Bayhan 'comeback' yaptı

Polisle çatışan araçtan 'popstar' Bayhan çıkmış. Olay mahalli bizim ilçe: Kadıköy. Evvelki gün sabaha karşı 'dur' ihtarına uymayan araçtaki dört kişi polisle çatışmış: Bayhan Gürhan, babası, iki arkadaşı.

Polisle çatışan araçtan 'popstar' Bayhan çıkmış. Olay mahalli bizim ilçe: Kadıköy. Evvelki gün sabaha karşı 'dur' ihtarına uymayan araçtaki dört kişi polisle çatışmış: Bayhan Gürhan, babası, iki arkadaşı. İki de tabanca.
Grup 'Üsküdar-Çengelköy'de bir kafede alkol alarak' eğlenmiş. Sonra '02:55 sıralarında' Kadıköy Rıhtım Caddesi'ne geldiklerinde, efendi efendi mesela girip Kebap Bus Fiko'da çorba içeceklerine (İstanbul'daki en iyi yuvalama ne rahmetli Nezih'te, ne Mabeyin'de, akıl almaz biçimde, hep aynı standartta burada) gruptan biri, Ergün olanı, havaya ateş açmış. Tam işte, bunlardan beklenecek etkinlik.
Polis normal olarak 'dur' diye ihtar etmiş. Aa, durmak erkekliğe yakışır mı, hele ki alkollü erkekliğe? Bunlar, gene tam da beklentiye uygun biçimde kaşınmışlar: Ergün olan (sonradan öğreniyoruz ki başka bir suçtan da aranmaktaymış zaten), otomobili polislerin üstüne sürüp ateş etmiş. Polisler ateşe karşılık vermiş. 'Kahraman dörtlü' arabanın farlarını söndürerek kaçmaya başlamış. Kovalamaca sonunda işte bizim Bayhan, babası, iki arkadaşı gözaltına alınmış.
Arabadan bir miktar esrar ile biri kurusıkı, öbürü bilye atan iki
tabanca çıkmış.
Haberi okuyup da o günleri anmamak mümkün mü? Bayhan, ilk göz ağrımız. Bu tip yarışmaların siftahını yapan 'Popstar'ın en gözden/kulaktan gitmez, hafızadan silinmez, en tartışmalı, bir dönem en yoğun aşk/nefret ilişkisiyle bağlanılan ismi.
Devirip devirip, kaydırıp kaydırıp gözünün neredeyse sadece akıyla bakan ağır abi, ezik kardeş. Bozup bozup toparladığı, uzatıp uzatıp bambaşkalaştırdığı şarkıları okurken kâh içe işleyen kâh püskürten önce hiç, sonra kral, sonra gene hiç olan bir adam. Buruk anı.
'Popstar'a başvurmuş olduğu mini CV'siyle 1980 doğumlu, Adanalı, ortaokul mezunu, aşçı.
Ama vicdan yapan engelli Serkül'le, programın 'seviye' kanadı olan Barış'la, başka kimseyle kıyaslanmaz ölçüde hararet yaratmıştı. Normal vatandaşı, varoşları, 'Bayhan baba/Takma kafana' pankartı tutan umudu, çaresi, yönü olmayan çocukları geçtik, en eğlencebilir ablaların canı ciğeri olmuştu. En steril Nişantaşı kadınlarının öğlen salatası eşlikçisi, en aheste konuşan entelektüel abilerin rakı tartışma konusu...
'Popstar'da yarışsa da, ne müzik ne de yaşam tarzı olarak popla en ufak alakası yoktu. Ama fanları, müritleri, delileri oluştu. Belli ki bir tarafımıza değmişti. Cümle alem Bayhan'ı bağrına bastı. Sabıka kaydına rağmen.
Geçmişi karanlıktı. Yarışma sürerken ortalığı karıştıracak olay patladı. Bayhan beş yıl hapis yatmıştı. Aslında 24 yıl hapis istemiyle yargılanmış ama indirimler sonucu cezası beş yola düşmüştü. Suçu amcasının oğlunu öldürmekti. Yani cinayet.
