Antony&The Bülent Ersoy

Caz Festivali'nin herhalde bu yılki en unutulmaz konserlerinden biri, pazar akşamki Antony&The Johnsons'dı.</br>Bir kere mekân ne kadar uymuş konsere.

Caz Festivali'nin herhalde bu yılki en unutulmaz konserlerinden biri, pazar akşamki Antony&The Johnsons'dı.
Bir kere mekân ne kadar uymuş konsere. Eski Şan Sineması'nın kalıntıları, tavan gökyüzü, metal bir konstrüksiyonla kurulmuş mütevazı bir sahne, fonda grafitiler, tavanı bölen aralıklara kurulu kuş yuvaları ve mütemadi bir şans, bir tehlike!..
Gece çifte kavrulmuş; hava kararırken Jose Gonzalez... Teneffüste İKSV'den Ayşe, Antony'yle tanışmak ister miyiz diye soruyor. Ben çok korkarım öyle şeylerden. Bir kere ne vakittir insan içine çıkmamış İngilizceyle
'Kangraaaaculeyşıns' deyip madara olmak var. Hem sonra tanışmak başka bir şey; çoğu ünlüyü sıradanlaştırıyor, yerli olanlarda arkasından atıp tutma imkânını da ortadan kaldırıyor, kimseye hayrı dokunmayan gereksiz bir medeni ilişki...
Antony'yle de şimdi kalkıp ne konuşacağız?..
Meğer uçsuz bucaksız bir ortak mevzumuz varmış: Bülent Ersoy.
Antony, evde dinlediğinizde, yumuşak, dokunaklı bir ses. Bundan ibaret olmadığı, ilginç biri olduğu da kuvvetle muhtemeldi, o ahbaplıkların sırf sesle izahı zor. Ama ne böyle nefis bir gösteri bekliyordum doğrusu, ne de Antony'yi bu kadar çok sevmeyi.
İlk sahneye çıktığında, ödüllü albümünün adındaki gibi aynen, kuş gibi. Ürkek, savunmasız duruyor, elini kolunu ne yapacağını bilmez tedirgin bir hal, büklüm büklüm tuhaf jestler, utangaç ve nevrotik, hem kadın hem erkek, kilolu, tuhaf saçlı, gıdılı ve ucubik.
Çok iyi bir şarkıcı olduğu aynı parçayı bambaşka biçimlerde söylemesinden belli, ama o ilk dakikalarda sesi de çok kuş, ayrıca çok az konsere kısmet olacak bir şey: Yukarıdan gerçek kuşlar refakat ediyor, büyünün inşası hiç vakit almıyor.
Bir anda içinize giriyor, sarıp sarmalamak istiyorsunuz, bebeğiniz oluyor, insandaki koruma, kollama, bakma güdülerini harekete geçiriyor.
Şarkı söylerken kendini kaybediyor, nefis bir sahne, tiyatro yapıyor bir yandan, naif danslar ediyor, bebek gibi, acemi bir kız çocuğu, komik de... O halleri ayrı tatlı, lokum, konuşurkenki daha 'normal' halleri başka matrak...
Gittikleri kulüpteki kesişmeler de fena değildi ama tabii asıl juicy mevzu Bülent Ersoy'du.
"Ne kadar şanslısınız siz" dedi, "Bülent Ersoy'la, o acayip, o yüce varlıkla aynı yerde yaşıyorsunuz!" YouTube'dan defalarca videosunu seyrettiğini söyledi ve Bülent Ersoy'u ne kadar muhteşem bulduğunu. Konserine davet etmeyi, tanışmayı çok istediğini, ama onun öyle asil, soylu, kraliyet ailesindenmiş gibi durmasından da, yani o öyle, bu böyle salaş, daha bir sokak çocuğu, çekindiğini... "Tanıyanınız var mı?"da işte, hayatımda ilk defa konsere gelen bir yabancı şarkıcıyla muhabbet etme hevesi duydum. O benzersiz canlımıza dair başka neler hissettiğini dinlemek...
Bülent Ersoy'a düğün hediyesi olsun. Selamı üstümüzde kalmasın. Antony'yle de umalım yine görüşme imkânı olsun. Şahane bir konserdi; 40 kere gelsin, 40 kere gidilir.