Feminist eleştiri

Bu cumartesi, İstanbul Beyoğlu?ndaki Amargi Feminist Kitabevi?nde Prof. Dr. Jale Parla?nın konuşması var.
Feminist eleştiri

Jale Parla

Bu cumartesi, İstanbul Beyoğlu’ndaki Amargi Feminist Kitabevi’nde Prof. Dr. Jale Parla’nın konuşması var. Başlık: “Kadınların Destanı Yazılabilir mi?” Hareket noktası: Ayla Kutlu’nun “Kadın Destanı” ile Latife Tekin’in “Muinar”ı.
Hem edebiyat hem de feminist eleştiri açısından önemli bir konuşma haberi bu. Dinleyebilecek olanlar şanslı. Dinleyemeyecek ya da konuşmanın yazılı olarak da elinde bulunmasını isteyecekler için Amargi dergisinin bir iyilik yapıp metni ve belki soru-yanıt faslını yayımlamasını dileyelim.
Jale Parla’nın Amargili kadınlara bildirdiği üzere konuşmanın amacı, “iki edebiyat metni üzerinden, feminist eleştirinin geldiği yeri tartışmak”. İki de tadımlık soru eklemiş bu
tanıtıma Parla. Düşünmeye ele almak istediği kitapların adlarından başlamamızı sağlayan, nefis sorular: 
“En erkek egemen edebi tür olan destan türünden kadın destanı çıkar mı? Kadının destanı olur mu?
İkinci yapıtımızın adı ise Muinar ve bize söyleniyor ki Muinar yardımcı anlamına geliyor. Yardım eden olunca mutlaka bir yardım edilen ve o yardımı gerektiren bir iş olmalı. Burada da bir edimden ve o edimin en az iki öznesinden söz ediyoruz. Yani edimsellik üzerinden en eylemsel anlatı türü olan epik’e belki biraz da yaklaşıyoruz. Ama henüz Latife Tekin’in kitabına bir epik dememiz için erken. Yalnızca başlığına bakarak böyle bir şey söyleyemeyiz zaten; nasıl ki, Ayla Kutlu, kendi yapıtına ‘destan’ demesine rağmen, bunun nasıl bir destan olduğuna, o yapıta daha yakından bakmadan karar vermekte acele etmememiz gerektiği gibi.”
Feminist eleştiri biraz da bu tür soruları sorup peşinden gidebilmek demek. Çekici değil mi?
Dinlemeye gitmeden önce vakti olanlar herhalde “Kadınlar Dile Düşünce” adlı kitaba ve Amargi’nin yeni sayısına göz atacaklardır. Jale Parla’nın “Kadınlar Dile Düşünce”deki “Kadın Eleştirisi Neyi Gerçekleştirdi?” başlıklı yazısı, hem edebiyat eleştirisi tarihinin hem de feminizmin bu eleştiriyle nasıl ilişkilendiğinin derli toplu (aslında sıkı ve eleştirel) bir biçimde anlatıldığı eşsiz bir yazıdır.
Aynı kitapta, batı edebiyatına ve Türkçe edebiyata toplumsal cinsiyet temelinde bakan daha
özgül yazılar da var.
Feminist eleştiri, edebiyat kadar diğer disiplinlere de daha önce bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen bir boyut getirdi. Bir çözümleme aracı olarak feminizm devrimsel bir gelişme içinde. ‘Cinsiyetçilik’, ‘toplumsal cinsiyet’, ‘erkek egemen iktidar yapıları’ gibi büyük kavramlar, varlığını feministlere borçlu.
Amargi dergisinin bu 10. sayısında da, tekil yazıların yanı sıra, “Feminist Politika Üzerine Düşünceler” adlı bir bölüm ve “Kadınlar, Karşılaşmalar, Dokunmalar” başlıklı bir dosya var. Arada “Hülya Koçyiğit” gibi popüler adlar ve epey de tartışma yazısı göze çarpıyor.
Aksu Bora’nın üç yazısından özellikle ilki, feminizmin ne olup ne olmadığı konusunda ufuk açıcı. Feminizmin radikal bir politika olduğunu söylüyor yazar orada ve buna,  ‘Sosyal Haklar İçin Kadın Platformu’ tarafından ‘Sosyal Sigorta ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’ konusunda hazırlanan metni örnek veriyor.
*
Bütün bunlar olurken, kadına karşı uygulanan şiddeti araştırmayı kendine görev bilen bir feminist, Hülya Tarman, herhalde gerçekleri ortaya çıkarma yetisinden
duyulan korkuyla, bir provokasyonla bertaraf edilmeye çalışılıyor. Komplo korkunç: Takvim gazetesi 2007 Haziran’ında Tarman’ın adını ‘intihar bombacısı’na çıkaran bir haber yayımlıyor. Bu haber hâlâ gazetenin internet sitesinde.
Şiddet karşıtı bir gönül sahibine yapılabilecek en büyük kötülük ne olabilir diye epey düşünmüş olmalılar bunu bulmak için... Sonra Star’da Necdet Şen’in bir yazısında aynı yönde imalar yer alıyor ama, o yazı şu an Star’ın sitesinde yok.
Elbette dava açmış Tarman. Son dakika haberi, tam bir sürpriz: 17 Eylül Çarşamba. Star gazetesine karşı açılan dava Hülya Tarman’ın lehine sonuçlanmış, tazminata hükmedilmiş. Takvim’e karşı açılan davanın duruşması 7 Ekim’de...

