Atam'a Mektuplar

Doğuş Çocuk, geçen kasımda orta koymuş bu projeyi, şimdi de iyice elle tutulur olsun diye yayımlamış.

Doğuş Çocuk, geçen kasımda orta koymuş bu projeyi, şimdi de iyice elle tutulur olsun diye yayımlamış. 'Atam'a Mektuplar', 25 ilden 1008 çocuğun, Atatürk'le ilgili duygu ve düşüncelerini dile getiren mektupları içinden seçilmiş 50 tanesiyle buluşturuyor bizi.
'Aile ve Gençlik Danışmanı' Dr. Erdal Atabek bir giriş yazmış ve mektupların üç ortak özelliğini sıralamış: 1. Onu görme isteği. 2. Ona karşı duyulan şükran. 3. Onun yolundan ayrılmama andı.
Başka açılardan da bakılabilir tabii. Ben mesela mektuplar arasında üç ortak yan daha söyleyeyim hemen: 1. Tashih bolluğu göz yaşartıyor. 2. 'De/da'lar hak götüre, 'mısın'lar hep bitişik. 3. Klişenin, abartının, kan, hicran, gözyaşının dibine vurulmuş.
Çocukların yaşının 14'e kadar uzandığına göz önüne alırsak ve 14'ün kazık kadar bir yaş olduğunu ve 'de/da'ların ilkokul birinci sınıfta öğrenildiğini ve yanlış öğrenenin sonrasında mümkün değil olayın mantığını kavrayamadığını... Demek ki 8-10 sene sonra hâlâ bu işi yapıyor olursak, 'de/da'sı sağlam taze muhabir bulmak imkânsızlaşacak.
Belki de radikal bir çözüm istiyor bu mesele: Her nevi 'de/da' bitişik yazılsın ve bitsin bu çile. 'Mısın/musun'ları da bitiştirsinler, kurtulalım. Gündelik samimi yazışmalarda zaten iplenmediğini görüyoruz bu ayrı gayrılığın, ilkokul düzeyinde de tedavülden kalkmış, belli ki öğretmenlerin de umru değil, dahası korkarım onlar da bilmiyor.
Gelelim üçüncü maddeye. Nasıl hep aynı kalıplarla ezberletiliyorsa çocukcağızlara her şey, bir sürü farklı şehirden, farklı yaşta çocuk tıpatıp tamlamalarla anlatıyor derdini. Hadi 7-8'i anlarım ama 13-14, pek çok şeyi sorgulayacağın, kendi kelimelerinle anlatma derdine düşeceğin bir yaş. Ama çoğunda fazla taşkın bir sevgi gösterisi, 'andddd içerim' tonunda bir bağlılık yemini, korkunç bir pesimizm ("Ellerim bağlı, kulaklarım sağır, gözüm kör olarak yazıyorum, çünkü gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz emanetine?" ve ortalama 60 yaş dili ("Bizler bu vatanın kıymetini bilen evlatlar olarak", "Vatana ve millete hayırlı kişiler olmak için")...
Ama çok şirin olanlar da var tabii ve genel olarak çok da eğlenceli okuması, bu zevkten mahrum etmeyeyim:

  • "Seni görmeyi çok istedim. Ancak bu hayalim hiçbir zaman gerçekleşmedi. Zaten gerçekleşmez..." (Elif, 10)
  • "Sevgili Atatürk, Beni seviyormusun? diye merak ediyorum. Çünkü senin gibi bir kahramanın beni sevmesi beni çok mutlu edecek..." (Asrın, 6)
  • "Atatürk'üm seni görmedim ama yaptığın bunca olaydan sonra görmüş değil tanımış gibi oldum. Çünkü sen benim canımsın, ciğerimsin, her şeyimsin..." (Zeynep, 10)
  • "Atam bu arada ben 'Cumhuriyet' konulu resim yarışmasında il ikincisi oldum. Çok mutlu oldum. Birinci ordu komutanı hediyemi verdi. O an, Atam, seninle çok gurur duydum..." (Tala, 10)
  • "Sen dünyadaki ey yüce kişi sevdiğim, sevdiğin, sevdiğimiz, en tatlı kişi Hayatımdaki, hayatındaki ey yüce kişi en sevdiğim kişi sana bir mektup yazdık. Sen, ben, o, şu, bu hepimiz sana bir mektup yazdık. Yazdığımız mektuplar sonuçlanınca en sevilen mektup ortaya çıkacak sen o mektubu belki seviceksin belki de sevmeyeceksin belkide senden başka kimse sevmiyecek. Belki saklayıp güleceksin, ama kalbinde senin gibi sevilip sayılmak güzel bir şey o yüzden güzel bir duygu 'Atatürk ölmedi kalbimizde yaşıyor' Bunu herkesin bilmesini ve bildiğine inanıyorum ve inanacağımda" (Gamze, 10)
    Evet, deneysel bir üslup diyelim...