Bernanım, Ketrinanım, yağmur, deprem, üf ve püf

Pıssssss. Balon hava kaçırdı. Daha vahim. Deniz yatağı hava kaçırdı. Tam patlayacaktık/yırtacaktık/kıyıya varacaktık kiiiii, büyük kurtarıcı 2. Kemal, tercihini plastik/alçı/maske bey kategorisinde ancak Vatan Şaşmaz ile boy ölçüşebilecek bir şahsiyetten (hep de Derya Baykal diyeceğim geliyor), bir hizipsel etkinlikler gurusundan yana kullandı.

Pıssssss. Balon hava kaçırdı. Daha vahim. Deniz yatağı hava kaçırdı. Tam patlayacaktık/yırtacaktık/kıyıya varacaktık kiiiii, büyük kurtarıcı 2. Kemal, tercihini plastik/alçı/maske bey kategorisinde ancak Vatan Şaşmaz ile boy ölçüşebilecek bir şahsiyetten (hep de Derya Baykal diyeceğim geliyor), bir hizipsel etkinlikler gurusundan yana kullandı. Aslında bu kadar kesin bir fiil de ne kadar doğru, bilmiyorum. Hayat bize gösterdi ki, Kemal Derviş karar veremezmiş. (Bir de böyle kafiyelilerden 'Mustafa Denizli şampiyon yap bizi'yi çok severim. Stat da ne biçim oldu, keşke Denizli'yle anlaşsalar şimdi Lorant'ın yerine.)
Bozuldum. Kendi kendime hayaller kurmuşum, havalara girmişim. Zannediyorum ki Derviş YTP'ye gidecek, orada bir mikro patlama durumu olacak. Gözünün feri kaçmamış iki adamın gözünün içine bakıp, ümitleneceğiz. Sonra bunlar, son dönem AB faaliyetleriyle en sevdiğim erkekler sıralamasında tepelere taşınan Mesut Yılmaz'la birleşip bir makro patlamaya imza atacaklar. Ben bir kolsuz elbise giyip boynuma da incimi takıp Bernanım'a çaya gideceğim. Nazmiyanımın fiskos örtülerini, lapsus tanrıçasının rüküş Escada tayyörlerini çekiştireceğiz. (Bu arada evvelki akşam çok komik bir şey oldu. Taps'te bira içerken kim geldi dersiniz? Semranım! Şimdi inanmayacaksınız ve beni kuşbaşı yapmak isteyeceksiniz ama canlısı çok daha zayıf ve zarif görünüyor.) Neyse, sonra Ketrinanım ile biraz aşki mevzulara gireceğiz, ben ona diyeceğim ki "Amaaan, ne takıyosun kafana, erkek işte, hepsi aynı."
'Çintay rüyalar diyarında'. Kendi kendime kurmuş, oturmuşum. Pırtık pırtık baraj altı çalışmalarındansa, şöyle adam gibi, güçlü, krize dayanıklı, falan filan bir oluşum hayal etmişim. Ay, oluşum kelimesini kullandığıma da inanamıyorum. O yüzden, ancak 70 küsurlarındaki epey geçkin Cumhuriyet kızlarımızın 'genç' bulduğu bir şahsiyetin mutluluğunu paylaşamadım doğrusu. Üstüne yağmur, şimşek biçimi meteorolojik kazıklar. ('Gökler bile ağladı benimle' biçimi bir çişli şiirsellik de yamanabilir yazının burasına.) Sonra malum yıldönümü. Siz okuduğunuzda ertesi gün olacak ama ben yazarken 17 Ağustos. Ve gazetelerde hâlâ acısı dinmemiş görüntüler. Salondaki kütüphaneye her baktığım-da aklıma gelen bir mini hikâye:
Biz tam o sıra büyük bir kütüphane yaptırıyorduk; mimar geliyor, ölçüp biçiyor, vs. Sonra mimar yok oldu. Yok. (Adam da Cem Sancar'ın fotokopisi bu arada. 'Cem Sancar kim' diye soran olursa, yıllar öncesinin 'Beyoğlu'nda Dayak Mangaları' haberini hatırlatırım. Ve tesadüfen kendilerinden öğrendiğim bir yeri de size fısıldarım. Asmalımescit'te bir binanın terası. Mükemmel ötesi manzara, sonsuz yayılmaca, fiyat hesaplamamaca. Adı da Lebi Derya.)
Evet parantezi açılmamış kabul ediyorum; bizim mimar yok. Sonra öğrendik ki, 17 Ağustos sabahı, depremin sallaması daha bitmeden boşandığı karısı arıyor. Ve sekiz yaşındaki kızlarının anneannesinin yazlığında olduğunu söylüyor. Yalova'da. Deli gibi gidiyorlar. Aramalar saatler sürüyor. Anneannesiyle dedesinin cesedine sarılmış, büzülmüş küçük kızını, kendisi buluyor. Acıklı bir happy end yani. İşte böyle. Anlayacağınız, biraz kasvetle şişiyor içim. Ve müsaadenizle bitiyor yazım.