Asıl armağan: Bülent Ersoy

'Popstar' türevlerinin hiçbiri o en birincisinin tadını vermedi. Şimdiden bakınca bütün o 'Seviyesizleştik, öliciiiz' telaşının nasıl da fuzuli olduğu...

'Popstar' türevlerinin hiçbiri o en birincisinin tadını vermedi. Şimdiden bakınca bütün o 'Seviyesizleştik, öliciiiz' telaşının nasıl da fuzuli olduğu, süzgecin sadece çay ve makarna temizliğinde kullanılan bir mutfak gereci olmadığı tekrarlanabilir.
Fakat bu sonuncusu; aşk dedikodularını usulüyle gıdıklayan, ilk dizi projesinde rolü hazır Armağan yerine, vahşi sesli, melodramlı Hasret'le nihayetlenen 'Popstar Alaturka', bir zamanlar gönül bağlarıyla teyellendiğimiz Bayhan/Firdevs ekibiyle kıyaslanacak miktarda olmasa da, epey bir heyecan uyandırdı doğrusu.
Orhan Gencebay ve diğer jüri üyelerinin gücünün de etkisi var, ama esas sebebi, en azından kendi namıma, Bülent Ersoy'dur. Gözümüzün önünde, bir anda ne biçim bir değişime uğrayıp da yıllar sonra belki de ilk defa gerçekten kadınlaştığı, Ebru Gündeşleştiği, kelime oyunu yapmıyorum, güzelleştiği, muazzam bir seyirlikti.
Buradan bininci kez, bir kez daha sesleniyorum: Heyecan verici bir Bülent Ersoy projesinin sahibi, benden ömür boyu dua kazanır.
Peru, Hindistan'da mı?
Ancak bizim topraklarda mümkün sandığımız türden bir haber, Nepal dolaylarından: Nepal Kraliyet Havayolları, ülke turizmine katkıda bulunmak için hazırladığı posterlerden birinde "Nepal'i gördünüz mü?" sloganını kullanır. Tabii ülkenin mühim kültür hazinelerinden de fotoğraf yer alacak yanında. Peki refakatçi kare olarak hangisi seçilmiştir? Peru'da İnka uygarlığından miras Machu Picchu kalıntıları!
Peru Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yapar; Nepal'in bu gaflı çağrısından, Hindistan'daki bir ofiste bu posteri gören Perulu dağcı Ernesto Malaga sayesinde haberdar olunmuştur! (Bu da 'Beynelmilel'i getiriyor akıllara; Abuzer'in naif bestesi 'Enternasyonel'e alkış tutan, gevendeler orkestra olunca işte nasıl da fark yarattıklarını 'aferin'leyen çok bilmiş komutanları...) Perulu yetkililer havayolu şirketinden açıklama ister, şirket Peru'dan özür diler, sembolik olarak da bir çalışanını kurban eder... Aşina tatlar.
Bifteğe bin dolar 'mümkün'!
Haber diline dair bir toplantıdan taze çıkmıştık ki, ajansa düşen küçük bir haber, diliyle öne çıktı: "New York'ta et lokantaları yeniden gözde hale gelirken, bir tabak bifteğe bin dolar ödemek de mümkün hale geldi."
'Hale'ye hadi 'Hoşgeldin' dedik, peki ya 'mümkün', böyle bir şey mi?!
Herhalde daha önce yırtınıyorduk bifteğe bin dolar vermek için, ama mümkün değildi, imkân tanınmıyordu bu eylemimize, neyse ki artık önümüzdeki engeller kalktı da doya doya bifteğe gömebileceğiz bin dolarlarımızı...
Bunu 'mümkün' kılan arkadaşlarsa Kobe sığırları. 2005 sonunda ABD'nin Japonya'dan et ithalatına izin vermesiyle New York sakinleri Kobe sığırından mamul dünyanın en pahalı bifteği Wagyu'ya doyma imkânını yakalamış. Bu Kobe sığırları, son derece şanslı bireyler. Hayatları sona erdikten sonra iyi para ediyor, bunun için de sağlıklarında gayet iyi bakılıyorlar. Bir nevi sefa pezevenkleri; ömürleri spa ve alkolle geçiyor. Her gün sake ve birayla besleniyor, sonra da masajla gevşetiliyorlar.