90'lı insan olur mu?

Salı akşamı Blonde Redhead konserine, İstanbul Modern'e gittik. Tuğrul Eryılmaz olsa ilk sırayı paylaşabilirdik ama kapı izdihamına sinir olup dönmüş, dolayısıyla en yaşlı galiba bizdik!

Salı akşamı Blonde Redhead konserine, İstanbul Modern'e gittik. Tuğrul Eryılmaz olsa ilk sırayı paylaşabilirdik ama kapı izdihamına sinir olup dönmüş, dolayısıyla en yaşlı galiba bizdik!
Bir Sevin Okyay vardı ortalamayı yükselten, hadi bir nebze de Serhan Ada diyelim, bir de lise arkadaşımla sevgilisini gördüm. Geri kalan herkes, Allahım, nasıl ama nasıl gençti.
Ohoo, sen Radar'a bak, dediler.
Bizimkiler hafta sonu çekilen fotoğrafları geçmişler sisteme, oradan bile bir enerji geçiyor sisteme. Renkli, kimi sıcak kimi cool ama her iki durumda da tarzlı, çok genç, çok çocuk...
"Kaç yaşında bunlar yaa?" dedim.
"Hepsi ya 19 ya 21" dedi Melike, "90'lı var yaa, 90'lı insan olur mu?!"
Bunu diyen de 80'li!
Hakikaten 90'lı insan olur mu, elde değil, öyle hissediliyor. 80 küsurlularla beraber çalışa çalışa alışmıştık, ne bileyim 83 filan çok normal geliyordu ama 90 başka bir faz. Gayriihtiyari kendinden hesap ediyorsun, okulların en azından elzemleri bitmiş, gençlik aşkıyla göz karartılsa, bundan pekâlâ yapılabilirmiş! 'Hayır evladım, çadırda kalınmayacak dedim, pişman etme izin verdiğime'nin muhatabından şimdi görüş alınıyor! Yaşlılık çok pis.
Ve acımasız. Sen hesap etmesen de ettiriyorlar. TBWA diye bir ajans var, iyi işler yapıyorlar, en son Kaan Sezyum'u transfer ettiler, ordan anlayın. Radar'da ortak bir proje yapalım diye geçen hafta oradan Toygun Yılmazer geldi. Reklamcılıkta yeni anlayışlardan bahsediyordu, "Mesela" dedi, "Siz doğrudan Mini kitlesi olmayabilirsiniz de, çocuğunuza bir Mini almak isteyebilirsiniz. Kızınıza, oğlunuza, bir Mini..."
Devam ediyor! Mini dediği, tabii Mini Cooper.
Pınar'a dedim ki "Yaa bu bana böyle böyle dedi."
Pınar her zamanki inceliğiyle cevap verdi: "E dışarıdan zengin duruyorsun!"
Bu TBWA'cılar çok şahane sorular çıkarmışlar: TV mi, bilgisayar mı, cep telefonu mu, birini seçmen gerekirse hangisi? Eğlence deyince aklına ne/neresi gelir; eğlence artık nasıl bir şey, indoor mu, outdoor mu, bireysel mi, sosyal mi? Müziği nasıl ediniyorsun, indiriyor musun, CD alıyor musun? Ünlülerden kimle yakın arkadaş olmak, kime benzemek isterdin? Kendine yakın hissettiğin markalar? İnternette en sevdiğin siteler? Yonja, MySpace gibi sitelerde profilin var mı, neden girdin, nasıl bakıyorsun bunlara? Herhangi bir siteye video, resim yüklüyor musun, bloga, sözlüğe yazıyor musun?.. Bunlardan daha bir ordu...
Radar'a gidilecek, ora nüfusuna sorulacak, bakalım ortaya nasıl bir gençlik profili çıkacak. Niyet çok güzel. Çalışmalar hummalı. Bizden, onlardan takımlar eşleşti. Sonuç: Nerede çokluk, orada yokluk diyelim.
Biz ki koskoca milliyetçilik araştırmasını yapmışız bir adet 'halkla ilişkiler'ci Ayşegül Oğuz'la, çıkmışız alnımızın akıyla ki bir dönüm noktasıdır o bugünden bakınca, iki değil 12 sayfalık zaptedilemez ham kütlesiyle.
Ekipler Radar'dan şu şekilde döndüler: Müzik ve gürültüden kasetleri çözmek imkânsız, herkes küfrediyor. Röportaj verenlerin adlarını kâğıda yazan arkadaş kotunu, arka cebinde o kâğıtla yıkamış, herkes ağlıyor. Elde nefis malzeme var, hiçbir yere sığmıyor.
Çok azına yer verebildik, kabaca şöyle bir intiba edindik:
Sevdikleri grupları canlı dinlemeyi seviyor, oradaki iletişimden çok hoşlanıyorlar. CD almak diye bir şey yok, yaşlı işi, müziği daha çok indiriyorlar. Televizyon umurlarında değil, bilgisayarsız kolsuz kanatsız gibiler. Yonja, MySpace gibi platformlar ağın içinde kalmak için şart ama sanal ilişkilere o kadar da bayılmıyorlar, eğlenceden anladıkları gerçek arkadaşlarla böyle gerçek ortamları paylaşmak.
'Neye karşısınız?' sorusuna silme 'Savaş' cevabı gelmesini bekliyordum şahsen, çok daha bireysel şeyler çıktı: 'Egoları yüksek olan insanlar', 'Yalancılık', 'Haksızlık', 'Gereksiz asabiyet'...
Markalarda en çok Adidas ve Zara demişler, iyi haber, Mini travmamı atmama faydası olabilir. Ama gene de yaşımı başımı, bastonumu alıp Bryan Ferry'yle avunayım.