MHP'deki liderlik yarışı ve 'başkanlık' macerası

MHP sadece bir misyonun temsilcisi olarak değil, parlamenter demokratik sistemin kilit taşlarından biri olarak da hala önemli bir siyasi partidir.

7 Haziran Genel Seçimleri’nden sonra tüm partilerin tekliflerine “hayır” diyerek bir koalisyon hükümeti kurulmasını engelleyen MHP lideri Devlet Bahçeli, 1 Kasım’da hem partisinin hem de kendisinin dramatik şekilde güç kaybetmesine neden olmuştu.

Bahçeli’nin stratejik hatasıyla MHP’ye oy veren seçmen sayısı beş ayda 7.5 milyondan 5.5 milyona geriledi. Bir diğer ifadeyle “her şeye hayır” stratejisi 2 milyon seçmene ve 40 milletvekiline mal oldu. Partinin oy oranı %16.29’dan %11.9’a düştü. Ve dahası MHP, ideolojik karşıtı olan HDP’nin ardından Meclis'teki dördüncü parti olabildi.

Aslında bu, Devlet Bahçeli’nin siyasi kariyerinde yapmayı başardığı ikinci stratejik hataydı. Bahçeli, ilkini 2002 seçimlerinin hemen öncesinde yapmıştı. 1999 Genel Seçimleri’nden kısa bir süre önce Öcalan’ın Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirilmesinin yarattığı etki sayesinde MHP % 18'lik oy oranına erişerek tarihi bir fırsat yakalamış ve koalisyon ortağı olmayı başarmıştı. Bununla birlikte koalisyon ortağı DSP’deki iç gelişmeleri “kendisine karşı bir tuzak kurulmakta olduğu” şeklinde okuyan Devlet Bahçeli, bir sabah ansızın, koalisyonun dağılmasını neden olan “erken seçim” çıkışını yapmış ve ertesinde Türkiye 2002 Genel Seçimlerine gitmek zorunda kalmıştı. Bahçeli’nin o ilk stratejik hatası, sadece MHP’nin %8’le barajın altında kalmasına neden olmamış, aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (şimdilik) 14 yıllık iktidarına da kapı aralamıştı.

Bahçeli’nin bizzat neden olduğu tüm bu alt üst oluşlara rağmen, 4 partili parlamento tablosundaki varlığıyla MHP sadece bir misyonun temsilcisi olarak değil, parlamenter demokratik sistemin kilit taşlarından biri olarak da hala önemli bir siyasi partidir.

Son dönemde MHP içinde sürdürülen ve mahkemeye taşınan liderlik yarışı, yalnızca ülkücü camiayı ve MHP seçmenlerini ilgilendiren bir olay olmaktan çoktan çıktı. Çünkü, ülke siyasetini kökünden kilitleyen, kimi yorumculara göre “yaşadığımız tüm kanlı ve kaotik sürecin asli nedeni” olarak gösterilen “Başkanlık” macerası içinde “Game Changer” (Oyun Değiştirici) etki yaratabilecek iki siyasi adresten biri MHP. Bu nedenle de, “Başkanlık” sistemi ile ilgili lehte veya aleyhte hesabı olan her siyasi merkez için MHP liderinin değişmesi ihtimali, hayati derecede önemli bir konu.

Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu merkezlerin her biri, şu ya da bu yönde, şu ya da bu lider adayı konusunda müdahil olma arzusu duyacaklardır. Hangi aday MHP’nin yeniden % 20’lere yaklaşmasını sağlayacak potansiyele sahip görünüyorsa bilin ki o aday, başkanlık rüyası gören siyasi merkezler tarafından daha fazla engellenmeye çalışılacaktır. Ya da tersine, parlamenter demokratik sistemin devamını arzulayan tüm siyasi merkezler o adaya daha fazla destek sağlamayı tercih edeceklerdir.

Özetle, MHP’nin kendi iç işiymiş gibi görünen mevcut liderlik yarışı, ülkede yaşayan her siyasi merkezi doğrudan ilgilendirecek sonuçlara gebe görünüyor. Belki de kurultayın yapılması için MHP’li muhaliflerin toplamış olduğu 543 imzanın işleme konması ile ilgili olarak 8 Nisan’da karar verecek olan mahkeme başkanı, sadece hukuken değil, aynı zamanda siyaseten de son dönemdeki en zor ve en stratejik kararlardan birine imza atmış olacak.