Başbuğ doğru söylüyor

'Yalnız ekonomik ve sosyal olarak alacağınız önlemlerle terörü ortadan kaldıramazsınız...' Bu sözler Genelkurmay Başkanı'nın ve Başbuğ doğru söylüyor.

‘Yalnız ekonomik ve sosyal olarak alacağınız önlemlerle terörü ortadan kaldıramazsınız...’ Bu sözler Genelkurmay Başkanı’nın ve Başbuğ doğru söylüyor.
Terörü bölge insanlarının sıkıntılarının sonucu sananlar veya sayanlara hoş gelmese de gerçek budur.
Bu işlerde dış oyuncuları görmezseniz işi anlayamazsınız...
Terör Örgütü kendi içinde bir ekonomik ve sosyal gerçeklik olmuşken; hangi ekonomik ve sosyal önlemlerle sonuç alacaksınız?
Terör olsun olmasın, ekonomik ve sosyal önlemleri almak yöneticilerimizin görevi değil mi?
Başbuğ’un sözleri beni 28 Şubat sürecine götürdü. O yakıcı, yıkıcı ve başkalarının çıkarlarına göre Ülkemizi yeniden düzenleyeceği günlere...
Terörle ilgili olarak görüşüyorduk. Başbakan Erbakan konuyu, Güneydoğu meselesi olarak sundu. Ekonomik ve sosyal önlemlerle terör önlenebilir anlamında konuştu. Toplantıda bulunan Orgeneral Çevik Bir Başbakan’ın görüşlerine aynen katıldı. Milli Savunma
Bakanı Turan Tayan konunun başka yönleri de olduğunu anlattı. Ben de ona katıldım ve Orta Anadolu’nun birçok ilinin Güneydoğu’dan daha az hizmet aldığını anlattım.
Çevik Bir bizim konuşmalarımıza katılmadığını, ‘düşündürücü’(?) bulduğunu değerlendirdi.(?) Kendisine kendi konuşmasından örnek vererek karşılık verdim. Görüşlerimiz farklıydı ama elbette karşılıklı saygı içinde görüşlerimizi söyledik.
Nasıl olduysa konuşmalar basına yansıdı.
Çok satan bir gazetemiz haberi ana başlık yaparak ve çarpıtarak verdi: Biz iki bakan Güneydoğu’ya yatırım yapılmasın demişiz;
Ç. Bir de bizi azarlamış...
Düzeltmeye çalıştık. Tam tersine yatırımların artırılmasını, ancak bunun çözüm için yeterli olmayacağını savunmuştuk. Çevik Bir’in bizi azarlaması veya bizim onu azarlamamızın ise söz konusu bile olamayacağını söyledik. Küçücük yazı ile ana başlık düzeltilmiş oldu.. oldu mu?
Şimdi görüyorum ki Orgeneral Başbuğ da bizim gibi düşünüyor. Ne iyi...
Öte yandan!
28 Şubat sürecinin ince oyunların oynandığı ve birçoklarının da ayrımında olmadan bu oyunlarda kullanıldığı bir dönem olduğunu hatırlamalıyız.
Erbakan’ın Başbakan olduğu 54. Hükümet ayrıntıda birçok yanlışlarına karşılık, bence, son on yılların en başarılı hükümetidir. ‘Milli Kaynak Paketi’ ve içindeki ‘Havuz Sistemi’ ile D8’ler başarısını, kamu çalışanlarına yapılan gerçek hesapla yüzde 120 aylık artışını birlikte bir değerlendirin bakalım neler göreceksiniz...
Olumsuz ayrıntılar mı?
Birtakım şeyh taslaklarına Başbakanlık konutunda verilen iftar yemeklerinden başlayarak; ikindi namazı vakitlerinin resmi tatil yapılması önerilerine kadar giden sorumsuzluklar... Şımarıklıklar...
Hükümete savaş açanlar da sorumsuzlukta aşağı kalmamışlardı... Filistin Halkının dertlerini anlatan bir piyesten başlayarak,
hacca giden milletvekillerinin Arafat’taki zikirleri bile irtica olarak sunuluyordu.
O süreç ordumuzu ‘asla, asla, asla’ bulaştırılmaması gereken işlere bulaştırdı.
Nedir o hastalık derecesinde başörtüsü düşmanlığı?.. Nedir o ‘Batı Çalışma Grubu’nun başkanı olduğunu söyleyen orgeneralin cami karşıtlığı?.. Nedir öyle ‘Üniversitelerde ve kışlalarda cami olmaz’ saçmalığını Kazakistan’a kadar taşımaya çalışan zihniyet?..
Diyorum ki, 28 Şubat süreci çok karmaşıktır ve daha yeterince aydınlatılmamıştır.
Ve Türkiye 28 Şubat süreci zihniyetinden bütünüyle kurtulmadıkça, hiçbir konuya
‘akıl ve bilim’ çizgisinden ve ülke yararı açısından yaklaşılamaz.