Bayram ve cenaze

Geçtiğimiz günlerde Goran Bregoviçvari bir sentez durumu oldu...

Geçtiğimiz günlerde Goran Bregoviçvari bir sentez durumu oldu: 'Düğün ve cenaze' yerine bayram ve cenaze. Çok sevdiğimiz bir yakınımızı kaybettik; dolayısıyla bayramın ilk gününü cenazede geçirdim.
Fatih Camii aşina olduğum bir yer değil. The Marmara'nın önünden taksiye bindim. Şoför 10 dakika sonra 'Şu merdivenlerden yukarı çıkacaksınız; işte orası' dedi.
Ben de bana dikte edildiği üzere 'Arabaların girdiği bir yer varmış, beni orada bırakacakmışsınız' dedim. Biraz gidip çarşımsı bir yerden içeri girdik; dönerciler, baharatçılar filan var. Kıvrıldık, kapıda 'Fatih Müftülüğü' yazıyor. İndim.
Bizimkiler daha yoldaymış; mecburen bekleyeceğim.
Önce bir dolandım. Fakat buradaki dönerciler bizim bildiğimiz Kızılkayalar/Bambi ekolünden farklı. Kadın/başı açık kadın/başı açık sarı saçlı kadın onlar için başka gezegen sakini. Allah için hiçbir arıza çıkmadı. Ama ben kendimi biraz eğreti hissettim. Dedim ki en iyisi müftülüğün önünde dikileyim.
Döndüm, içeri girdim. İki şalvarlı erkek, birçok pantolonlu erkek, bir çarşaflı kadın, bir tesettürlü kadın, bir başı açık kadın, bir sürü koşuşturan velet, 'Fatih Müftülüğü' tabelası önünde hatıra fotoğrafı çektiren iki çocuk... Hep beraber oyalanıyoruz.
Derken müzik çalmaya başladı. Aaaa, bildik bir şey. O aşina olmadığım çevrede, aşina olduğum bir ses: Sami Özer.
Bir tanıdığı görmüş gibi oldum. Pek sevindim. Sami Özer söylüyor; ben dikiliyorum, vakit geçiyor.
Özer'in klibine geçenlerde bir Türkçe pop kanalının 'Top 10' listesinde rastladım. Fakat bizim evde uzun zamandır var olan bir CD'si var; 'İnliyoruz Hasretinle' diye.
İlk bakışta evdeki diğer CD'lerle ortak bir yanı yok gibi görünüyor. Duman'ın 'Haykırmak için kudretin senin olsun/Kudurmak için şöhretin de olsun/Saldırmak için servetin senin olsun/Yalvarmak için Allahın senin olsun'unun yanında, bunun 'Nurun nuru Habibullah/Âşık olmuş sana Allah' ya da 'Müminiz amma erbabı hevayız ya Resulallah/Âşıkız güya kurbinden cüdayız ya Resulallah' gibi bize pek hitap etmeyen sözleri var.
Fakat müziği... Ve daha da önemlisi Sami Özer'in sesi... Nasıl temiz, nasıl akıcı ve de nasıl terapi eden bir ses... Nasıl iyileştiren, anlatamam.
Sözleri dinlemediğinizde ve hepimizde olan o kültürel perdeyi açıp baktığınızda, nasıl ruhunuzu okşayan bir ses...
Tasavvuf müziği diyebiliriz kısaca yaptığına. Ama bir yabancılaştırma efektinden ibaret kalmasın diye küçük ayrıntılar vereyim: Sami Özer, 98-99 yıllarında MFÖ ile birçok konsere katılmış. Mazhar Alanson ve Cem Yılmaz'lı 'Her Şey Çok Güzel Olacak' filmini hatırlarsınız; oradaki birkaç parçayı Mazhar ile birlikte seslendirmiş. Ayrıca Fahir Atakoğlu ile çalışmış.
Yani 'Iııığ bir kereden fazla dinlersem bu parçayı, şeriat gelir beni keser' perdesinden kurtulup, başka bir göz/kulakla dinlerseniz, pekâlâ keyif alabilirsiniz yaptıklarından.
Dönelim Fatih Müftülüğü'ne... Önce o son derece Akdenizli sayılabilecek muhayyerkürdi ilahi 'Emamesi Başında' çaldı. (Buddha Bar toplamalarından birine rahatlıkla yapıştırılabilir; asla sırıtmaz.)
Benim bu albümde sevdiğim iki parça var: Biri bu, biri de 'Demedim mi' adında bir nihavend ilahi. Sözleri de Pir Sultan Abdal'a ait. Tam buna geçtik, ben pek bir sevindim. Sonra çaaaat diye kapandı müzik. Ve tahammül sınırlarını ciddi zorlayan hıçkırıklı, yakarışlı, tehditli, cehennemli, feryat figân başka bir -müzik diyemeyeceğim gürültü başladı.
İçeride müzik beğenisi yüksek bazı idareciler olduğuna ilişkin ümidim pısss diye söndü.
Bu noktada baktım bir kurtarıcı edasıyla, rap rap adımlarla babam geliyor. Caminin kendisi meğer ilerideymiş. Ben taa öbür kapıda bekliyormuşum.
Sonrasını boşverin. Saptama maptama yok. Sadece hüzünlüydü.
Kişu hanımı nasıl taşırdınız?
Luc Besson'un bir ucundan değdiği filmlere bulaştırdığı o aksiyon bana iyi geliyor. Pek 'kadın filmi' olduğu söylenemez ama 'Taşıyıcı/Transporter'dan da 'iyi ki geldik' hissiyle çıktım. Aman aman bir derinlik ve de duygu seli durumları yok. Hatta Cüneyt Arkın'ı yaya bırakan vurdu kırdılarda ve kızımızın ayağına cuk oturan palet bulunması durumlarında hafiften 'deve' diyorsunuz.
Ama ilk saniyeden itibaren de heyecanla izliyorsunuz. Küçük espriler gayet
kıvamında, araba kovalamacaları frigo tadında. Yağlı güreş sahnesi ise unutulmaz.