Bunun üstüne gümbürtüler ayyuka çıktı. Bayhan korkunç bir katil miydi, mağdur bir kader kurbanı mı?
Cinayet bana hep çok anlık bir şey gibi gelir. Tecavüz başkadır mesela.
Ya da organize suçlar. Ama kocayı defetmek için sevgiliyi işe koşan, baldıza aşkından bütün aileyi katleden, zihinsel planıyla da operasyonel karmaşasıyla da meşakkatli olanlar değil ama ani, fevri, beklenmedik cinayetler, sanki her an herkesin, hepimizin, en kondurmayacağımızın elinden çıkabilir. En biricik dayanağım da Max Aub'un
o benzersiz 'Örnek Suçlar' kitabıdır:
"Aptalın tekiydi. Üç kere anlattım, ince ince izah ettim adresi. Açık seçik. Çok basitti zaten: La Reforma Caddesi'ni beşinci köşe başına kadar yürümesi gerekiyordu. Üç kere karıştırdı ve söylediklerimi tekrar edemedi. Ona çok iyi bir plan çizdim ama boş gözlerle inek gibi yüzüme bakıyordu. 'Anlamadım.' Omuzlarını kaldırdı. Öldürmeye yeterli neden vardı. Öyle yaptım. Üzülüp üzülmediğim başka meseledir."
E-posta adresini beşinci tekrarınıza rağmen anlamayan ve 'com'la 'tr' arasında nokta olup olmadığını üç kere soran halkla ilişkilerci... Tankını, arabanızı çıkartamayacağınız biçimde park etmiş, dilinizi damağınıza üç kere çıkçıklamanızdan nevri dönüp bir de sizi tersleyen, azami kıllı insan evladı... Düzenli yoga yapmayanlar için, ertesi güne çoktan bayatlamış bir küçük üçüncü sayfa haberi, çok olunabilir bir şey.
O yüzden Bayhan'ın durumu da tavır almaya çok müsaitti. Herkesin başına gelebilirdi. Eli kaçmıştı. Şimdiye kadar her türlü tokadı yemişti. Bu onun için bir şanstı; temizlenme, hayata bir ucundan dahil olma, yırtma, kurtulma, adam olma, adam sayılma fırsatı.
Ama sonra durumun 'Bir kereden bir şey olmaz'a pek de oturmadığı, Bayhan'ın fazla mesai yaptığı, elinin ayarının biraz kaçmış olduğu, sabıka dosyasının şişkinliği (dörttü galiba) ortaya çıktı. Tabii ki ölene kadar geçmişinin hesabını vermesi beklenmiyordu, yarışma kuralları arasında temiz belgesi de istenmiyordu ama çocuğun icraatı da sanki sonrasında pişmanlıktan kıvranılan bir anlık şirazeden çıkmadan fazlası gibi görünüyordu.
Bayhan yarışmada birinci olamadıysa da en çok mana, beklenti, vaat ona yüklendi. Varoşların yeni sesi o muydu? Geleceğin Müslüm Baba'sı? Kitlesine jilet attıran yeni sahne idolü? Eline geçen ilk parayla burnunun kemerini hafiflettiğine göre, belki de kenarların yeni jönü?
Bayhan'a bir albüm yapıldı.
Yakın tarihin herhalde en fos çıkan albümüdür o. Konserlerde değil izdiham, en ufak bir kıpraşma olmadı. Bayhan patlamadı, sessizce söndü.
Yarışmada içine girdiği, sahi sandığı pembe pamuk helvadan dünya, kısa süre sonra yine eski gri/kara rengine, sert tuşesine döndü.
Bayhan da, Hrant Dink suikastı zamanında bahsettiğimiz o yolsuz, yönsüz çocuklardan çok farklı değil ki. Sosyopatlık, psikopatlık seviyesi de ölçülüp biçilmeye değer.
Bugün havaya ateş açıp sonra arabayı polislerin üstüne süren bir şoförün zulaya iki tabanca attığı arabasından çıkar, yarın kim bilir nerden. Acıklı bir dönüş ama sürprizli değil.