Nuru tamam olsun

Varlık dergisinde bir yazar "Bizim eski edebiyatımızı ve bu arada Fuzuli?yi, Nesimi?yi karalayan bir yazı yazmıştı..." Yıl 1972 Ağustos ayı...

Varlık dergisinde bir yazar “Bizim eski edebiyatımızı ve bu arada Fuzuli’yi, Nesimi’yi karalayan bir yazı yazmıştı...” Yıl 1972 Ağustos ayı...
Azerbaycan’dan bir şair ona karşılık yazdı. Yazının başlığı: ‘Yel Kayadan Ne Aparır?’
Bu yazı Varlık dergisinin 1973 Şubat sayısında yayınlandı. Sonu şöyle bitiyordu:
“Bu satırları yazarken bana öyle geldi ki, Nesimi ve Fuzuli yüksek bir kayanın zirvesinde durup Eyüboğlu’nun hücumuna, benim de kendilerini müdafaama gülüyor. Zira bu şahsiyetlerin Eyüboğlu gibilerin hücumundan korkusu yoktur, benim gibilerin de müdafaasına ihtiyacı yoktur... O ki kaldı aşağıdan yukarı kayanın zirvesine yapılan hücumlar...
Bu hususta halk güzel söylemiş: Yel kayadan ne aparır.”
Bu satırların yazarı şimdi artık Nesimi ve Fuzuli’nin meclisine karışmış olan Bahtiyar Vahapzade’dir.
Uzaklarda bir yerlerde, demir perdenin arkasında Bahtiyar bey’in varlığını duyardık. Bu yazıyı okuduk ve uzakların o kadar da uzak olmadığını anladık.
1989’da Kültür Bakanıydım. Bahtiyar bey’in, yanında dostlarıyla beni ziyarete geleceklerini söylediklerinde ne kadar heyecanlanmıştım... Kapıda bekledim... Kucaklaştık ve ilk soruyu sordum: “Bahtiyar Muallim, yel kayadan ne aparır?” Anında karşılık verdi: “Heç nerse aparabilmez!..”
O yazıyı yazan yazarın adını kim hatırlar? Fuzuli, Nesimi ve Bahtiyar hep hatırlanacak... O yüksek kayanın başında şimdi Bahtiyar bana bakıyor ve benim kendisi hakkında yazı yazmama gülüyor mu, acaba?..
İlk karşılaşmamızdan sonra çok görüştük. Bakü’ye her gidişimde Bahtiyar beye uğradım ve sofrasına oturdum.
O ne zengin sofraydı öyle... Şiir, Edebiyat, Türlük bilgisi ve Varlık bilgisi...
Bakü’ye ilk gidişim 1990... Rüyaların gerçek olduğu o ilk gezi... ‘Koz mürebbe’ ile de tanıştık. Güzel bir tat...
Çok beğendim. Yanımdakiler benim için birkaç kavanoz almak istediler. Yok... Bahtiyar bey kalktı gitti ve kucağında ‘ceviz reçeli’ kavanozlarıyla döndü... Onun için, Bakü’de olan bir nesne yok yoktu... O, cadde de yürürken insanlar iki yana açılır selamlardı... O, alışveriş etse kimse para almak istemezdi. O, Azerbaycan’ın sevgilisiydi, sevdiğiydi, sesiydi, vicdanıydı.
Yıllar sonra bir gidişimde Kültür Bakanı dostum Polat Bülbüloğlu “Bahtiyar’ın yeni bir eseri var birlikte izleyelim” dedi. Sevinçle... Tiyatroda bir yanımda Bahtiyar bey, öteki yanımda Haydar Aliyev... Ve ‘Özümüzü Kesen Kılıç.’
İlerleyen dakikalarda gözlerimden akan yaşları silmek için mendil çıkarırken baktım Haydar Aliyevde gözyaşlarını siliyor...
Bu eseri Karabağ kökenli değerli şair Yavuz Bülent Bakiler Türkiye Türkçesine aktardı; Kazak Türkçesine de aktarttık. Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin değerli yöneticisi Raimbek Seytahmet Türkistani sahneye koydu. Yardımcısı Saye Kasımbek ve oynayanlar çoğunlukla Kazak Türk’ü gençler... Onlarca defa izledim. Ve hep etkilendim. İzleyen herkes etkilendi. Türkiye’nin birkaç şehrinde Türkiye Türkçesi ile Kazakistan’da Kazak Türkçesiyle sahnelendi.
Bir seferinde Nursultan Nazarbayev Türkistan şehrine gelmişti. Bu eserden söz edildi. “Onbeş dakikalığına görmek istedi ama sonuna kadar ayrılamadı...”
Bahtiyar bey bir köşe yazısı boyutlarında nasıl anlatılabilir ki?.. Gül bahçesini gör de baharı anla diyelim.
Bence o yaşayan en büyük şairimizdi ve yazarımız ve düşünürümüz.
Gelmiş geçmiş en büyük şairimiz Yunus Emre hakkında yazdığı şiiri ile bu yazıyı tamamlayalım:
Bir yerde öldü nasıl bin yerde doğdu?
Şiirindeki hikmetli satırlarda doğdu
Bir yerde öldü nasıl bin yerde mezarı
Kazılır çünkü her gün gönüllerde mezarı
Otlarda çiçeklerde ve güllerde mezarı
Efsane mi gerçek mi bu insan nasıl insan?
VARLIK SESİDİR O, KOPMUŞ TÜRK’ÜN KOPUZUNDAN
Işıktan alemlerde ışıklar içinde ışık olsun onlar.
Nurları tamam olsun...