Bakire aranıyor (mu)?

Bugün de şöyle diyor Oscar Wilde: 'Erkekler daima kadının ilk aşkı olmayı arzu ederler. Bu, onların saçmalığıdır.

Bugün de şöyle diyor Oscar Wilde: 'Erkekler daima kadının ilk aşkı olmayı arzu ederler. Bu, onların saçmalığıdır. Oysa kadınların bu konuda çok akıllıca bir içgüdüsü vardır. Onların arzusu, yalnızca erkeğin son aşkı olmaktır.'
Hayat arzular çerçevesinde geçmiyor maalesef; insan bulduğunu yiyor! Zamane metropol erkeği de, 'düzeyli ilişkiler' yumağı içinde gide gele, bu 'saçmalık'tan ister istemez uzaklaşıyor. Hatta fazla başının ağrımaması için birincilikten vazgeçip üçüncülükle, beşincilikle
'yetinmeyi' tercih ediyor.
Ama İstanbul dışı manzara böyle değil tabii. Yıllar geçiyor, yurdum erkeğindeki 'birinc' olma takıntısı, haşa geçmiyor.
Evvelki gün, benzerlerini milyon kere okuduğumuz bir haber vardı. Çok bildik. Ama çok acıklı.
Hadise Konya'da geçiyor. 18 yaşındaki Fatma, evlendikleri günden beri 'Bakire değilsin' diyen kocası Adem tarafından sonunda terk ediliyor. İlk gecenin sabahında çarşafta leke tespit edemeyen kan düşkünü koca, bir türlü ikna olmuyor. İki yılın sonunda da yakarışlarını hiçe sayıp kızı babasının evine yolluyor.
Fatma kahroluyor. Bir jinekoloğa gidiyor.
O bildiğimiz esneklik hikâyesini öğreniyor,
'temiz' raporu alıyor.
Sonra da Adem'in işyerine uğruyor, 5. kattan aşağı uçuyor. Elinde sıkı sıkı tuttuğu
'Bakiredir' belgesiyle.
(Hangisi daha çok acıtır insanı? Gelenek/görenek/ar/namus ağırlığının altında ezilen bir koca mı? Ne kadar debelensen de sana inanmayan, güvenmeyen bir koca mı?)
Konya'da böyle hazin bir öykü son bulurken, keşke İstanbul'un göbeğinde küçük bir anket yapma imkânımız olsa...
Var tabii Yılmaz Bektaşgillerden buralarda da bol miktarda (Meraklısına not: Yılmaz Bektaş eşittir haftalar önce 'az kullanılmış'
istediğini beyan ederek gazetelere malzeme olan, sonra da 'Bakire istiyorum' diyen, aslen Karadenizli playboy). Memedalibey'in de büyük tantana kopartan 'eline erkek eli değmemiş' talebini hatırlarsınız.
Ama günümüz -hadi yine 'metropol erkeği'nin diyelim- bakire kadına, 'yamyam kadın' muamelesi yaptığını düşünmüyor musunuz siz de? (Bakınız Attila İlhan'ın 'Yamyam Kadınlar' ve 'Jilet Yiyen Kız' şiirleri. Yine bakınız Hilmi Yavuz'un 'Yamyam Kadınlar' başlıklı yazısı, 'Ah Kadınlar', Parantez Yayınları. Son olarak da lütfen bakınız Cemal Bali Akal'ın 'Siyasal
İktidarın Cinsiyeti' adlı kitabı. Yerimiz kuş kadar farkındaysanız, alıntı hizmeti veremiyoruz.)
Şimdi, ey Radikal okurları! Lütfen yan çizmeden cevap verin. Mesela 38 yaşında hâlâ sabırla hayatının aşkını bekleyen 'temiz' bir kız mı daha 'makbul', 38 yaşında boşanmış bir kadın mı?
Hadi gelin ve yolun yarısını devirmiş bir bakireyi aşağılamayacağınızı (içinizden tabii, çaktırmadan) iddia edin.
Peki nedir bunun ayarı? Memleket manzaraları mı? Kent şartları mı? Aşki durumlar mı? Evlilik cüzdanı aşaması mı?
Bayat da olsa son söz: Erkekler neden bakire ister? Çünkü eleştiriye tahammülleri yoktur!
Yok artık!
Vivet Kanetti'nin son kitabı 'Koş Süreyya Koş'ta adının geçtiği bölüm Hülya Avşar'ı çok sinirlendirmiş. Önce Kanetti'nin psikolojik analizini yapmış! Sonra da 'O kadar alıştım ki bu tip insanlara' demiş, 'Vivet hanım da bir yere gelebilmek için bana saldıranlar sınıfına girdi.'
Çok güldük tabii. Neşeli bir sabah geçirmemize sebep oldu Avşar.