Cennet dedikleri

Bugünlerde bir TV programı vesilesiyle cennette neler olduğuyla ilgili tartışmalar oldu. Kimi öyle dedi, kimi böyle... Her bilen, bildiğince bir şeyler söyledi... Bilmeyenler de dinledi...

Bugünlerde bir TV programı vesilesiyle cennette neler olduğuyla ilgili tartışmalar oldu. Kimi öyle dedi, kimi böyle... Her bilen, bildiğince bir şeyler söyledi... Bilmeyenler de dinledi... Sanki biraz kafalar karıştı... Varsın karışsın... Denizler durulmaz dalgalar dalgalanmadan, diyelim ve
biraz da denizi biz dalgalandıralım. Yüzyılların ötesinden Şeyh Bedrettin’e soralım. Simavna
Kadısı oğluna... Yıldırım Bayazıt’ın oğlu
Musa Çelebi’nin Kazaskeri’ne... Bakalım o ne söylemiş, ‘Varidat’ adlı eserinde:
“Ahiret işlerinin, cahillerin iddia ettiği gibi olmadığını bil. O işler buyruk, bilinmeyen (gayb) ve meleklerin dünyasıyla ilgili olup, cahil halk tabakasının iddia ettiği gibi, gözle görülen
dünyayla ilgili değildir.
Peygamberler ve halis kişilerin söyledikleri doğrudur. Fakat temel nokta onları anlamamadır. Bunu iyi bil ve hiç şüphelenme ki; cennet, köşkler, ağaçlar, huriler, mallar, ırmaklar, meyvalar, azap, ateş ve benzerleri rivayetlerde söylendiği ve eserlerde anlatıldığı gibi sadece görüntülerle izah edilemez; onların başka anlamları da vardır. Bu anlamları, velilerin halisleri bilmektedirler.
İbadetlerin amacı, gönülleri ölümlü varlıklardan sıyırıp, ebedi ve yüce varlığa yöneltmektir. Fani varlıklara bağlı bir gönülle bin yıl namaz kılsan dahi, hiçbir sevap elde edemezsin.
Bu beden baki kalmayacağı gibi, ölümden sonra dağılan bölümlerinin yeniden birleşmesi de mümkün değildir. Ölülerin diriltilmesindeki amaç, bu değildir.
Sen nerdesin ey gafil! Dünyaya daldığın için Allah’ı anlama yolundaki çabaların azalmıştır.
Bu nesneler ve olgunluklar, senin düşündüğün
gibi değildir. Fakat sen Hak’tan uzaklaştığın
için, onlara yönelmiyorsun. Şayet bunları anlayabilirsen, onları kendine amaç edinip,
gönlünü Allah’a yöneltebilirsin.
Sen, meyvelerle ve başka şeylerle aldatılan çocuğa benzersin. Çocuğa dersten ürkmesin diye, hoşuna gidecek şeylerle benzetmeler yapılır.
Allah’ın buyruğu, kendi zatının gereğidir. Sözle, harflerle, Arapça veya başka dillerle izahtan münehhezdir. Kalem her şeyin gerçeğidir, kendine dair ne hal meydana gelirse yazmaktadır. Huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar, meyvalar ve benzerlerinin tümü, hayal âleminde gerçekleşir, duyu âleminde gerçekleşmez; bunu anla!
Cin de aynı şekildedir, adı da bunu gösterir;
zira görünen duyulardan gizlidir. Onu gören kişi zahirde gördüğünü sanır, gerçek öyle değildir.
O ancak hayal gücüyle kavranabilir.”
Böyle diyor Şeyh Bedrettin, ama biz yine son sözü Yunus Emre’ye bırakalım:
“Cennet, cennet dedikleri
Bir köşk ile birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni...”