmiş siyasal partiler ve siyasetçilerimizin, bu yolu etkili olarak kullandıkları ve rakiplerinin yaptıkları büyük yanlışların etkisiyle önemli seçimleri kazandıkları düşünülünce, siyasetin pratiği açısından siyasetçilerimizin bu olumsuz davranışlarına hak vermek zorundayız. 
Bu konunun daha derinine incelenmesini siyaset bilimcilerine bırakarak, bugünkü koşullar altında, toplumumuzu bu yönde etkileyebilecek bir önlemi tartışmaya sunmak istiyorum. Bu önlem, siyaset yaşamımızda finansal şeffaflığın sağlanması ile ilgilidir.  
Siyaset yaşantımızdaki şeffaflık eksiklerinin, devletimizin yönetim biçimindeki bozukluklarda ve siyasal yaşantımızda sarsıntılar yaratan yolsuzluk iddialarının çok yüksek sayılara ulaşmasında büyük payı olduğunu sanıyorum. Kuşkusuz, bu aksaklıkların tek nedeni, ülkemizin finansal açıklama kurallarındaki eksiklikler değildir; genel olarak yasalarımızdaki eksikliklerin ve adalet sistemimizin işleyişindeki bozuklukların da bu konuda önemli payları vardır.
Bununla birlikte, siyasal partilerimiz ile yöneticilerinde ve genel olarak siyaset yapan insanlarımızda finansal şeffaflığın sağlanamamış bulunmasının, konumuzla önemli ilgisinin  olduğu da kuşkusuzdur.   
Örnek olarak, siyasetçilerimizin uymaları gereken ahlak ve  hukuk kuralları henüz yasalarla tespit edilmemiştir.  Yıllar önce katıldığım bir denetim işi sırasında, bir milletvekilimizin odun tüccarlığı yaptığını ve kamu kurumlarının ihalelerine girerek kurumlara odun sattığını öğrendiğimde gözlerime inanamamıştım.
Bu işi yapan ‘firma’ bir kişisel girişim olduğu ve topluma finansal bilgi açıklamadığı için, ihalelerde uygulanan işlemlerin kamu kurumlarına zarar vermiş olup olmadıkları da tespit edilememişti. Konu ile ilgili hukuk kurallarımız, bu gün de değişmemiştir ve milletvekillerimizin bu görevleri sırasında ticaret yapmalarını ve başka bir işte çalışmalarını önleyecek bir yasal kural da  henüz uygulamaya konamamıştır.
Yine yıllar önce, ABD’de bulunduğum sırada, ülkenin en saygın bakanlarından birinin, kişisel kabul sınırının (200 dolar, ya da eşdeğeri) çok az bir miktar üzerinde değeri olan bir hediyeyi kabul ettiği halde, bunu devletin görevli kurumuna bildirmeyi unuttuğu için, görevinden ayrılmak ve siyasal yaşamına son vermek zorunda kaldığını görerek şaşırmıştım.
ABD’nin en ünlü ve en saygın devlet başkanlarından birinin, bakanın görevde kalması için verdiği açık desteğe rağmen gerçekleşen bu olaydan sonra, ülkemiz ile o ülke demokratik rejimleri arasındaki büyük farkı çok kıskanmıştım. Geçmişte siyasal yaşantımızı yolsuzluk kuşkuları (şaibe) altında bırakan ve siyasetçilerimizin saygınlığını azaltan asıl nedenin, finansal şeffaflıkla ilgili olduğuna inanıyorum. Siyasetçilerimizin, siyasette şeffaflığın sağlanmasına karşı güçlü bir dirençleri vardır  ve bu direnç yıllar boyu bir türlü kırılamamıştır.
 Önce bu direncin kırılması gerekir; bu da kolay bir iş değildir. Asıl sorunumuz,  ülkemizde şeffaflığı sağlamanın, bunu istemeyen siyasetçinin kararına kalmış olmasıdır. Bu nedenle seçime doğru yolsuzluk suçlamalarının artması ve seçimden sonra da hiçbir şey olmamış gibi siyasetçilerin  yollarına devam etmesi beklenmelidir.
Ülkede şeffaflığın tam sağlanması için alınacak önlemlerin bilinmeyen ve anlaşılmayan bir yanı yoktur.  Bu  konuda, ‘Uluslar arası Şeffaflık Derneği’ (Transparency International) ‘den de yararlanılabilir.  Yukarıda sözü edilen siyasal irade sorununu çözmeden bu alanda sonuç alma olanağı yoktur. 
İş yine siyasal liderlerimize düşmektedir. Bu siyasal irade yoksunluğunu gidermeden sorunun çözümü olanaksız görünüyor.