1 ayda aksanlı Türkçe

Bilgi Üniversitesi'nin 'Yaşama Sanatı' programları insanda fırından çıkmış taze pide etkisi yaratıyor. Öyle tahrik edici.

Bilgi Üniversitesi'nin 'Yaşama Sanatı' programları insanda fırından çıkmış taze pide etkisi yaratıyor. Öyle tahrik edici.
Sonuçları kestiremiyorum tabii. Mesela Selçuk Erdem'in 'Karikatür' atölyesinde ne yaparak 10 haftanın bitiminde bir Selçuk Erdem olunabilir; söylesinler bana, tüm mal ve can varlığımı sereyim ortaya. Ya da Nesrin Topkapı'yla 'Oryantal Dans', bırakın Nez mertebesini, evde yemek olmadığında durumu kurtaracak kıvama getiriyor mu insanı?
Bilgi'de vaktini börek açarak/yazı yazarak geçiren kendi halinde amatörlerin katılabileceği kurslar da var, daha profesyonellere hitap edenler de.
Mesela Türkiye'de modern dans denince akla gelen en esaslı isimlerden Beyhan Murphy'nin 'Beden Laboratuvarı' atölyesi dansçılar ve sporcular için tasarlanmış. Pilates tekniğiyle bedeninizi 'akort' ediyorsunuz.
Murphy'nin bir de 'Oyuncularla Kinetik Laboratuvarı' çalışması var; sahnede 'beden gücü'nü daha aktif hale getirmeyi amaçlıyor. Bütün o öğrenilen tekniklerden, edinilen kimliklerden filan arınıyor, daha sahici bir oyunculuk sergiliyorsunuz. Kitapçıkta 'katılım koşulları'nın altına 'cesaret, konsantrasyon, ciddiyet ve oyunculuk geçmişi' diye sıralamışlar. Bende bulunmayan 4 adet özellik yani. Sizde varsa, ne âlâ. O zaman tarihi kaydediniz bir yana: İlki 18, 19, 20 Ekim. İkincisi 25, 26, 27 Ekim.
Beyhan Murphy ile Dulcinea'da karşılaştık. Ben onu uzaktan uzaktan pek beğenirdim. Canlısı da son derece etkileyici. Güçlü bir karakter.
Tuhaf bir biçimde çok iyi Türkçe konuşuyor; sıfır aksan. Tuhaf dememin sebebi, hayatında yurtdışında geçmiş yıllar artı yabancı bir eş var. Ve buna rağmen hiç çaktırmayan bir telaffuz. 'Eağmmmm, nassiiil diyyorrlar siz' yerine, neredeyse Orhan Boran Türkçesiyle karşılaşıyorsunuz. Bir nevi Kemal Derviş durumu.
Halbuki bakınız Lale Mansur ne güzel unutmuş Türkçeyi hemencecik ve itinayla. Ne şık vurgular ve 's' harfi ağırlıklı yeni bir pronunciation edinmiş and she works so hard to keep it. Çok özür dilerim buraları
İngilizce yazdığım için, I'm trying to make it easier for Mansur. Cumartesi akşamı Hülya Avşar Show'daydı Lale Mansur ve Kubilay Tunçer. Ki QB deniyor biliyorsunuz; Kubilay QB Tunçer. Neyse, severim ben onu. Lale Mansur'u da beğenirim. Fakat zaplarken zıplarken bir baktım, o kadar senedir tanıdığımız oyuncu, enteresan bir biçimde konuşuyor.
Biliyorsunuz, ikili 'Olağan Mucizeler' isimli oyunu, bir ay boyunca Edinburg'da sahneledi. İngilizce olarak. Valla helal olsun; hiç kolay iş değil.
Ama koskoca kadın olduktan sonra senelerce konuştuğun dili bambaşka bir telaffuzla çıkart ortaya, valla o da kolay iş değil. Lale Mansur, bütün akşam 3 ay dil kursuna gidip döndükten sonra aksan yapan gençler tadındaydı. Haddinden fazla 's' vurgusu, birkaç ay/yıl öncekiyle alakası olmayan bir diksiyon.
Aslında bütün akşam demek biraz yanlış. Yahu ben mi abartıyorum diye sonuna kadar seyrettim. Ve birkaç kere şöyle oldu: Mansur kahkahalar attı, rahatladı, en rahatladığı anlarda unuttu ve aynen bizim gibi, eskisi gibi, buralı gibi Türkçe konuştu. Sonra hatırladı! Ve hop, derhal kendine çekidüzen verip İngiliz aksanına döndü!
İnanın çok güzeldi.