Algı ile hakikat ya da 'Vay be adamlar neler yapmış!'

Algı ile hakikat, imaj ile gerçek bazen nasıl da iki ayrı uca düşüyor.

Algı ile hakikat, imaj ile gerçek bazen nasıl da iki ayrı uca düşüyor. Olumlu bir intiba yaratamadıysanız geçmiş olsun, istediğiniz kadar uğraşın, didinin, yaptıklarınız bir sürü kafada doğrudan çöpe gidiyor. İnsanlar sizi başta nasıl kodladıysa ilelebet öyle hatırlıyor. İşin esasının onların zannettiği gibi olmadığını anlatmak uzun mesai alırsa şanslısınız gene, çünkü bazen ne yapsanız fayda etmiyor, öyle bellenen öyle kalıyor.
Bundan aylar önce, beni bir toplantıya çağırmaya çalışan bir halkla ilişkiler insanıyla aramızda geçen telefon çaresizliğini unutamam. Bir dünya isim-şehir yardımına rağmen alınamayan mail adresi, altı üstü bir gönder tuşuna bakmasına rağmen yollanamayan dosya, koordinatları bir
türlü belirlenemeyen organizasyon... Bir toplantıyı ayarlayamıyorlarsa, nasıl kalkacaklar ki onca projenin altından diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sonrasında bir dolu iş yaptılar. Yapmışlar. Doğrusu ben de o bihaber çoğunluktandım. Ki içinde bulunduğum sektör itibarıyla vatandaştan ayrılıyor olmam gerekir. Ama hem kültür-sanat gelişmelerine meraklı hem de oturduğu şehre düşkün biri, üstelik de bir gazete çalışanı olarak, icraatlarını, ne yalan söyleyeyim, oradan buradan duyuyordum, en çok çağdaş sanat erbabı bir arkadaşımdan ve de şehir planlamacısı başka bir ahbabımdan. Bir de film festivali zamanı Atlas Pasajı’nın girişindeki duvarda dev bir liste görüp hayrete düşmüştüm. İlk ‘Vay be adamlar neler yapmış!’ hissi o olsa gerek.
Sonraki ve daha kuvvetlisi ise geçen hafta oldu. Hem ellerinden çıkan hem de ellerinde olan projeleri derli toplu biçimde bir arada gördüm ve inanamadım. Hem çok etkilendim hem de samimi olarak çok üzüldüm. Bunca meşakkatli iş yap ve de duyurama... Bunca kıymetli şey yap ve de aferin alma... Amma acıklı bir durum.
Başlıkta ‘İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ adı geçseydi bu yazıyı okur muydunuz? Aylardır adını (ama sadece adını) duyduğumuz, tükettiğimiz, içeriğini bilmeden bıktığımız bir projeler yığını, hop geçerdiniz...
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti deyince ne idüğü belirsiz üç-beş harcıâlem etkinlik mi hatırlıyorsunuz? İçinde Kutluğ Ataman ya da Dice Kayek’in geçtiği üç-beş havalı atraksiyon mu hatırlıyorsunuz? Aldığınız benzinin/mazotun bir kuruşu onlara gidiyor şeklinde nereden çıktığı belirsiz şehir efsaneleri mi hatırlıyorsunuz? Hepsini unutun. Gelin size başka bir şey anlatayım:
Konserler, sergiler, etkinlikler, hele ki içinden şöhretli simalar geçiyorsa elbette ki ilgi çekici oluyor, görsele gelirse medyada iricene yer alıyor, ama İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti’nin CV’sinde beni en çok Kentsel Projeler Direktörlüğü’nün yaptıkları etkiledi. Bunlar öyle çok da çarpmayan, belki ilk bakışta fark edilmeyen, tezahürat edilmeyen, ama kalıcı ve kıymetli işler. Tarihle kültürü bitiştiren, bir şehri şehir yapan işler.
Adam Mickiewickz müze evinin acil bakım ve onarımının yapılması mesela (Adam Mickiewickz, Polonya’nın siyasi bağımsızlığı için uğraşmış olan ünlü bir şairi. Polonya asıllı Sadık Paşa komutasında kurulacak ve Kırım Savaşı’nda Ruslara karşı savaşacak olan Polonya taburunu toplamak için İstanbul’a gelmiş ve sonra da İstanbul’da ölmüş. Müze ev Kasımpaşa’da)... Topkapı Sarayı Müzesi Çin ve Japon porselenleri koleksiyonu depo rehabilitasyonu için plastik kutu alımı (Böyle deyince IKEA’dan saklama kabı alır gibi basit bir ev işi hayal ediyor insan; öncesinde ciddi bir koleksiyon içler acısı biçimde öylece terkedilmiş duruyormuş)...
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Kentsel Projeler Direktörlüğü’nün tamamladığı işler arasında Topkapı Sarayı 1. avlu ve münferit duvar onarımlarından, Matba-i Amire binasının onarım teşhir ve tanziminin yapılmasına... Ayasofya ana kubbe kuzeydoğu çeyreği çelik iskelenin sökülmesi ve depolanması işinden, Aya İrini anıtı kurşun örtüsünün yenilenmesi işine... Galata Mevlevihanesi Halet Efendi Kütüphanesi, Halet Efendi Türbesi, Şeyh Galip Dede Türbesi restorasyonundan, Fatih Kadınlar Pazarı ve yakın çevresi cephe rehabilitasyonuna... Sürüyle kalıcı, değerli, patlamayan ama incelikli iş bulunuyor. 
Bir de sözleşmesi imzalanmış, devam eden projeler var: Ayasofya Müzesi kandillikleri ve hat levhalarının restorasyonu, konservasyonu ve acil onarımının yapılması, Darüşşifa binası restorasyonu, Yedikule Hisarı küçük kapı acil onarım işleri, Topkapı Saray Mutfaklar Bölümü, Şerbethane ve Helvahane’nin deprem performansının derlendirilmesi, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi dış duvar temizliği, Sultanahmet Meydanı zemin kaplaması bakım onarım inşaatı, Nazperver Kalfa Sıbyan Mektebi restorasyonu, Hasköy Mayor Sinagogu rölöve, restitüsyon, restorasyon, inşaat elektrik ve makine mühendisliği projelerinin hazırlanması... Bunları da çarpın 40’la.
Oturduğumuz ev bile ne çok tamirat, tadilat, bir şey, bir şey daha çıkarıyor sürekli insanın başına. Bütün İstanbul’u hesap edin, of of of...