Aynen vaat ettiğim gibi...

Siz bu satırlarla buluştuğunuzda salı, ben bu satırlarla boğuştuğum-da pazartesi oluyor biliyorsunuz.

Siz bu satırlarla buluştuğunuzda salı, ben bu satırlarla boğuştuğum-da pazartesi oluyor biliyorsunuz.
Dününüzü hatırlayın. İşe gittiniz mi? Yol ıstırabı kaç saat sürdü? Bacak, popo, bel, sırt, omuz, ense bölgelerinizden en az üçünde kısmi felç durumu baş gösterdi mi?
Ben yaklaşık iki saatlik bir Selamiçeşme- Edirne yolculuğu yaptım. Aynen dün vaat ettiğim gibi, sağanak yağmur ve 'şimdi okullu olduk' törenleri sayesinde, pazartesi trafiği, üstün bir noktadaydı. Bilgisayarla kucaklaştığım bu dakikalarda, Süreyya Ayhan hisleriyle dopdoluyum: Başardım!
Bu kadar yorucu bir süreçten sonra, insan tabii ödül istiyor. Acilen yazıyı yollama mecburiyeti, ödüllerin en güzeli tabii.
Demek istiyorum ki satırlar arasında gezinirken, beklentinizi asgari düzeye indirmekten lütfen hiç çekinmeyiniz. Yani Allah aşkına çekinmeyin. Olmasın hiçbir beklentiniz. Beklenti, hoş bir şey değil. Mesela ben şimdi cümle kurmaya başlamadan önce, bir 'YogaButt' yolculuğuna çıkmayı tercih etmez miydim? Hani şöyle 'bedenden ruha.' Fakat bildiğim kadarıyla Aydın Doğan'ın çalışanlarına böyle bir servisi yok henüz işyerlerinde.
'YogaButt' esasen bir yoga olayı. Ama fazladan toplar var. Mesela bacaklarınızın arasına yerleştirdiğiniz topu belirli yoga duruşlarıyla sabit tutmaya uğraşıyorsunuz. Neticede kaslar güçleniyor, sırt ağrıları azalıyor, popo şekilleniyor, insanın duruşu dikleşiyor, harikulade şeyler oluyor. Şu anda Hillside'da var ama gazete ve dergi çalışanlarının motivasyonunu artıracağı konusunda hiçbir tereddüdüm yok. Yani bulurduk bir yerler DMC, DBR, DMG binalarının bir köşesinde.
Aslında şimdi toptu moptu, uğraşmak da zor. Halbuki Planet'te daha yayılmacalı ve geviş getirmeceli yoga versiyonları var.
Aslında bir Çin savunma sanatı olan Tai Chi mesela, romatizma, bel ağrıları, stres ve evet evet fuzuli kilolardan kurtulmak için kullanılıyor.
Bir de 'Art of Living' diye bir hadise varmış Planet'te; adı bile insana böyle fırfırlı bir İngiliz şatosunda gelincikli/güllü/sümbüllü porselenlerden çay içiyor hissi veriyor.
'Art of Living' bir Hint öğretisi. Yoğun nefes alma teknikleri filan barındırıyor içinde. Bütün endişe ve korkularınızdan temizlenip 'Stres de nedir, Çince bir böcek adı mı?' kıvamına geliyorsunuz en nihayetinde.
Çocuk tiyatrosu
Kaç göz bu kadar şefkatli bakar? Bu kadar yumuşak? Bu kadar sıcak? Bu kadar nazik?
Hayatta kaç kişi için, hiç tanımasanız da, 'Dünyada kimseye kötülük yapamaz' diye geçirirsiniz aklınızdan? Hayatta kaç kişi bu kadar güven verir insana?
Bu hayatta ya da öbüründe?
Şükran Güngör, artık öbüründe. Hakikaten üzüldüm.
Bir de çocukluğumu hatırladım. Ben küçükken onları Yıldız Kenter ile kardeş zannederdim. Yıldız Kenter tabii ki Müşfik Kenter ile evliydi!
Küçük araba sağlığa zararlıdır
10 küsur yıldır araba kullanırım. Üç araba girdi hayatıma. Birincisi, üniversite yıllarındaki HSC 23. İlk gözağrısı, ilk aşk. Yeri başkadır.
Sonuncusu, şimdiki arkadaş. Ayağımızı yerden kesen tasarım ve renk fukarası.
Fakat o ara dönem, o küçük kırmızı arabalı alacakaranlık kuşağı; yani ne siz sorun, ne başkası.
Küçük bir kırmızı araba edindiğim günün ertesinde, hemen ertesi gün yani, küçük bir kırmızı arabanın, bir kadın için en tehlikeli şeylerden biri olduğunu da idrak ettim. Fakat alınmış bir araba var ortada. Atılmıyor, satılmıyor.
Küçüksün ya, kırmızısın ya, bir de üstüne kadınsın ya... Minibüs, otobüs ve taksi şoförlerinin hemen hepsinde artı esmer ve bol kıllı özel otomobil şoförlerinin çoğunda nasıl bir 'Küçük kırmızı şey, gel bakiiim buraya' arzusu/şehveti/kaşıntısı, anlatamam.
Üniversite yıllarındaki kadar genç/güzel/acemi olmamama rağmen, o küçük kırmızı taşıtla başıma gelmedik iş kalmadı.
Bunu yazmamın sebebi, az önce haber aldım ki memleketimiz topraklarında bir Mini Cooper trendi baş göstermiş. Kınıyorum. Ve özellikle hemcinslerime sesleniyorum: Küçük araba başa bela. Hele hem küçük hem kırmızı derseniz, kendinizi ateşe attığınızı biliniz.