Bağdat Caddesi canavarları

Geçen akşam Şaşkınbakkal'dan taksiye bindim, eve geliyorum. Caddebostan'ı geçtikten sonra trafik hafif tıkandı. Baktım, yanda bir çekici.

Geçen akşam Şaşkınbakkal'dan taksiye bindim, eve geliyorum. Caddebostan'ı geçtikten sonra trafik hafif tıkandı. Baktım, yanda bir çekici.
İstanbul trafiğinin, trafik polisleri işbaşında olduğunda daha fazla tıkandığını, hele çekiciler devreye girdiğinde iyice arapsaçı (O da ne güzel parçadır, ey Erkin Koray. Gerçi Funda Arar'ın yaptığı cover da fena değil) olduğunu biliyorum. Tamam dedim, kısmetse sabah ezanıyla beraber eve varırız.
"Çek çek bitiremediler" dedi şoför. "Yaa hakkaten" dedim ben de nötr bir sesle. Akşamın bir vakti gerçekten kimseye zararı olmayan arabaları niye çekerler, anlamam.
"Yıkaya yıkaya da bitiremediler" diye devam etti şoför.
Pek anlamadım, sustum.
"Kanları diyorum" dedi, "İki kişi öldü ya."
Meğer o akşam yine Bağdat Caddesi canavarları iş- başındaymış. Yarış başında.
Motor arabanın altına girmiş.
İki kişi gitmiş. Ortalığı kan götürmüş. İtfaiye gelmiş. Bütün cadde yıkanmış.
Ama ancak caddenin betonu temizlenmiş tabii. Yoksa olup bitenin hafızalardan temizlenmesi mümkün mü?
Geçenlerde gözümüzün önünde bir felaket daha yaşandı. Bu sefer de Caddebostan'dan eve dönüyoruz. Fakat benim kalbim hep olduğu üzere, 'tatlı' diye atmakta.
Antakyalı Künefeci diye de bir yer açılmış bulunuyor caddede, Göztepe civarında. Künefesinden ziyade fıstıklı kadayıfının çok şahane olduğuna ilişkin duyumlar alınmış. Dedik ki denemenin vaktidir.
Tam o noktada bir viyaklama oldu. Nasıl bir acı çığlık, nasıl bir ötme...
Yine Bağdat Caddesi canavarlarından biri, köklediği gazı toparlayamadı. Korkunç acı frenlerle birlikte gözümün önünde havalandı, uçtu, döndü, kaldırıma çıktı, korkunç bir tangırtıyla çöktü.
O kadar burnumun ucunda, o kadar iki karış ötemde cereyan etti ki hadise, böyle bütün iç organlarımın birbirine yapıştığını hissettim.
Mucizevi biçimde ölen olmadı. Büyük şans; o anda kaldırımda kendi halinde yürüyen bahtsız bir canlı yoktu.
İyi kötü 30 yılım Bağdat Caddesi ve civar sokaklarında geçti. Severim burayı. Fakat bu cadde canavarlarının kafalarını alıp duvara vura vura kırmak istiyorum. Öyle tiksiniyorum. Genellikle böyle 'Çimenlere basmayalım, sokaklara tükürmeyelim, terli terli su içmeyelim' tipi şeyler yazmam biliyorsunuz. Ayrıca kendim de arabayı sağdan sağdan otuzla emekletenlerden değilimdir. Ama yani bunun bir ayarı yok mu?
Yarışı da anlarım. Ama bu, normal trafikte ve kaldırımları da parkura dahil ederek mi olur? Bu kadar mı kaş göz yararak ve de ortalığı kana bulayarak olur?
Bana da neredeyse didaktik yazı yazdırdınız ya, alacağınız olsun.
'Derin devlet' tanımı
"Derin devlet, devletin derinliklerinde değil, milletin şuurundadır. Bir daha geri çekilmeme iradesidir." Cennet vatanımızdaki son 'şık' gelişmenin öznesi/kahramanı/süvarisi emniyetçisi/MİT'çisi/Susurluk kazazedesi/sır küpü/Fatih Terim kankası/genel başkanı/ağırı/Ağar'ı, 'derin devlet'i bir güzel tanımladı. Oh.
Jet Fadıl'ın bile Meclis'te boy gösterdiği bir sistemde, Mehmet Ağar da evde oturup iki ters bir yüz yün örecek değil herhalde.
Fıstık izni
İşte dünkü gazetelerdeki en güzel haber:
Siirt'te fıstık ağacı diken memur idari izinli sayılacakmış!
Oralarda 2 yıldır yürütülen bir Fıstıkçılık Projesi varmış. Tüm Siirtlileri olaya dahil etmek istiyorlarmış. Bunun için de fıstık ekimi yapacak memurlar, idari izinli kabul edilecekmiş.
Şimdi günlerden pazartesi. Sendrom durumları ayyuka çıkmış. Halbuki şöyle gitsem 2 hafta fıstık eksem. Diksem. Şu fıstık projesine doya doya katkıda bulunsam. Siirt'i gücüm yettiğince ben de kalkındırsam. Vatana millete faydalı bir birey olsam.
Ama maalesef, fıstık ekimi için 2-3 gün yeterliymiş!
Süper hala
Elbiselerinin çoğu, hassas noktalarına taş/boncuk/tüy filan serpiştirilmiş naylon çoraplardan oluşan güzel manken Şenay Akay, bu seçimleri yüzünden halasının gazabına uğramış.
Yüce hala, Türk sanat musikisi icra eden, bir zamanlar kendini bayraklara sarıp sarmalayıp 'Türkiyem, Türkiyem, cennetim/Benim eşsiz milletim' diye şakıyan bir haddinden fazla vatansever sanatçı: Müşerref Akay.
Yeğeni Şenay Akay ile eşi Buğra Özçetin'in davranışları, Müşerref halayı çileden çıkarmış. Yeğenini manken yaparken belli koşullar koyduğunu söyleyen Akay, bu transparan ve dekoltelerin Şenay'ın babasını 'bile' kızdırdığını söylemiş. E, baba kızarsa, hala haydi haydi kızar!
Yaşam tarzlarını hiç beğenmiyormuş. Çiftin Türk örf ve âdetlerine yakışmayan davranışları, halayı patlama noktasına getirmiş. Zaten o Buğra'dan koca moca olmazmış. Hala, bu konuda da defalarca kulağını çekmiş yeğeninin ama söz geçirememiş.
Hala hanım, Şenay Akay'ı soyadına yakışır şekilde davranması için son defa uyarıyormuş. Transparan giymeye devam ederse, soyadını kullanmasına izin vermeyecekmiş!
Bakar mısınız süper halaya; kimin soyadını kimden esirgiyor...
İsterseniz hep beraber tek tip giysiye dönelim. Birer bayraktan elbise biçer, diker, otururuz.