Baykal'a ruh ütüsü

Doç. Dr. Nazım Çerkeş anlatmıştı, unutmak ne mümkün: &quot;Geçen yıl </br>65 yaşında bir teyze, burun estetiği için başvurdu. Kendisine bu burnuyla bunca yıl yaşadığını söyleyip onun yerine yüz ve boyun germe önerdim.

Doç. Dr. Nazım Çerkeş anlatmıştı, unutmak ne mümkün: "Geçen yıl
65 yaşında bir teyze, burun estetiği için başvurdu. Kendisine bu burnuyla bunca yıl yaşadığını söyleyip onun yerine yüz ve boyun germe önerdim. 50 yıldır burun estetiği istediğini, ekonomik şartlar nedeniyle olamadığını, gözünün açık gideceğini söyledi. Ben de düşük burun ucunu hafif kaldırıp kemerinden biraz aldım.
Kendisini ameliyattan iki ay sonra aradığımda, 'Şu anda burnum bozulmasın, hep böyle kalsın diye Kur'an okuyordum' dedi."
Bu tatlı bir örnek, halbuki bunların çoğu ekşi oluyor.
Doç. Dr. Akın Yücel anlatmıştı, bunu da hiç unutmam:
"Kötü kötü bakıyorum' diyerek göz ameliyatı olmak isteyen, 'Gençlik halime dönmek istiyorum' deyip beş yaşındaki resimlerini gösteren hastalara şahit oldum."
Estetiğin nimetlerinden faydalanıp 65'inde kendisinden bir 35'lik çıkarma kör arzusuyla kesilip biçilmeye yatan, sonrasında aynaya baktığından kendini belki de taş ve tam o hayal ettiği yaşta gören, ama dışarıdan sadece dağılıp toparlanmış, sarkıp çekiştirilmiş, gevşeyip büzüştürülmüş, üzerinde çok uğraşılmış bir 65'lik olduğu gayet bariz görünen kadınlar...
Bunlar genellikle 30'lu yaşlarla birlikte bu yola giriyor. Zaten tüm o dönemeçlerin gerekli operasyonları var artık (Mesela burun genellikle gençlikte, göğüs ve liposuction 30'lu ve 40'lı yaşlarda, karın germe belki 40'ların ortalarından itibaren, göz kapağı ve yüz germe sanki 50'lerde), bunların hepsini tekrar tekrar geçire geçire, çekile gerile, bizim çocukluğumuzun 'ihtiyar' şimdinin en fazla 'orta yaş' tabir edilen 60'larına varıyorlar.
Rahat yaşlanamadıkları, şöyle bir kendilerini salamadıkları için mi, yoksa tezat daha bir göze girdiğinden mi, bunların dışları ne kadar sözde genç, taze, diri duruyorsa, içleri de o kadar yaşlı, bayat, geçkin oluyor. Böyle sıkıştırılmış ruhlar olarak dolanıyorlar ortada. Huzursuz, memnuniyetsiz, mutsuz.
Deniz Baykal'ı işte bu gençlik sevdalısı yaşlı kadınlara benzetiyorum. Tazeliğin göz çevresi kırışıklıklarından kurtulup göz altı torbalarını aldırarak geri kazanılacağını zanneden, fer transferinin
henüz mümkün olmadığını görmezden gelen, sinirleri felç eden o tarım ilacından medet uman, yüzü çizgisiz kaldıkça kalbi de ruhu da ekoseden geçilmeyenlere...
En son Meclis'teki milletvekili yemini sırasında, DTP'lileri yok sayıp selam vermemesiyle kanıtladı bunu. Yüzü hâlâ ne kadar kaymaksı dursa da, içinin kurutulmuş domates gibi olduğunu. Susuz kaldığını. Sevgisiz, hoşgörüsüz, nezaketsiz. Lüzumsuzca kinli, dikenli.
Bir ara böyle yüzü gülmeyen, insanın suratına bakmayan, iletişim kurmayan erkekler matah bulunurdu, cool sanılırdı.
Baykal'a haber vermenin vaktidir; çoktan geçti o günler. Şimdi insanın; kadın/erkek/işadamı/ politikacı, kendini hafifleteni, rahat olanı, köşelerini yuvarlayanı makbul.
Yüzü o kadar mühim değil; ruhu temiz, yumuşak, ütülü olanı. Bak T-box'a. Kıpkırışık. Ama genç. Böyle de örtülü reklamla bitirelim.