Bir 'anma'nın düşündürdükleri

Ölüm ilanları önemlidir. Hem Yalçın Küçük usulü beklenmedik aile bağlarını, umulmadık zincirleri çıkarır ortaya hem de insanların o ilişkileri nasıl yaşadığını, acılarla nasıl baş ettiğini, edemediğini...

Ölüm ilanları önemlidir. Hem Yalçın Küçük usulü beklenmedik aile bağlarını, umulmadık zincirleri çıkarır ortaya hem de insanların o ilişkileri nasıl yaşadığını, acılarla nasıl baş ettiğini, edemediğini...
Kullanılan dilden, hitaptan, bazen o bağa şahitlik etmiş kadar olursunuz. Her şey şeffaflaşır; ailenin, evin içini görürsünüz.
Dünkü Hürriyet'te bir 'Anma' ilanı yayımlandı. Belli ki acısı dinmemiş bir anne tarafından yazılmış.
Okurken yer yer önce çok kötü, sonra 'Ne alakası var' oldum. Samimi bir acıda, özlemde, yalnızlıkta, 'Ne mutlu Türküm diyene'nin yeri var mı, emin olamadım. Size danışayım, imlasını ellemeden:
"Ayşem Canım Yavrum;
Senden ayrılalı 5 senemiz bitti. Ben senden 5 saatlik bir ayrılığa dayanamazdım. Gelmeni dört gözle beklerdim. Seni özlerdim. İçim hasretinle yanıyor, yavrum. Anacığının her anı, her dakikası ahh Ayşeciğim ah deyip; ah ahh çekerek, iç çekerek gözlerimden boşalan gözyaşlarım, yüreğime zehir olarak akıyor.
Ayşem teselli edenim yok, hayattan beklediğim ümidim yok. Dünyam kapkaranlık. Sen benim batmayan güneşimdin. Elime iğne batsa, Ayşem var derdim. Bu kadar acıya kedere, gece gündüz, yapayalnız nasıl dayanıyorum. Ne arsız ömrüm varmış, hala yaşıyorum, buna yaşamak denirse eğer.
Ayşeciğim, kediciklerinden Uğuru, Tarçını yanına almıştın, 2 ay evvel. Şanslı yıda sana yolladım, sevdiklerine kavuştun. Şanslı'nın acısı beni çok üzdü. Her yerde onu arıyorum, onlar benim koruyucu meleklerimdi. Çiçekle beni yanına al, Hasret bitsin artık. Hayvanlar insanların hakiki dostları, fakat bazı insanlar, onlara verilen bir lokma mamayı çok görüyorlar. Yavrum arsa satıldı. Mehmetçik vakfına, şehit ailelerine ve hayvanları koruma derneğine bağışta bulunacağım. Senin ismini yaşatmak için, bir hastane odası döşetmek istiyorum. Allah dualarımı kabul edecek inşallah.
Büyük önder Atatürk'ümüzün bizlere emanet ettiği canım vatanım. Türkiyemizi Allah bütün kötülüklerden korusun. Ben 81 yaşındayım,
Atatürkçü, Laik, Aydın bir Cumhuriyet kadınıyım. Ne mutlu Türküm diyene! Ne yazıkki bunu söyleyemeyenlerde var! Ben Çanakkale de Vatanı için savaşan şerefli bir babanın kızı olduğum için, çok gururluyum, nur içinde yat babacığım. Ayşem sana emanet. Rahat uyu.
Yavrum seni çok özlüyorum. Hasretin; günler, aylar, seneler geçtikçe daha tahammül edilmez oluyor. O güzel gözlerine hasretim canım kızım. Nur içinde yat, mekanın cennet olsun, iyi yürekli melek yavrum benim.."
Allah kimseyi o yaşında, yapayalnız, büyük ihtimalle hayattaki en büyük desteği, dayanağı, dünyayla bağı olan çocuğunun arkasına bırakmasın. "Ne arsız ömrüm varmış" sözü olağanüstü şiirli mesela. Mektubun "Güzel bebeğim, hasret bitsin artık" şeklindeki imzası da, annenin bu tarafta bir umudu olmadığını, sabırsızca vaktinin dolmasını beklediğini gösteriyor.
Peki bunca samimi, bunca anlaşılır bir acıda, özlemde, can yoldaşlığı edilen kedilerin bile gitmesiyle büyüyen çaresizlikte, 'Büyük önder Atatürk'ümüzün bizlere emanet ettiği canım vatanım' paragrafının işi ne? Vefat etmiş olan hem de en yakın kişiyi anarken, 'Ne mutlu Türküm diyene' diyemeyenlerden kime ne? Bir anne, kızına olan hasretini haykırırken, 'Atatürkçü, laik, aydın bir Cumhuriyet kadını' vurgusuna niye ihtiyaç duyar?
Bir nesil, bir kesim, bu endişeleri gerçekten böyle yüreğinin merkezinde mi besliyor? En sevdiğine seslenirken bunları da araya katabilmek, nasıl oluyor da oluyor?..