Başarılı bir öğrenci: Sedef Erbil

Bir mutlu, bir mutsuz son balonu yükseldi magazin semalarımıza son 48 saat içinde. </br>

Bir mutlu, bir mutsuz son balonu yükseldi magazin semalarımıza son 48 saat içinde.
Ebru Gündeş, unutamadığı aşkı Ömer Durak'la evlendi. Biz sevindik ailecek. Hakikaten sadece 'ajans' ve maç seyreden babamın bile ayrıldıklarında
'Unutamadı kızcağız bunu, gözünden belli' demişliği vardır. Böyle bir 'murat/kerevet' coşkusu yaşadık.
Gündeş'e çok bayıldığımdan değil. Ama o hastalıklar filan ağır şeyler. Sağlıklıyken bile hayat kâfi derecede zor; bir de öyle ekstralar... Yani ne bileyim; Ebru Gündeş mutlu olsun istiyorum ben. Sevdiği adam onu sevsin, çocuk mocuk yapsın, bu vesileyle o bazen kendini haddinden fazla ciddiye alan halleri de geçsin, iyi olsun...
Gönül ister ki herkes iyi olsun
(Böyle bir iyi niyet pınarı fışkırdı içimde; pek hayra alamet değil); fakat bazılarının iyi olmayacağının kokusu daha en baştan geliyor.
Son yürümeyen müessese haberi Erbillerden geldi. Mehmet Ali Erbil ve 'toy' eşi Sedef, artık boşanıyordu.
Televizyonda denk geldiniz mi ya da gazetelerden takip ettiniz mi, bilmiyorum. Memedalibey, eşinden hep minik kızı Yasmin'in sınıf arkadaşıymış gibi bahsediyor:
"Okulu var. Başarılı bir öğrenci. Bana karşı hiçbir saygısızlığını görmedim. Çok aklı başında. Çok terbiyeli. Önünde uzun bir yaşam var."
İnsan sonraki cümlelerin şöyle olmasını bekliyor: Ayrılıyoruz çünkü beslenme sepetine elmasını koymayı unutmuş. Ama bu kötü alışkanlığından vazgeçecektir büyüyünce. Anlaşamadık çünkü Pictionary oynarken saçımı çekti. Ama havuz problemlerinde mükemmel...
Biz medya köleleri bu 'ayrı dünyaların insanları' olayını çözmüştük
daha ilk baştan, ama yine de bir adamın karısından 'Başarılı bir öğrenci' diye söz etmesi...
Ne bileyim, belki ben anlamıyorumdur. Hiç başarılı bir öğrenci olmadım. Ayrıca da kocam pek terbiyeli olduğumu düşünmez!
'Kayak aydın'
Bu mevsimde sıcak diyarlara gidip üstüne bir de yanıp gelen güzel kadınlara karşı içimde nasıl bir nefret/haset tepesi büyüttüğümü anlatamam. (Gelirken bana uzun püsküllü atkı getirenleri hariç.)
Hafta sonu Polonezköy'e gitmiş olması bile birini düşman bellememe yetebilir bu ara. Tatil diye ağlamalarım filan geliyor. Millet Sevan Nişanyan'ın 'Elif'in Öküzü ya da Sürprizler Kitabı'na çoktan geçti fakat ben hâlâ 'Küçük Oteller Kitabı'nda, orman arazisi bakıyorum. Arada da Gökhan Akçura'nın 'Turizm Yıl Sıfır'ını karıştırıyorum.
Siz biliyor muydunuz mesela 30'larda tüm kayakçıların birbirini 'Kayak aydın' diye selamladıklarını? Peki 1931'de güzellik kraliçesi seçilen Keriman Halis'in Uludağ'da çekilmiş kayak kıyafetli fotoğraflarının aslını astarını?
Cevap veriyoruz: Keriman Halis'in peder, Bursa Seyyahin (Turing) Şubesi Müdürü Tevfik Halis beymiş. Böylelikle de Keriman kızımızın
kayak kostümlü resimleri boy boy yayımlanmış zamane basınında.
30'ların ortasında ciddi ciddi Uludağ modası varmış. Naci Sadullah'ın kalemine bakılırsa, durum hiç fena değil:
"Hepsinin vücutları, aylarca kızgın güneş altında banyo yapmış gibi yanık... Parafinli kayakları üzerinde, saçları dalgalanarak aşağılara süzülen genç kızlar, bu kılıkları, bu halleri, bu tabii edalarıyla balolarda dekolte gece elbiseleriyle vals oynadıkları zamanlardan çok daha sempatik..."
30'lardan bahsediliyor. Ve kadınlar yanık.
2003'e giriyoruz. Ve bir kadın beyaz. Bembeyaz. Çok beyaz.
Ey E.A., çok beyaz dedim!
Hamsi ve 10. Yıl Marşı
Dünkü Radikal'in son sayfasında leziz bir haber vardı: Karadeniz'de Hamsi Festivali kutlanmış.
60 kişi, 15 ton hamsiyi mangal yapmış. Ki bu da 2002 metre tutmuş.
Çok fazla olmasının dışında, son mangal rekoru olan 613 metrenin (1999, Peru) kırılmış olması itibarıyla da mühim bir sayı oluyormuş bu 2002 metre.
Haberde böyle çok şahane detaylar var. Mesela mangallar 12.15'te aynı anda yakılmış. Belediye Başkanı Posbıyık'ın 'Hamsi pişir' komutuyla hamsiler ızgaraya atılmış! Rekor başarıyla kırılmış.
Sabahımız orada olmamamıza ağlayarak geçti. Yani hem hamsi ızgara söz konusu; iyi bir şey. Hem de şöyle canlı canlı 10. Yıl Marşı söylemeyeli kim bilir kaç sene geçti; pratik yapardık.
Ne alakası var diyecek olursanız, rekoru kırdıktan sonra yurdum insanı hep beraber 10. Yıl Marşı'nı söylemiş!
Bu nasıl bir sebep-sonuç bağlantısıdır? 'Çıktık açık alınla 10 yılda her savaştan'ın hamsi kuşuyla nasıl bir bağlantısı vardır? Hamsi, 'Başta bütün dünyanın saydığı baş kumandan' diye onore edilmekteyken, tempo tutan bir kılıç kalkan ekibi de var mıdır?
Peki istavrit kızarttıktan sonra da 'Müjdeler var yurdumun toprağına taşına, erdi Cumhuriyetim 50 şeref yaşına'yı mı söylemek icap eder?
B., bir hamsi türküsü bulamamışlar mı, diye zonguldak ahalisini benden beter kınadı. Aşağıdaki dizeleri 'rekortmen hamsiler'e ithaf ediyoruz:
"Hamsi kurban o göze/Baş dalarsın göze/Atarlar barabati/Alurlar seni yüze/Korlar seni kayuğa/Satarlar seni bize/Biz de seni aluruk/Sererük
seni köze/Bir kusurcuğun vardur/Çok su içersun bize."
Dizeleri dizmişken, bizim dergi grubundaki a la carte'ın yöneticilerine de ithaf etmek isterim. Kırk yılda bir hamsi tava yapılıyor, insanın içi hoplatılıyor, sonra saat 12.15 itibarıyla bittiği söyleniyor. Hamsi, ne zamandan beri kahvaltı mönüsüne girdi? Balık alımı yarımşar kilolar halinde mi yapılıyor?