Başımıza gelen erkekler

Sayfada ilan olduğunu öğrenince, parası cebime girmiş kadar sevindim.

Sayfada ilan olduğunu öğrenince, parası cebime girmiş kadar sevindim. Yoksa karalar bağlamış oturuyor, Murat Yetkin'i arayıp yazının aralarına serpiştirmem için bana içinde Hüsamettin, Kemal, İsmail, Rahşan, Mesut, Devlet kelimeleri geçen cümleler kurması için yalvarmayı planlıyordum.
Deprem ve ikiz kule felaketlerinden sonra televizyona en yapışıp kaldığımız dönemdi. Siyasetten başka mevzu yoktu, magazin bile tarz değiştirmişti. Maraşlı aile, liderlerin isimlerini taşıyan çocuklarından şikâyetçiydi: Bülent sürekli hastalanıyor, hiç yemek yemiyordu. Mesut çok inatçı, Devlet ise aksiydi. Aralarında hep kavga çıkıyordu!
Ayrıca tabii çok kederliydim. Clinton'ın deo bölgesine sıkışıp resim çektirememiş, dizinde zıplayamamış, Q Caz Bar'da beraber dağıtamamıştım. Yani bir hiçtim.
Vakti zamanında gerekli derneklere üye olmadığım için kendimi çok kınadım. Taba rengi sandaletlerim vardı ama TABA üyesi değildim. Bir gariban vatandaş olarak Clinton'ı televizyondan izlerken ekranda Yeşim Salkım'a çok benzeyen bir kadın teşhis ettim. Sonra gazetelerden okudum ki Yeşim Salkım'a aaaa ne kadar da benzeyen o kadın, Yeşim Salkım'mış. Ve dünkü gazetelerden birinde kendisinden görüş alınmış. Salkım, her normal Türk kadını gibi Clinton'ı "Zeki, karizmatik ve etkileyici" bulmuş. Toplantıya
TABA üyesi olduğu için katıldığını da ifade etmiş. Tekrar ediyorum: Yeşim Salkım, Türk Amerikan İş Adamları Derneği üyesiymiş!
Neyse, adama yine hep beraber öldük bittik tabii. 'Bizi bizden daha çok düşünüyor, beni de benden daha çok sever bu, zaten kocaman, ex/mex pekâlâ iktidar işte, hem komik de, bak iki lafın arasında kapısında 'Yarın bedava içki var' yazan ama yarını asla gelmeyen barı anlattı, şefkatli de, nasıl unutmamış Erkan bebeği, ayyyy boş zamanlarında da saksofon çalar, gül gibi geçinip gideriz' biçimindeki düşünce balonları ayyuka çıktı.
Sonra kendimize geldik; bu sefer de 'Ohooo elâlemin başkanı bak 56 yaşında emekli olmuş geziyor, bizimki sekseninde sözde hâlâ direniyor, yazık, vicdanımızdaki o iki lokma
kredisini de tüketip kendisini her zaman ekşi bir suratla anmamız için elinden geleni yapıyor' diye üzülüp süzüldük. Lakin bu sefer, büzülmedik. Üçlü ittifak gelişmeleri havadaki neme bile dayanma gücü veriyor.
Tevazu anıtı
Görgün. Gör gün. Bu günleri görmemizi sağlayan adam. Yani tek başına değil tabii ama müthiş katkısı var. Görgün Taner, bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin yönetmeni. Ve bu ayın başından beri de İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Genel Müdürü. Ama insan o bildik genel müdür pozlarından bu kadar mı uzak olur? Bu kadar mı sıcak olur?
İki satır yazmak istiyordum ne zamandır; kısmet bugüneymiş. Konserler gayet şenlikli biçimde devam ediyor, her akşam başka atraksiyon var. Çarşamba gecesi 'Directions in Music' ile Miles Davis ve John Coltrane'i andık Açıkhava'da. Caz konusunda ahkâm kesecek değilim ama yani ne biçim çaldı adamlar demekten de kendimi alamıyorum.