Bakalım saçının ne kadarını gösterecek?

Hayrünnisa Gül'e Sophia Loren imajı safsatasında, en bayıldığım kısım o 'belirsizlik'ti: </br>The Guardian'dan alıntıyla &quot;Ancak Bayan Gül'ün saçının ne kadarının görünmesine izin vereceği belli değil.&quot;

Hayrünnisa Gül'e Sophia Loren imajı safsatasında, en bayıldığım kısım o 'belirsizlik'ti:
The Guardian'dan alıntıyla "Ancak Bayan Gül'ün saçının ne kadarının görünmesine izin vereceği belli değil."
Bakalım Hayrünnisa hanım önden biraz perçem mi gösterecekti, uçuşabilir bir kakül ya da bol spreyli bir vak mı? Yandan iki lüle, üç bukle? Belki de topuzunun altına duvak gibi tuttururdu başörtüsünü, vatandaştan iki tutam saçı esirgeyecek değildi, bakalım ne kadarını feda etmeye hazırdı, şehvetle merak edilen oydu.
Bunlar bana uzaylı gibi geliyor. Böyle düşünenler. Bir toplumu bu kadar mı anlamazsın? Bir insanı bu kadar mı hissetmezsin?
Hadi Guardian'cılar İngiliz. Ama bizde de zihni aynı biçimde çalışanlar olduğunu biliyoruz: Ne var canım birazını gösterse... İçine peruk taksa, üstünü gevşek tutsa...
Nitekim Hollywood'dan 'Esinlik modeller' çok tatlıydı. Audrey Hepburn'un minik haşarı eşarbından asi perçemleri çıkıyor, Elizabeth Taylor babaannemin 70 sene önceki halinin tıpatıpı, oruç da tutar, denize de girer, dekoltesi zaten derya denizdir, Ava Gardner'ın kafasındaki gülünç/rüküş ötesi şapka/fiyonk/tül, maazallah bizden biri giyse 40 sene topa tutulacağının garantisi olacak kudrette...
O takanı birkaç tahtası eksik gösteren şapka modellerine hele hiç dayanamıyorum. Uzaktan bir tanıdık, pek bir 'çağdaş' buluyor kendini, pek bir 'aydın', oğlu Robert'te okumuş, referansı da bu. Muhafazakâr da, başını şapkayla örtüyor ve bunun en mükemmel çözüm olduğunu, mesela şurada, ki militanca savunuyor, başörtülüleri hararetle fırçalayarak: Neden ısrar ediyorlar hiç anlamıyorum, en doğrusu şapka, en güzeli, en yakışanı, en moderni, çağdaşı, bizi dış dünyada... Hadi ya... Bazılarımız da bu feci şapkalardan utanıyor olamaz mı? Ben şahsen müstehcen bile buluyorum bazılarını.
"Türban konusunda çok hassassınız, biliyorum" diyen bir mail geldi. Hayır, türban konusunda hassas değilim, özel bir hassasiyet geliştirecek sebebim olmadı. Ailemde türbanlı kimse yok, hayatımda hiç tesettürlü biriyle arkadaşlık etmedim. Başörtüsü yüzünden mağdur olma, okuyamama, son dönemde bir de evlenememe (İslami çevreden gelen ama kariyer, pozisyon hırsı olan genç erkekler acaba bu son dönemdeki cumhurbaşkanlığı olsun, meclis başkanlığı olsun, o mevkiye uygun adam seçmekten ziyade eş seçme illeti yüzünden, bakalım gelecekte özellikle başı açık kızlarla mı evlenmeye dikkat edecekler, göreceğiz, demiştik geçen hafta, sağlam yerden bilgi geldi, gelecek gelmiş bile!) gibi sorunları birinci ağızdan dinlemişliğim bile yok. Sadece bu ülkede yaşıyorum ve ortalama IQ'lu sıradan bir insanım. Atla deve değil, iki gıdım empati o kadar da zor olmamalı.
Neyse, Hayrünnisa hanımla Sophia hanımın birlikte anıldığı türbanı modernleştirme haberlerinin şöyle bir faydası da oldu diye bakalım: Atıl Kutoğlu'nun ne mene biri olduğu anlaşıldı.
Viyana'daki biricik moda elçimiz, kaç yaşına gelmiş olursa olsun dünyaca ünlü 'genç' Türk modacısı, dünya modasına mütemadiyen damga vuran bu balon ego pardon etek, Hayrünnisa hanımın hem türban yorumu hem de genel gardırobu üzerinde çalıştığını duyurmakla kalmayıp etrafın gazına da gelerek meseleyi fırfırlamaktan, volanlamaktan, pililemekten, nervürlemekten çekinmedi.
Sonra anlaşıldı ki böyle bir görüşme fi tarihinde olmakla beraber son dönemde böyle bir talep, program vs. yoktu.
Şaşıranlar oldu, çünkü Atıl Kutoğlu'nu gerçekten çok önemli bir gururumuz diye bellemişlerdi.
Hayat sadece Radikal okuyarak geçmez. Mesela Âlem dergisini okumanın da sayısız faydaları vardır.
Ben uzun senelerdir kendimi bu faydadan mahrum etmem. Yıllar içinde gördüm ki Âlem dergisinin gazlamaya doyamadığı bazı kahramanları vardır. Ve Atıl Kutoğlu da onlardan biridir.
Böyle dergilere aşina değilseniz ilk bakışta anlamazsınız, herkes gözünüze benzer görünür. Zamanla fark edersiniz ki "Bütün sosyete oradaydı" başlığını takip eden sekiz sayfada resmi beşer kere basılanlar, ortamın üzücü biçimde tenha olduğuna işaret ediyordur. Önemi fazlaca vurgulanan tipler, anlarsınız ki o kadar da önemli değildir. Ortalığı yakıp yıktığı söylenen organizasyonların kareleri fısss diye eko yapmaktadır.
Atıl Kutoğlu'nun uluslararası moda endüstrisinin en tepe liginde ikamet etmediği, en iyi, tam da böyle olduğunu ısrarla iddia eden Âlem dergisinden anlaşılır.
Arşivden girip bakın: "Atıl Kutoğlu New York'ta yine zirveye çıktı"dır, "Türkiye'yi yurtdışında başarıyla temsil eden dünyaca ünlü genç Türk modacı, dünya modasına bir kez daha 'Türk' damgası vurdu"dur, daha da belirleyici olan fotoğraflara hep aynı isimlerin refakat ettiğidir.
Atıl Kutoğlu'nun en sadık izleyicisi, Osmanlı Hanedanı'nın torunlarından İsviçre'de yaşayan Nilüfer Sultan ve annesi Prenses İrene'dir, öyle diyeyim.