Başıma gelen yayın yönetmenleri

Her yayın yönetmeni, yeni bir ilişki, yeni bir zihniyet, yeni bir metot, yeni bir macera demek.</br>Bakalım, bugün bir yenisini tecrübe ediyoruz.

Her yayın yönetmeni, yeni bir ilişki, yeni bir zihniyet, yeni bir metot, yeni bir macera demek.
Bakalım, bugün bir yenisini tecrübe ediyoruz.
Geçen haftakinden memnun kalmıştık! Bir kere o pozisyonun gereği gazeteyi sattırmak ve konuşturmaksa, e Pamuklu Radikal bir haftadır dillerde.
Orhan Pamuk'un güne bir heyecan, toplantı masasına bir atmosfer getirdiği de kesin. Espriler, tali sayılabilecek haberleri bile sorgulamalar, adrenalin tadı hâlâ damaklarda.
Bugünkü yayın yönetmeni fikren daha da leziz. Ama uygulamayı göriciiiz. Gazeteci kimliğimizi, hayran kimliğimize ezdirmiyciiiz.
Baktım da üstümde az çok izi olan genel yayın yönetmeni sayısı pek fena değil. Pekâlâ kıyaslayabilirim.
Funda Belendir
İlk işim, ilk şefim, yerli Cosmopolitan'ın ilk editörü. Tarihimde net 10 aylık yeri var, brütü çok daha uzun, tamirim vakit aldı. Soran olsa "Ohoo, geçti artık" derdim, geçen gün bir ekte görünce film şeridi olup çözüldüm. Meğer Pınar Belendir, benzer güzellikteki kardeşi; tatlı, oyunlu, sevimli bisküviler yapıyormuş.
Funda, bildiğim kadarıyla yıllardır New York'ta. Sade bir seksapeli vardı, Kate Moss'a benzetirdik. İyi gözü, gayet burjuva bir beğenisi vardı. Bense saftım, cahildim, hamdım. Ama onun beni inandırdığı kadar çöp müydüm, bilmiyorum ki... 23 ve 24; galiba ikimiz de genç ve tecrübesizdik.
Emre Aköz
Kasım 93. Esquire. Çağırdılar, iş görüşmesine gittim. Odasından içeri girdim, havada garip bir şey üfledi, sinema gibi oldu, tersim döndü, onun da döndü, çok belli oldu. Hemen o akşamki yemek teklifini kabul etmeseydim, birkaç ay sonra sevgili olmasaydım, onca sene ısrar edip sonunda beni almasını sağlamasaydım, ondan bu kadar çok şey öğrenir miydim, bilmiyorum. Ama büyük hevesle öğretir, bıkmadan anlatır. Eski 'softcore'cu, gazeteye yaptığı diziden beri Fethullahçı sanan bile var, aynı anda hepsi ve hiçbiri, şaşırtır, ezber bozar, pencere açar, enerjini emer ve yükler, yüreklendirir, terörize eder, uçlarınla oynar, herhalde o yüzden bunca sene sonra ilgim hâlâ azalmadı.
Çok laf eden oldu. "Yazıları ona yazdırıyor/okutuyor/düzelttiriyor" dediler, "Ekin sayfalarını eve onaya götürüyor" dediler...
Son dakikacı, tembel ve enayi olduğum için bunları yapamadım. Ama ezeli, ebedi editörüm, hep elimin altında, büyük lüks.
Ufuk Güldemir
Küçük bir ekip, onun yayın yönetmenliğindeki Milliyet'e transfer olduğumuzda, herkes gençti: Nisan 95. Sıkı işler çıkartmak için gittiğimizi sanıyorduk, meğer iş hayatının en hızlı değiştiği üç haftayı yaşamak içinmiş. Ahmet Altan'ın unutulmaz 'Atakürt' yazısı, takiben Güldemir'in istifası. ABD'deki kanser tedavisinden döndüğünde de yazdım; haberi yoğurmayı, dönüştürmeyi, başkalaştırmayı, kendi etrafında hulahop gibi çevirmeyi en iyi bilenlerden. Karşısındakine de sirayet eden bir enerji, beğenirsiniz/beğenmezsiniz Habertürk'ün tarzını, ama neticede başka bir formül yaratan bir zekâ. Hiperaktif, işkolik ama eğlenmesini de bilen bir yönetici; ertesinde insanın kendini devlet dairesine düşmüş hissetmesi fevkalade mümkündür.
Alev Er
Aktüel'in Aktüel olduğu, okul olduğu son yıllar. 99. Oranın hocası. Direktörü. Ama 'direktör' kelimesini bazı künyelerdeki 'Atsan atılmaz, satsan satılmaz'lara verilen bir kızak payesi gibi değil de, 'direk' gibi düşünmek lazım, ailenin direği. Sağlam bir siyasi geçmiş, sıkı bir entelektüel donanım. İlk anda kaba saba gibi gelen, simültane çeviri gerektiren konuşmasının ardında, etkileyici bir incelik. Vicdanlıdır. Halden anlar. Yazı diliyle ustalıkla oynar. Adamına göre muamele yapar. Bağırtılı ve heyecanlı çalışır. O bağırtı bazılarını paralize eder, kimimize tam tersi iyi gelir. Onunla çalışmak zevktir, eğitir, öğretir, geliştirir.
