AKP'nin çorap sorunu

Tahmin ediyorsunuzdur; ben öyle sıkı gündem takibi yapan bir tip değilim. Buradaki 'sıkı' kelimesini de fuzuli yere koymuş olduğumu görüyorum şu anda.

Tahmin ediyorsunuzdur; ben öyle sıkı gündem takibi yapan bir tip değilim. Buradaki 'sıkı' kelimesini de fuzuli yere koymuş olduğumu görüyorum şu anda. Kısacası yok bizde öyle gündem takibi filan.
Fakat dün bütün akşam televizyon seyredince, sabah da günlük gazeteleri evirip çevirince ister istemez haberler altında bir ezilme durumu oldu. İnsan hepsine birden bulaşmak, Denktaş'ın o çatlama arifesindeki 'pöh
pöh' hallerinden girip, bilmem kaç saatlik seferlerde bitkin düşen AKP'lilere püskürtülen 'Vay efendim çorapla ha, çorapla' eleştirilerinden çıkmak istiyor.
Daha önce, Kültür Bakanı vesilesiyle bu çorap mevzuuna girmiştik. Kimse benim kadar çorap düşmanı olmasın, değerli vatandaşlar. Ama evde fotoğraf çektirirken çorabı ağzımıza ağzımıza sokmak başka, bitmek bilmeyen hava yolculuklarında küçük bir teneffüs almak başka. Siz gidiniz o kadar yolu da, sonra konuşalım ayaklarınız dolma kıvamına mı geliyor, çalıfasulyesi zarafetinde mi kalıyor...
Kilometrelik 'boyunbağları'
Bizim 'Asmalı Konak' modasıyla dünya modası, yani bu kadar mı paralel gider? Bahar'ından Dicle'sine herkes iki ters bir yüz faaliyetine girmişken, tüm podyum/vitrin/moda dergisi ve sokaklarda da atkıdan geçilmiyor.
Fakat bu senenin atkıları, her birinden rahatlıkla 4 tane çıkarabileceğiniz
uzunlukta. Abartmıyorum, 2-3 metre boyunda. Boynunuza doladığınızda uçları diz kapaklarınızla bilekleriniz arasında seyrediyor.
Bunların en çok, yıllar önce anneanneler örmüş olsa suratına bakmayacağımız, gevşek haroşo, ucu püsküllü, gayet 'home made' havalı olanları gözde. Hatta İstanbul akşamlarının en havalı aksesuvarlarından oldukları söylenebilir. Ama böyle upuzun eşarp/bez parçası/battaniye dilimi versiyonları da var. Fotoğrafın güzelliği sebebiyle bu siyah şifonumsuyla baş başa bırakıyorum sizi. Ama henüz püsküllülerden birine sahip olmadıysanız, bir tuhafiyeciye girip (mahalle ruhundan bir şey kaybetmemiş semtlerde hâlâ direnen tuhafiyeciler var; oyuncakçı gibiler) birkaç 'çile' yün alın. Sizin oraların Sümbül hanımı kimse, eline tutuşturun.
Soyadı çilesi
Nişantaşı'ndaki Buz Bar'ın adının bildiğimiz, sıradan, içkiye filan atılan, esası su olan buz olabileceğini bir türlü kabullenemeyen güzel medyamız, buraya ısrarla, azimle, havadan bir 'z' katıp, 'Buzz' dedi yıllarca.
Bu ruh halinin bir de koskoca Harvard'a tek 'v'yi layık görmeyip 'Harward' diye tutturma biçimi vardır; daha önce değinmiştik.
Soyadıma yapılan son muamele de, basit bir yanlıştan çok bana bu 'layık görememe' çıkışlı, 'Hayır hayır, bu kadar basit olamaz' endişeli hataları hatırlattı.
Soyadım, evet hayatım boyunca problem teşkil etmiştir. Dönmez/Yılmaz/Sönmez/Solmaz'lar kadar sık rastlanmayan Çintay (Sadece bizde var; ayrıca Çintav ve Çintan aileleri mevcut), telefon konuşmalarında
düzenli olarak 'ha, hı, ne, pardon, buyur' silsilesini ağırlar. 'Tabii anladım Nurçin hanım, soyadınız Tay di mi'lerin, işyerine gelen 'Sayın Nurçin Tay' zarflarının haddi hesabı yoktur.
Fakat bu son zarfın alıcısı, egzotik diyarlara sıçramış, sınıf yapmış, zencefil kokulu bir 'Nurçin Tai' idi!
İçinden doğal kozmetikten egzotik masaja, fanfinfon terapilerinden bilmem ne öğretilerine ilişkin gayet kapsamlı bir bülten çıktı. Eh, böylesi sofistikos 'ürün'lerini, altı üstü bir 'at yavrusu'na yollayacak halleri yoktu. Tay ancak Tai biçiminde yazılıyor olabilirdi.