80'lere güzelleme

İlkokulu bitirip hâlâ kâbus olarak gecelerimi zehirleyen ilim irfan yuvasına adım attığımda sene 1979' du.

İlkokulu bitirip hâlâ kâbus olarak gecelerimi zehirleyen ilim irfan yuvasına adım attığımda sene 1979' du. Ve ilk senemizin en ilginç süslerinden biri, sonradan kaldırı-lan 'dress day'lerdi.
Ayın belli bir günü o uyuz forma askıda bırakılır, okula gardıroptan en seçkin kostümler kuşanılmış gelinirdi. Bizim çoluk çocuk halimizden bir şey çıkmazdı ama lise sonlar muazzam olurdu. Kürkler, yüksek topuklu daracık çizmeler, diz hizasında evaze etekler, kalın kemerler, göz kapaklarında mavi farlar, ağırlığı altında kambur olunan takılar, Charlie'nin çeşitli meleklerini andıran şekil şemail...
Yıllar geçerken... Sezen Aksu'nun 'Sen Ağlama, dayanamam, ağlama göz bebeğim sana kıyamam'ını gün içinde 3500 kere dinlediğim için, kasedi elimden alan babama karşı Lara'msı bir cezalandırma niyetiyle arka balkonda çeşitli ölçümler yaptığımı... Mahallenin kuaförüne elimde kesilmiş bir resimle gidip saçlarımı tabii ki 'aslan
yelesi' kestirdiğimi... 'Flash Dance'
havalı tozluklarımı, beyaz çizmelerimi... Ve tabii ki çok daha fazlasını dehşet içinde ama gayet net hatırlıyorum. Tarık Akan'ın bilmemesi tuhaf; 'Beyaz Gölge'yi de ayrıntılı olarak anlatabilirim, ihtiyacı olursa...
Eve video alanlara yapılan 'Vizontele' muamelesi... Cybill Shepherd'la Bruce Willis'in sonradan Çarkıfelek'in de ana teması olacak 'Ne seninle ne sensiz' durumları... Cenk Koray'ın kutumuzu açması...
Günler öncesinden yapılan bir organizasyonla
'karşı'dan deniz otobüsüne binilerek
gidilen memleketin ilk mühim alışveriş merkezi Galleria...
Üniversiteye girdiğim sene ('86) çok çeşitli avize küpelerim ve 18 yaşında olmama rağmen şimdi kendimde göremediğim sonsuz bir özgüvenle giydiğim leopar bir kabanım vardı! Saçımı Cyndi Lauper'ın 'Girls just wanna have fun' modeli yandan tek kuyruk yapardım! Evet bunu da yapardım! Ama yemin ederim ki hiç füzom olmadı (Füzo eşittir bacakları protezmiş gibi gösteren tabanı lastikli pantolon).
Perşembe gecesi Babylon'da işte o günleri andık. Eğlenceli bir seksenler (bir lokma da yetmişler) partisi vardı; 'Aynalı Top Altın Pop'.
Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin yönetmeni Görgün Taner'le DJ Styleist diye de bilinen Metehan'ın seçtiği parçalarla komik danslar ettik. 'Eye of the Tiger'dan
'Big in Japan'e gittik. 'Cinsel tercihini özgürce' değil de gayet 'muhafazakâr' biçimde
erkeklerden yana kullanan en yakın kadın arkadaşlarımdan biri, 'Kızım var ya ben bu Madonna'ya ver...' diye başlayan bir cümle kurdu.
Arada Safran usulü Ajda attırmacalar da oldu tabii. 'Hoş gör sen, affet gitsin aldırma. Büyüklük sende kalsın sonunda. Sen sarıl
o sana sarılmazsa. Sen unut unutmazsaaaaa...'lar sayesinde otuzunu aşmış her normal kadın gibi, tüm Ajda şarkılarına eksiksiz vokal yapabileceğimizi bir kere daha kanıtlama imkânı bulduk.
Yirmi sene öncesinin müziği de, modası da, son bir yıldır acayip revaçta. Kendini partiler, klipler, podyum esintileri şeklinde hissettiriyor. Seksenlerle aşk
meşk ilişkisi olmamış seksen doğumlular arasında bile tuhaf bir heyecan yaratıyor.
Hayır entel olamam!
Geçen hafta burun ve kulak deliklerimizden çıkan film şeritleriyle son buldu. İki bağımsız ve bir 'bağımlı'nın burada hafifçe kulağını çınlatmak isterim.

  • Otuzundan sonra hayat nasıl da zorlaşıyor dolaylarında seyreden bir kahveli kadın öf pöfünden sonra girdiğimiz
    'Yıldönümü Kutlaması' evet otuzundan sonra hayatın nasıl da zorlaştığını, havuzlu, partili şık bir LA atmosferinde gösterdi. Bütün o boşa koysan dolmama, doluyken de almama durumları,
    hayatın yalçın kayalıkları... Çifte hediye babında getirilen ecstasy haplarının atıştırılmasıyla da önce sevgi çemberi, sonra
    yüksek dozda tahammülsüzlük biçiminde gelişen
    iş, aşk, komşuluk ilişkileri... Ah, insan büyüdükçe sekiz yaşındaki inisiyatifsizliğini
    özlüyor.
  • Ama o zaman da hayat kolay değildi! Kitabı bağımlılık yaratan 'bağımlı'larından birini; 'Harry Potter'ı da görme imkânı oldu hafta içinde. Hakikaten merak içindeydim; kitabı yutan sekiz yaş üstü çok tanıdığım vardı çünkü. İnsana kendini iyi hissettiren bir tatlı masal 'Harry Potter'. İyiler galip gelip fesatların fesatlıkları karşılıksız bırakılmayınca seviniyor, pamuk helvanızdan bir tutam pembe pamuk daha almak istiyorsunuz. Israrla çocuk filmi olmadığını,
    daha ziyade yetişkinlere hitap ettiğini söylüyorlar ama şüpheliyim...
  • 'Otel'den ise pek ümitliydim. Yönetmeni Mike Figgis'in film ekibine çektiği tatlı-sert ültimatomu haftalar önce Yeşim gösterdiğinde, kendisine karşı içimizde minik sevgi pıtırcıkları yeşermişti. Nicholas Cage'li 'Leaving Las Vegas'ın da yönetmeni olan Figgis, bu âlemlere girmeden önce Londra'da müzik okumuş ve bir İngiliz R&B grubunda faaliyette bulunmuş. Renkli bir arkadaş yani.
    Filme gelince... Salma Hayek, Ornella Muti, Burt Reynolds, Lucy Liu, Saffron Burrows şeklinde 'celebrity' sülalesi, Prada'dan Armani'ye de sponsor silsilesi vardı ama
    'Otel' yordu bizi. Fırfır üstü volan, kenarı ekose, altı püskül... Yani oyun içinde oyun... Film sonunda bana hitaben 'Biz bunlardan kurtulmaya çalışıyoruz, sen başımıza entel kesildin' dendi. Bunu da mı duyacaktım!