Başbakan Erdoğan'ın evinin salonu

Bir ara değişmez pazar meşguliyetlerimden biri, Hürriyet'in verdiği Gala ekindeki ev söyleşilerine bakmaktı. Ünlü isimlerle evlerinde, çay ve kuru pasta eşliğinde geçen 'sıcak sohbetler'.

Bir ara değişmez pazar meşguliyetlerimden biri, Hürriyet'in verdiği Gala ekindeki ev söyleşilerine bakmaktı. Ünlü isimlerle evlerinde, çay ve kuru pasta eşliğinde geçen 'sıcak sohbetler'.
Konuşma ne tarafa gitmiş, bu tip karşılıklı pışpışlamalarda zaten kimse bir şey demediği için, hiç mühim değildi. İlginç, çekici, meraklandırıcı, aydınlatıcı olan, fotoğraflardı. Evin dört bir köşesinden kareler, o insanın dünyasını açık ederdi.
Çok sade bir hayat düşlediğini söyleyen falancanın salonu varak aynadan geçilmezdi mesela, boş zamanlarında hep kitap okuduğunu iddia eden filancanın konutundan değil görkemli kütüphane, tek bir kitap rafı çıkmamıştı.
Lafta herkes evinde huzur buluyordu ama çoğu ev, iki saat oturmaya gitseniz huzurunuzu bozacak kadar sıkışık, nefessiz ve rahatsızdı.
Böyle ev sayfalarına, buldukça bakarım. Kendilerine de. Nasıl olup da ışıklarla perdeleri koordineli çalıştırmıyor ve en mahrem gece hallerini bu kadar sakınmadan kamuya açıyorlar anlamıyorum, ama onların içindeki teşhirciyle benim içimdeki röntgenci madem alanın da satanın da memnun olduğu bir işbirliğine giriyor, bakarım.
Diyeceğim, akşam yolda gördüğüm ışıklı pencerelerden içeri sızmayı seviyorum. Herkes gibi. O evlerdeki hayatlara dair tahminler yürütmeyi, hikâyeler uydurmayı. Gündüzler bir biçimde hep geçiyor da, geceler o evlere nasıl çöküyor? Aile fertleri arasında nasıl konuşmalar geçiyor? Akşam yemeğinde ne yeniyor? Televizyonda ne seyrediliyor?
Kaçta yatılıyor? Hangi rüyalar görülüyor?
Rönesans pembesinden Osmanlı kırmızısına artık sonsuz ton ve oyun imkânı varken, neden o salonlar hep aynı renklere boyanıyor? Avizeler neden bu kadar birbirine benziyor? Duvarlara asılı resimler asıl; onlar nasıl
olup da birbirinin aynı gibi durabiliyor?
Ev, sahibini çok açık eden, ele veren bir şey. Evinizde olan ya da olmayan her şey, içinizde var olan ya da olmayanlara işaret ediyor. Bir eksiğinize, bir fazlanıza.
Bu yüzden işte, dünkü gazetelerde en çok Başbakan'ın ilk defa basın önüne çıkan eviyle ilgilendim.
Demirellerin azman plastik çiçekleri ve Özalların trend kaygılı alaturkalığıyla şerbetlenmiş gözlerimle.
Görebildiğim kesitiyle: Geleneksel bir salon. Aydınlatma elbette ki tavandan, kristal avizeyle sağlanmış. Halılar renk ve desen itibarıyla fazlaca geleneksel; ipek oldukları rivayet olunuyor. Oturma takımı (onun da deri olduğu rivayeti var), 'takım' ve 'uyum' fikrinin Emine Erdoğan'ın zihninde ne kadar belirgin olduğunun da sağlaması gibi (Siyah kıyafete siyah yüzük).
Ayaklar tabii, Emine Hanım'ın giyiminden de bildiğimiz gibi, yine sorunlu: Ortadaki büyük cam sehpanın pirinç ayaklarına karşılık, oturma grubununkiler, gördüğümüz kadarıyla beyaz metalden. Altınla gümüşü aynı anda takmış hissi veriyor.
Ortadaki büyük sehpanın cam ve köşeli olması, karaktere ilişkin bir veri sayılabilir mi?
Duvarınıza astığınız resimler tabii çok belirleyici oluyor. Koşmakta olan atlar seçebiliyoruz. Yan duvardaki çerçeveyi klima taçlandırmış.
Güney Afrika'nın o en biricik hediyelik eşyası devekuşu yumurtalarını çağrıştıran bir aksesuvar, insanın maazallah gözüne girecek gibi duran boynuzuyla yükseliyor...
Arka tarafta sedef kakmalı iki koltuktan müsemma köşe. İç mimarlar salon için "Osmanlı ile modern tarz birleştirilmiş" demiş, ben tam olarak öyle demezdim, ama onlardan iyi mi bileceğim?..
Kadim müttefikin parmağı!
İşte John's dediğim ve 'Amerikancı' bellediğim kemikle ilgili gerçekler (teşekkürler hocam!):
"Ayaktaki kemiklerimizden biri, daha Amerikalı değil maalesef (ya da iyi ki). Amerikan yayılmacılığı henüz bu denli ayağa düşmedi (!) diyebilir miyiz?
Kırılan kemiğinizin adı, metatars. Diğer arkadaşlarından sadece sıra numarasıyla ayrılıyor ve biz hekimler ayağın en dışındaki bu kemikçiğe 5. metatars demeyi yeğliyoruz. 5. metatarsımızın en ucundaki bölgenin, buraya yapışan bir tendon tarafından çekilerek koparılması sonucu oluşan kırığı, yıllar önce ilk kez Sir Robert Jones tanımladığı için, bu kırık
adı geçen zatın ismine hürmeten Jones kırığı olarak adlandırılıyor yıllardır. Bir yabancı parmağı arayacaksak, en azından bu kez Amerikan değil en kadim müttefikinin parmağını aramalıyız." (Prof. Dr. Muharrem Yazıcı, Hacettepe Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji AbD)