Atatürk'e zenne, striptiz, kamerilla ve erotik sabah ezanı

Bryan Ferry'de kalmıştık. Konserin ilk bir saatinde (toplamı da zaten bir buçuktu) ninni gibiydi. Las Vegas otel şarkıcısı olmuş dedi bir arkadaşım, payetli ceketler, janti haller... Ama hâlâ ne biçim postürü olan adam.

  • POSTÜRÜ YETER: Bryan Ferry'de kalmıştık. Konserin ilk bir saatinde (toplamı da zaten bir buçuktu) ninni gibiydi. Las Vegas otel şarkıcısı olmuş dedi bir arkadaşım, payetli ceketler, janti haller... Ama hâlâ ne biçim postürü olan adam. Uzun ve fonksiyonel bacaklar... Hep şöyle kareler hatırlıyorum zaten birtakım dergilerden: Jilet takımlar çekmiş bir Bryan Ferry, aynen Eric Stanton'ın fetiş ilüstrasyonlarındaki gibi sağ dizinde bir dilber, sol dizinde bir tane, ensesinde bir diğeri, ayağının dibinde bir başkası, dirseğinde öbürü...
    Elidor kızları gibi: Şampuan markası üstü açık bir eski komik arabada üç kızla Bağdat Caddesi'nin zaten akmayan trafiğine seyirlik sağlıyor. Biri sarışın, biri esmer, biri kızıl, Allah'ın saç ve bacak boyunu hiç esirgemediği üç güzel magnet gibi, caddede yürüyen herkesin bakışlarını zaptediyor. En çok heyecan yapan da olgun hanımlar nedense: 'Ah, torunumun saçları da aynı böyle senin gibi canım.'
    O 'güzel' demek istiyor, biz 'kaynak' olduğunu anlıyoruz.
  • KIRIK BEBEK: Bu akşam eski Şan Sineması/Tiyatrosu/Müzikholü'nde Antony (Hagerty)&The Johnsons (yedi kişilik New York'lu grubu) sahne alacak, yine Caz Festivali kapsamında. Bu Antony ilginç bir tip. Refakatçileri arasında Boy George, Lou Reed, Laurie Anderson, CocoRosie, hayranları arasında Björk, Kate Bush filan var. Yumuşak, tatlı, dokunaklı bir ses. 'I'm a bird now' albümünün kartonetindeki o el işi çalışması, kırık bebek yazılı, tashihli o 'I gut to be a boy', 'I do not want to be o boy. I want to be a girl just my sisters' karalamaları bana birkaç yıl öncenin efsanesi J.T. Leroy'u da hatırlatmıştı. O da ne acayip hikâyedir.
  • SADECE BİN YIL ÖNCE: Şan Sineması'na da bin yıl önce, 'Hisseli Harikalar Kumpanyası'na gitmiştik galiba. 80'lerin başı. Gökhan Akçura'nın yazıyı okuyunca fark ettim ki o dönemin eğlencesi de bu müzikallerdi: 'Yedi Kocalı Hürmüz', 'Merhaba Müzik', 'Çöpçatanın Fendi (Selam Meloş)', Sait Hop Sait', 'Müzikal Kahkaha', 'Ve 10 Yıl Geçti', 'Neşe-i Muhabbet', 'Şen Sazın Bülbülleri', 'Sade Vatandaş Şvayk Hitler'e Karşı', 'Artiz Mektebi', 'Bin Yıl Önce Bin Yıl Sonra'... Ne kadar çoklar... Dönemin kısırlığı içinde bir renkti ama şimdi gene diriltmeye çalışıyorlar ya, sadece 'Bin Yıl Önce' gibi duruyor.
  • ORTANIN SAĞINDAYIZ: Radikal Cumartesi'deki o koca 'Şarkılı Seçim Tarihi' turunda Urfalı Babi'nin 'Sandıktan Çıktık' isimli süper taşlamasını bir parmak bal olarak çaldı ağzımıza ('Nara palavra atarak meydana çıktık/En mukaddes meclislerde tabanca sıktık/Demokrasi kulesini temelden yıktık/Ne torbadan ne çuvaldan, sandıktan çıktık')... Sonra da "Seçim öncesi ve sonrasında çıkan mizah plakları başka bir yazıda incelenmeyi hak ediyor. Onlara girersek yazının sonu gelmez.
    İyisi mi görmeyelim." Murat Meriç'e cümleten istek yapalım: Görmek istiyoruz.
    Bu arada insan her şeyi unutuyor; Genç Parti'nin güzide adayı İbrahim Tatlıses, 2005'te Mehmet Ağar'ın DYP'nin başına gelmesi münasebetiyle bir 'Pala Remzi' uyarlaması seslendirmiş: 'Sordum namın verdiler/Mehmet Ağar dediler/Palabıyığı değil/Yüreğidir dediler...' "Aynı yıl 'Kara Üzüm Habbesi'ni de 'Ortanın sağındayız/Ağar'ın yanındayız/
    Uzun zamandan beri/ Doğrunun yolundayız' sözleriyle yorumlayan Tatlıses'in kat ettiği yol çok uzun değil" diyor Murat Meriç, "Hâlâ 'ortanın sağında'..." Bayıldım.