Metin Soysal
Oradaki yayın yönetmenim. Radikal'deki ilk aylarımda, adını sayıklayıp ağladığımı bilirim: Peki şimdi oldu mu? Ya olmadıysa? Kimse evet/hayır demeyecek mi? Üstünden usta bir göz geçmeyecek mi? Metin Soysal: En güvenilir merci. En garantili sağlama. En kıvamında sansür, ayar, zapturapt. En iyi başlık. Tek geçerim.
Şu anda Alev Er'le birlikte Star gazetesindeki değişimde en büyük rolü olan adam. Eşi Nuray da Tempo dergisinin engellilerle Serdar Bilgili'yi buluşturan müstesna projesinin mimarı. Şahane şeftali reçeli yapar.
İsmet Berkan
Telefonu uzattılar: "İsmet Berkan seni arıyor." Tanışıklığımız var ama tek kelime etmişliğimiz yok. Beni adam yerine koymaz, kadın yerine koymaz... Sempatisi olmadığı çok nettir. Üstelik de Funda Belendir'in yakın ahbabıydı! "Seni" dedi, "Hayırlı bir iş için arıyorum." Ertesi akşamüstü Touchdown'da buluştuk, bindik bir alamete, geldik kıyamete.
Kendi ufak müsameremizden, büyük sahnelere. Dergiden gazeteye. Ekim 2001'de.
"İnsanlar ikiye ayrılır: Çocukken 'Pardayanlar'ı okumuş olanlar ve olmayanlar. Müziği derilerinin altında hissedenler ve etmeyenler. İnsanları sevenler ve sevmeyenler. Şizofren olabilenler ve olamayanlar. Aynada kendi gözünün içine bakabilenler ve bakamayanlar. İnsanların ikiye ayrıldığını bilenler ve bilmeyenler. Bütün bir yemeği sonundaki tatlı için yediğini düşünenler ve bunu hiç aklına bile getirmemiş olanlar. İnsanlar ikiye ayrılır: Ben ve sen."
İnsanlar ikiye ayrılır: İsmet Berkan'ın o shot tadındaki kitabını bilenler ve bilmeyenler: 'İnsanlar Üçe Ayrılır: Sayı Saymasını Bilenler ve Bilmeyenler'.
Halihazırdaki yayın yönetmeni üzerine ahkâm kesmek riskli ama ilk başta bu 'Saldım çayıra, mevlam kayıra' tekniğini yadırgıyor, galiba biraz güdülmek istiyordum. Fakat zaman içinde, aldığı kadar özgürlük formülü
çok iyi geldi. Pek mesuduz Cumartesi ahalisi olarak, Allah başımızdan eksik etmesin.
Ertuğrul Özkök
Kimbilir son kaç yılın 'en' yayın yönetmeni o herhalde. Radikal Cumartesi'de bilfiil çalışmaz, yazıları evden yollarken, 2006 Mart'ında mikro bir Hürriyet tecrübem oldu. Hep merak ettiğim üstün kadın Neyyire Özkan'ın ısrarıyla, yeni bir hafta sonu ekinde. Proje ölü doğdu ama o iki ay Ertuğrul Özkök'ün gücünü görmeye yetti de arttı. Alain de Botton'un yeni kitabı çıkmış, Özkök üzerine birkaç satır yazmış, bütün gazete nüfusu kolunun altında o kitapla yürüyor! Çalışanların böylesine aşkla bağlı olduğu patron sayısı çok olmasa gerek. Sırrı, herkesle hasbıhal etmesinde mi? Sıcak davranmasında, insana kendini iyi hissettirmesinde, hep ulaşılabilirmiş duygusu vermesinde mi? Aynı günlerde Özkök yüzünden çaysız da kaldık. Lapsang Souchong'dan bahsedince, Nişantaşı'ndaki çaycı Tikina'nın Lapsang Souchong stoku bir anda tükenmekle kalmadı, dükkândaki daha az füme olan kardeş çay çeşitleri de bitti!
Komşulardan Posta ve Milliyet'le devam edecektik: Aile mirası bıyığıyla Rıfat Ababay... Ofis partisindeki müzik performansıyla Sedat Ergin... O malum soru: Hangi biraderler arasındaki fark daha keskin? Sedat Ergin'le Sanlı Ergin mi? Tayfun Devecioğlu'yla Barbaros Devecioğlu mu?
Öğlen toplantısı da bitti. İçeride kamera ordusu. İtibarının Orhan Pamuk'un iki katı olduğu söylenebilir. Ya hâkimiyeti? Valla Sezen Aksu, meseleyi temelli sektör değiştirecek kadar çözmüş görünüyor.