'Devlet politikası'

Kendim izlemedim, internette yayımlanan Sesonline haber sitesinde okudum: Habertürk kanalında konuşan emekli Koramiral Atilla Kıyat, 1993-1997 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da işlenen "faili meçhul cinayetler" ve "gözaltında kaybedilenler" hakkında açıklamalar yapmış.

Kendim izlemedim, internette yayımlanan Sesonline haber sitesinde okudum: Habertürk kanalında konuşan emekli Koramiral Atilla Kıyat, 1993-1997 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da işlenen “faili meçhul cinayetler” ve “gözaltında kaybedilenler” hakkında açıklamalar yapmış. O cinayetlerin “devlet politikası” olduğunu, o dönem yüzbaşı, üsteğmen olan kişilerin emir üzerine bu cinayetleri işlediklerini ve dönemin cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının ve genelkurmay başkanlarının hesap vermesi gerektiğini söylemiş.
Haberde bir yanlışlık yoksa, Atilla Kıyat ünlü Fransız yazar Emile Zola’nın “Suçluyorum!” başlıklı yazısındaki cesaretin aynısını, belki daha da büyüğünü göstermiş demektir.
“Devlet politikası” terimi, yasaması yargısı yürütmesi ve askeriyesiyle tüm devlet kurumlarının katıldığı politika, anlamına geliyor.
Kıyat şöyle demiş:
“O zaman maalesef ülkeyi idare edenler, faili meçhulleri de terörizme önlem olarak gördüklerini düşünüyorum. Çünkü bir üsteğmen, ‘Ben Hasan’la Mehmet’i bir halledeyim de bu terörizmi bitireyim’ diyemez. Birileri emir verdi.”
Kıyat o yıllarda yapılanların “bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep” olduğunu da söylemiş. Yalnızca o yıllarda mı? Daha öncesini ve 12 Eylül dönemini belki de artık herkes biliyor diye anmamıştır.
Kürtlerin ‘inkâr ve imha’ adını verdiği, ‘kirli savaş’ diye de anılan olaylardır bu suçlamanın konusu. Bir gün ibret dolu ciltler oluşturacak. Kıyat’ın açıklaması, karşılık bulsun ya da bulmasın o ciltlerde tarihsel, yüz akı bir davranış olarak yer alacak.
Şimdi sıra bu suçlamanın muhataplarında. İzleyip göreceğiz.
*
Televizyonlarda çokları habire Kürtlerle nasıl da bin yıllık kardeş ve akraba olduğumuzu, Rusların işgaline karşı ve Çanakkale’de nasıl da birlikte savaştığımızı vb vb anlatıyor. Ninni niyetine, günde üç öğün. Yarım hekim candan, yarım imam imandan edermiş: Kürtlere biz sizin adınızı önce güncel ortamdan, sonra siyasi coğrafyadan, en sonunda da sözlüklerden sildik, üstünüzde onyıllarca en acımasız devlet terörünü uyguladık demiyor hiç bu muhteremler.
Ve Fatih Altaylı, kirli savaştaki tecavüzlerden söz eden Avukat Eren Keskin’e taciz tehditleri savurduğu programına devam edebiliyor. Bir utanç dönemi geçirdiğine ilişkin belirti ne kendisinde var, ne de programına katılıp ona payanda olanlarda.
Ve Tansu Çiller, atlı-yatlı hayatının içine yayılmış, “kurşun atan”lara onay vermek, Madımak canilerini mağdur saymak gibi sabıkaları hiç yokmuş gibi rahat ediyor.
Ve eski General Kenan Evren hesap vermeden ölmek istiyor. Süleyman Demirel, kendisini ve Ecevit’i dört duvar arasına kapatan bu şahsı sırtlamaktan usanmıyor, herhalde Devlette Devamlılık adlı çok perdeli komedi uyarınca...
Böyle bir ortamda Kıyat’ın gerçekliğe gösterdiği saygı, ilaç gibi geliyor insana. 