Ayıp

11 Eylül 2008 tarihli Akşam gazetesi, Serdar Turgut imzalı yazı. İzlediğim yazarlardan değil kendisi; yazı bir internet grubuna gönderildi, bu ne diye.
Gerçekten de, gözünüze inanmakta güçlük çekersiniz. İlk tepkiniz kuşkulanmak olur: Acaba bu zavallı yazar da internette örneğine çok sık rastlanan o tahrifat belasına mı uğradı diye. Gazetesinin resmî sitesine bakarsınız, yazı orada da tıpı tıpına öyledir. “İroni olamaz mı” diye ısrar etmek istersiniz ama, bu açıdan da hiç şansınız yoktur; o galiz küfürler, o tür bir ırkçılık, ironinin ufkundan bile geçemez...
Tarzla açıklanacak gibi değil bu yazı. İkinci Kırıkkanat vakası diyenler haklı; fazlasıyla haklı. Duygu aynı duygu, üstüne had safhada bir erkek saldırganlığı eklenmiş.
Nedir bu gerçekten? Nasıl yazılabiliyor? Neden kınayan yok? Bir arkadaşıma soruyorum gördün mü o yazıyı diye, görmemiş, ama şunu biliyor: Serdar Turgut epeydir bir meczup misali, hem bu tür yazılar, hem de bazen bunun tam tersi olan yazılar yazmaktadır, sonuçta ciddiye alan kalmamıştır kendisini... Nihat Genç’inkine benzer bir tablo.
Kaynayan kazanın nesidir peki bunlar? Supabı mı, harlatıcısı mı, oyalayıcısı mı? ABD’deki gibi bu tür hatip sayısı neden artmaktadır? 
Belki toplumbilimcilerin bir bildiği vardır.

Barış

“Ateş etme, konuş!”

Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kapatılmasına karşı imza kampanyası açıldı. Metin şöyle:
“DTP’yi kapatmayın, Vekillere dokunmayın! 
Siyasal demokrasinin sınırlarının kısıtlanması değil genişlemesi için, adalet duygusunun güçlenmesi ve yaygınlaşması için, Kürt sorununda demokratik barışçıl çözüm umutlarının kör elmemesi için Demokratik Toplum Partisi kapatılmamalıdır.
DTP’yi kapatmayın Vekillere dokunmayın!”
Umarım, “Ateş etme, konuş!” diyenlerin sesi kesilmez, DTP kapatılmaz. İmza vermek için adres: 
http://dtpkapatilamaz.blogspot.com
dtpkapatilamaz@gmail.com