  • KAMERİLLA NE DEMEK? Geçen gün bir şey arıyordum, orada olabilir gibi geldi, karıştırmaya başladım, sonra da bırakamadım: "Benim Sofram Bu." (Nokta da çift tırnak da kitabın orijinal adında var, Mustafa Kemal'in sofrasında oturmuş pek çok kişinin tanıklığından oluşuyor, derleyen Oğuz Akay, Truva Yayınları). Gezinelim:
    "Atatürk halk arasındaki bütün dedikoduları duymak ve kamerilla (yurt yönetiminde perde arkası) hapsi içinde bunalmamak için meclislerinde her çeşitten kimse bulundururdu." (Falih Rıfkı Atay) Kamerilla! Ta 1954'te kullanmış Atay ama bu kelimeyi ama şimdi dolaşıma sokulsa da şık durmaz mı?
    "Atatürk zaman zaman Rıdvan'ı, Faik Çelen'i ve nöbetçi askerleri güreştirmekten zevk alırdı. Güreşenlerin çoğu zaman elbiseleri, gömlekleri yırtılır, parçalanırdı. Bunu gören Atatürk, markalı gömleklerini onlara verdirir ve bu kıyasıya güreş karşısında gözleri yaşarır, hislenirdi." (İbrahim Ergüven)
    En dokunaklı spor güreş olabilir mi?
    "Gazi'nin manevi kızlarından Nebile Hanım, Gazi'nin işaretiyle, sandalyesinin üstüne, çok mevzun (biçimli) ve narin endamıyla, güzel ve süsleyici kumral başıyla çıktı, sabah ezanı okumaya başladı." (Midhat Cemal Kuntay)
    Sabah ezanı sabah ezanı olalı böyle erotizm görmedi de denebilir mi?
  • ATATÜRK'E ZENNE VE 'MORFİNMAN ARTİST': Aynı kaynaktan devam edelim, eğlence de iyiymiş hani: "Gramofon çaldı. Atatürk madam Baver'i alarak güzel bir dans yaptı, bunun adının fokstrot olduğunu Aras'tan öğrendim. Biraz ara verildi, Madamı dansa kaldırmaklığımı işaret etti, 'Hiç bilmem' dedimse de 'Olmaz öğrenmek lazım diyerek Madama 'Paşaya öğretiniz' buyurdular. İster istemez tutuştuk. İlkin kolay sandım, ayaklarım birbirine dolaşmaya, duvarlar da etrafımda dönmeye başladı. Gençlik hayatım memleketin doğu bölgesinde geçtiğinden ömrümde ilk dans bu 55'lik Madamla kısmetmiş. Kadın beni idare etmeye çalışıyor. Atatürk'ün yanından geçerken 'Müziğin temposuna ayak uydur, olur biter. Askerin yürüyüşte davulun sesine ayak uydurduğu gibi' diyerek gülüyorlar. (...) Bir ara Tevfik Rüştü'nün küçük yaştaki kızı Emel gözüne ilişti. Onu okşadı. Fakat uzun saçlarını beğenmedi. 'Bunun modası geçti' diyerek, berberi Sabri'yi çağırttı ve orada saçları modaya uyar şekilde kestirtti. 'Bak şimdi daha güzel oldun, modayı ihmal etmemeli' diyerek taltifte (iltifatta) bulundu." (Fahrettin Altay)
    Müzeyyen Senar'ın da saçlarını kestirdiğini hatırlayalım; Atam'ın bu konudaki hassasiyetinin sebebi ne olabilir?
    "Yakışıklı bir delikanlı olan garson Saip güzel bir kadın elbisesi giymiş olarak ortaya çıktı, bazı numaralar yaptı. Eski ortaoyunlarında erkeklerin yaptıkları zenne rolünün güya modernleştirilmesi gibi bir şeydi. (...) Akşam Çankaya'ya döndüğümde Atatürk'ü sofrada buldum. Karşısında İnönü oturuyordu. Kendi sağına da Konya Kız Öğretmen Mektebi Müdiresi Saadet Hanım, solunda isminin Refet Süreyya olduğunu öğrendiğim bir bayan oturuyordu. İnönü'nün sağında Afet Hanım, solunda S. Hanım bulunuyor. Diğer misafirler Şükrü Kaya, Ruşen Eşref, Ali Cenani, Rasim Ferit ve Tevfik Beyler. Gazi konuşuyor, sanattan bahsediyor, herkes dinliyor. Bir ara kalktı, müziğe vals çaldırdı. Refet Süreyya Hanım'ı dansa kaldırdı. Bu dün akşam bahsi geçen artistmiş. Danstan sonra biraz oturulup içildi, artist bayan bir paravanın arkasında soyundu, çıplak denecek bir halde ortaya çıktı, açık sarı ince ipekli bir mayo ve tül bir gömlekle serpanten danslar, Hindistan oyunları yaptı. Almanya'da dokuz sene bulunmuş, bu marifetleri öğrenmiş. Otuz yaşlarında dolgunca etli, bacaklarındaki mor mor lekeler morfinman olmak ihtimalini gösteriyor." (Fahrettin Altay)