Dil Meseleleri
Cumhuriyetin ağır, zora dayalı asimilasyon politikalarına olgu olarak yığınla örnek verilebilir. Ayrıca, “temsil” adıyla dilde de yer bulmuştur bu politika.
Ahmet İnsel’in 3 Ağustos Salı tarihli Radikal’deki yazısında, Dipnot Kit.tarafından yayımlanan “Umumi Müfettişler Toplantı Tutanakları - 1936”dan söz ederken kullandığı “temsil” sözcüğünün bu bağlamdaki anlamı ‘asimilasyon’dur. İnsel’in yazısında geçtiği yer şöyle:
“dönemin Türkiye devleti yöneticilerinin imha ile ‘temsil’ yani ‘Siz Kürt değil Türksünüz’ yönünde telkin politikaları arasında bocaladığı görülüyor”.
 Buradaki “temsil” işte tam o temsil: Arapça ‘misl’ (benzer/i) kökünden türemiş. Anlamlarından biri, “özümleme, alınan gıdanın uzviyete dâhil edilmesi, fr. assimilation” (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, Aydın Kit., 1993).
*
İşte dünkü gazetelerin haber verdiği, çiçeği burnunda bir ‘temsil’ örneği:
Van’da bir parka Feqiyê Teyran adının verilmesi valilikçe yasaklanmıştır. Gerekçe, ilgili yönetmeliğin 24. maddesi.
Bu maddede şöyle bir hükmün yer aldığı anlaşılıyor:
“Mahalle, sokak, cadde, bulvar, meydan ve benzeri yerlerin adları Anayasa’nın temel ilkelerine, yürürlükteki mevzuata, genel ahlaka aykırı, ayrımcılığa ve bölücülüğe yol açabilecek nitelikte tespit edilemez. Yabancı dil kurallarına göre teşkil edilmiş kelime ve ifadeler ile müstehcen ve gülünç adlar konulamaz.”
Kendi yurttaşlarının adlarını ve kültürlerini yasaklayan bir devlet! Bu yasak ve yönetmelik hükmü acilen kaldırılmalı, devlet belediyelere ve kararlarına saygı duymalıdır. 

Ayrımcılık
TMK mağduru çocuklarla ilgili yoğun mücadelenin öncülerinden Mehmet Atak, yaş ayrımcılığı yaptığıma ilişkin iyi bir eleştiri yolladı. Dicle Haber Ajansı’nın, Günlük gazetesinde yayımlanan ve geçen hafta bu sütunlarda da değindiğim sorularına verdiğim yanıtlarda şöyle demiştim:
“Bence Tarık Ziya Ekinci, Gencay Gürsoy ve Büşra Ersanlı gibi barışa emeği geçen âkil kimseler başta olmak üzere, yaşına ve başına herkesin saygı duyacağı bir komisyon oluşturulabilir. Böylece ‘açılım’ sürecinin sivil yani devlet dışı kesimlerinin çabaları daha iyi toparlanabilir.”
Mehmet Atak yaş ayrımcılığı konusundaki eleştirisinde haklı. “Âkil kimseler”den söz ederken
işin içine yaşlarını da katmakla düpedüz tutuculuk etmişim. ‘Herkesin saygı duyacağı bir komisyon’ demek yeterli olurdu. Atak’a teşekkürlerimle. 

Duyuru
“İstanbul’da Farklı Dinlere Mensup Kadınlar” paneli
Moderatör: Doç. Dr. Oğuz İçimsoy
Konuşmacılar: Dr. Kornilia Bayvertyan, Melisa Çalımlı, Prof. Dr. Aynur Koçak, Karen Gerson Şarhon
Tarih: 7 Ağustos 2010 Cumartesi
Saat: 13.00
Yer: Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı,
Kadir Has Caddesi, Fener Vapur İskelesi karşısı,
Haliç, Fener / İstanbul
Tel. 0212 621 81 34 0212 523 74 08
kadineserleri@gmail.com
istanbulkadin@gmail.com

İnsanlar
İri bir pan yürüyor, bazen yavaşlasa da. Yüzünde fena
gölge, siz tanımıyorsunuz. “Merhaba”sını duyup tanıyorsunuz birden, “A... merhaba!”
Kıkırdıyor geçerken.

http://necmiyealpay.blogspot.com