Arkadaştan ilahi güce Atatürk

Dünkü yazının devamı gibi sanki: Bir ilan vardı 10 Kasım gazetelerinden birinde; 'DOĞA KOLEJİ ÖĞRENCİLERİ'NDEN ATATÜRK'EÖ' diye. Bu defa da cümlecikler...

Dünkü yazının devamı gibi sanki: Bir ilan vardı 10 Kasım gazetelerinden birinde; 'DOĞA KOLEJİ ÖĞRENCİLERİ'NDEN ATATÜRK'EÖ' diye. Bu defa da cümlecikler Atatürk'e; ya gerçekten öğrencilerden ya da ajansın metin yazarından, bilemeyiz, ama biz ilk ihtimal diye varsayalım, içinde dolaşalım:
"Onu çok çok seviyorum.
O gelsin, ona çikolata alacağım. Atatürk'ü çok özledim. Ona sürpriz yapmak istiyorum, elbise almak istiyorum. Atatürk sıkılmadın mı ordan? Artık dönsen bizi yine düşmanlardan kurtarsan. Sana çok mektup yazan oluyor mu? İstersen ben her gün yazarım. Sadece doğum günümde gelsen olmaz mı? Bana en güzel doğum günü hediyesi olurdu. Sen çok akıllısın. Burada olsan bana ödevlerimde yardımcı olurdun. Keşke gitmeseydi Atatürk o savaşa, ben onu durdururdum. Askerlere gitmeseydi keşke, gitmeseydi yaşardı şimdi, tatilde olurdu. Sonra da yaşlanmaya başlardı. Bir şeye ihtiyacın var mı orada Atam keşke gelsen de ormanları yakanlara ceza versen. Atatürk, askerlerine söyle bütün kötü adamları, düşmanları, bir de hırsızları öldürsünler. Atatürk, annem, babam, teyzem hepimiz burada olmanı çok istiyoruz. Onu çok çok çok seviyorum. Ona giysiler alırdım, ona ayakkabı alırdım, bir de baykuş alırdım. Dünyaya iyi bak. Sana resim yapacağım, sana giysi alacağım. Onunla oynamak isterdim.
Atatürk sen bizi korudun mu, diye konuşurduk. Atatürk, senin
savaş malzemelerin nerede duruyor, diye sorardım. Bana hediye almasını, bir de sürpriz, bir de lego ve araba, bir de kanguruyla aslan almasını isterdim. Atatürk keşke burada olsa, benim nasıl çalıştığımı
görüp bana aferin dese."
Sanki Atatürk'ün çocukların kafasındaki/kalbindeki yeri; oyun arkadaşı, anne-baba, dede, ilahi güç, bunlardan biri, birkaçı ya da hepsi. Beraber oyun oynansın, ondan derslerde yardım, doğum gününde hediye ve genel olarak aferin alınsın, ayrıca adalet dağıtsın, hırsızları, kötü adamları cezalandırsın...
Bir de çok mu kılıksız bulmuşlar acaba fotoğraflardan, yoksa evdeki sevgi gösterme yolu artık sadece alışverişten mi geçiyor? Çocuklar Atatürk'ü giydirmek istiyor!
'Yumurta' ve 'Taşra Sıkıntısı'
'Taşraya Bakmak' diye bir kitap vardır (İletişim); Tanıl Bora'nın
derlediği, Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraflarının, Ömer Laçiner'den Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'na pek çok yazarın da metinlerinin olduğu.
Tesadüfen onu buldum 'Yumurta'yı gördükten sonra. 'Şiir taşraya aittir' başlıklı yazısında Haydar Ergülen, Nurdan Gürbilek'in 'Taşra Sıkıntısı' isimli denemesinden alıntı yapmış:
"Ancak taşrada bulunmuşların, hayatlarının şu ya da bu aşamasında taşranın darlığını hissetmişlerin, hayatı bir taşra olarak yaşamışların,
kendi içlerinde bir şeyin daraldığını, benliklerinin bir parçasının sapa ve güdük kaldığını, giderek bir taşradan ibaret kaldığını hissedenlerin anlayabileceği bir sıkıntı..."
Çok sade bir film 'Yumurta' ama bu sıkıntıyı çok iyi veriyor. Yolu taşradan geçmemişlere bile geçiriyor o hissi, o kasveti.
Ama sinemada tempo arayanların ve armut piş ağzıma düşçülerin filmi değil, o kesin.