Atatürk'ü özlemeyenimiz var!

Bu 70 milyonluk dev ailede neden türbanlı yokmuş da, ne kadar Beyaz Türk aileymiş de, Hürriyet'in son reklam filmi üzerine pek çok şey söylendi.

Bu 70 milyonluk dev ailede neden türbanlı yokmuş da, ne kadar Beyaz Türk aileymiş de, Hürriyet'in son reklam filmi üzerine pek çok şey söylendi. Ben şunu merak ediyorum: Ferzan Özpetek, insanları yemek masası etrafında toplamadan, artık 20 saniyelik reklam filmini bile bitiremiyor mu?
Asıl dikkatimi çeken, yine Hürriyet'in, gazetede yayımlanan yarım sayfalık ilanı. Aşağıda 'Biz 70 milyonluk dev bir aileyiz' cümlesi.
Mustafa Kemal'in verev çizgili kravatına doğru da yine hafif verevlemesine yerleştirilmiş bir soru:
'Onu özlemeyenimiz var mı?'
Evet, var! Ben mesela, Atatürk'ü özlemiyorum.
Çünkü onunla hiç tanışmadım, kokusunu bilmiyorum.
İnsan, kokusunu bilmediği birini özlemez.
Sevgilini özlersin, eşini, anneni, babanı, çocuğunu, kardeşini, belki yakın akrabalarını, hepsini değil... Yakın arkadaşlarını, bazen uzak arkadaşlarını da... Ama mutlaka tanıdığın, ilişki kurduğun insanları. Bir süre görüşememişsindir, göreceğin gelir, özlersin...
Atatürk'ü özlemek, bu açıdan hiç anlamadığım bir şey. Yıllardır
10 Kasım'larda, 29 Ekim'lerde gazeteler 'Özlüyoruz' sürmanşetiyle çıkıyor. Saygıyla anıyoruz, elbette ve daima, ama birlikte rakı içmediğim, yemeğe geçmediğim, dans etmediğim, dedikodu yapmadığım, tenine hiç değmediğim birini özlemeyi doğrusu içim anlamıyor.
Ayrıca da 'Özlemeyenimiz'i hatasız yazıp sürçmeden okuyabilene bir ödül verilmeli. Doğum günü Hürriyet'i hiç fena olmaz!..
İlhan Selçuk ve ben
Hülya A. diyor ki: "Öyle her onaylamadığım yazıya girişenlerden değilim, çünkü 'Ben böyle düşünüyorum sana ne hanım, okuma' karşılığını
alabilirim ve de haklı olurlar, düşünceler bana uymak zorunda değil, bu nedenle fazla köşe yazısı da okumam zaten ama sizi ve İlhan Selçuk'u
okuyorum ve onayladığım için huzur buluyorum. Ancak 28.07.2007 tarihli yazınızın varsa maksadını, yoksa neden yazdığınızı sadece anlamadım, eleştiriyor değilim.
Abdullah Gül'ün karısının, gelecek bir cumhurbaşkanı karısı olarak, kocasını sevip sevmediği veya huyunun nasıl olduğu, aç gözlü ve kıskanç mı, gözlerinin sevecenlikle parladığı mı, haşin veya yumuşak mı, iyi bir anne mi, yoksa çocuklarını dövüyor mu olmasının ne önemi var? Ama bu kadının hepimizi İnsan Hakları Mahkemesi'ne şikâyet ettiğinin, kocası bu duruma muhatap olunca ve kaybedeceğini anlayınca şikâyetini geri çektiğinin ve Allah aşkına o makamda nasıl duracağının ve gençlere ne mesajlar verebileceğinin çok önemi var. Çoğunluğun kararına karşı boynumuz kıldan ince, demokrasi de böyle bir şey zaten ama bence bu iktidar ve parsa toplama yarışında olanların hepsi kocalarını çok seviyorlar.
Medya da bu parsadan payını alıyor ama lütfen ve lütfen bana 'Siz de mi Nur Çintay?' dedirtmeyin."
Peki 'hepimizi' AİHM'ye şikâyet etmesinin sebebi evcilik oynarken saçını çekmiş olmamız mı?
Bir cumhurbaşkanı eşinin huyunun nasıl olduğu, 'açgözlü ya da kıskanç' olup olmadığı sahi hiç umurumuzda değil mi?
İyi bir anne mi, yoksa çocuklarını dövüyor mu, gerçekten hiç önemi yok mu?
Ama itiraf etmeliyim ki bu mektubun en sarsıcı yanı, sahibinin bir İlhan Selçuk'u bir de beni okuması! Ne demeli, ne yapmalı bilmiyorum.