Bir anneye neler gösterilir?

Ve de neler gösterilmez? Ve de o anne, gösterilenlerin ne kadarını görür? Ve de asıl manzara gördüğü müdür, görmediği mi?

Ve de neler gösterilmez? Ve de o anne, gösterilenlerin ne kadarını görür? Ve de asıl manzara gördüğü müdür, görmediği mi?
Bu tren modeli uzatabileceğim soruların fikir annesi Çağla Şıkel
ve de onun annesi. Daha doğrusu cuma geceki gezmeleri.
Çağla Şıkel, annesini gece çıkınca gittiği eğlence duraklarına götürüp gezdirmiş. Bu mekânları annesine tanıtmış, bir nevi 'Bak annecim, burası merdiven, burası kapı, burası baca, aynı bizim evimizdeki gibi. Yani korkacak bir şey yok. Sen beni merak etme' biçiminde bir güven tazeleme operasyonu.
Ay anne nerden çıkardığını hakikaten anlamıyorum, tabii ki Buketlerdeydim. Gece telefonu açmamamızın sebebi, ders çalışmaktan yorgun dşüp saat dokuzda uyuyakalmamız. Kolumdaki morluk mu ne? Çiğdemlerin buzdolabı üstüme devrildi diye daha kaç kere söyleyeceğim? Ne demek prezervatif? Biz o çilekli balonu 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlamaları için almıştık, çantamda kalmış. Vesaire vesaire.
Bir anne, bunları duymaya mahkûmdur. Yani annelik, benim bildiğim kadarıyla, zaten bunları duymak, duymamazlıktan gelmek, gerekli mercilere sadece çok gerektiğinde ulaştırmak ve geri kalan zamanlarda da güzel yemekler yapmaktır. Evet, çileli iştir. Zaten o yüzden kalkışmıyoruz. Annemin bütün komşu ve arkadaşlarına da seslenmiş olayım bu satırlardan.
Neyse. Şimdi Çağla Şıkel annesini gezdirmiş. Ne güzel. Peki hangi mekânın hangi noktasında hangi açıyla durup kiminle nasıl kesiştiğini anlatmış mıdır mesela? Frikik sürprizlerinin hangi aşamada devreye girdiğini? Mıncık makarnaya ısınma turlarının nerede en sıcak olduğunu? Ne yerken yakalanırsa avam bulunacağını? O zaman ne yerken yakalanması gerektiğini? Nereye hangi kapıdan kiminle girip hangi kapıdan 'kimsiz' çıkmak icap ettiğini? Hangi tuvaletin kitlesinin daha iyi olduğunu? Hangi 'kapıkulu'nun hangi dilden anladığını? Anlatmış olabilir mi? E o zaman 'Anneeeee, sana Köşebaşı'ndan bir dürüm sardırayım da Reina'yı daha iyi tanı' biçimindeki araştırma inceleme gezisi, bir şey ifade eder mi?
Dâhi damat alır mıydınız?
Peki ben almasam, kırılır mıydınız? Herhalde Emrah Yücel de kırılmaz. Bir kere o bir dâhi. Ben beğenmedim diye dehasından olacak değil.
Aşklarını afişleştiren ve medyamızda Oscar, Nobel muadili bir heyecan fırtınası yaratan tasarımcı Yücel ve eşinin düğün afişlerini günler önce gördük. Gerçi ben şimdiye kadar 1200 tane falan sayfa sekreteri arkadaşımızın photoshop'lu benzer ürünler eşliğinde hayırlı işlere giriştiğine şahit olmuş, 5 bin kadar amcaoğlu/teyze kızına da bu tip hizmet verdiklerini görmüştüm. Ama Yücel çiftinin çalışması, nedense akıllara durgunluk verdi.
Nihayet evlenmişler. Diyebilirsiniz ki, burada bir kedi- ciğer durumu olmasın. Sen böyle afişli ve afili evlenemedin diye parmaklarını mı kırtlatıyorsun?
Valla, bir afişim bile olmadı evlenirken, bu doğru. Lakin düşünün. Böyle düğün-dernek tipi aktivitelerde herkes kime bakar? Geline. Peki bütün o mırın kırına rağmen gelin, assolist olmaktan memnun mudur? Memnundur. (Aksi takdirde zaten gider 2 şahit alıp ücra bir nikâh dairesine, patırtısız vaziyette resmileşir döner.)
Peki burada geline bakan var mı? Var ama muhtemelen gelinin yakın çevresindeki üç kadın. Ama asıl dikkati çeken damat. Pardon deha. Yüce Emrah Yücel. Daha da yücel. Çok yüce ol. En yüce ol.
Narsisizmin ölçüleri karşısında saygıyla eğiliyorum. Gelin hanıma bol sabırlar diliyorum. Allah bir yastıkta kocatsın.
Aziz Akbank Caz ve de Boğaz
Sana dün değil 5 gece önce bir tepeden değilse de terastan baktım aziz Akbank Caz ve de Boğaz, fakat yazısı öyle sallandı elimde. Kısmet bugüneymiş.
Bir kere, Cafein'e bu vesileyle ilk defa gittim. Konum mega giga filan şeklinde şahane. Kuruçeşme'de, taksicilerin daha ziyade 'Abla, Laila'nın orası desene' diye algıladıkları semtte. Ve de Laila'nın tam karşısında. Dolayısıyla bütün o Boğazlı, ışıklı kartpostal manzarasının üstüne bir de gelecek ay gerçekleşecek Maksim izdivacının heyecanıyla yüreği pır pır atan bu güzide mekânın kapısı ve şanslıysanız Derya Tuna/İffet Erkuvangillerin 'kaçışı' ekleniyor. Ve tabii tadından yenmiyor.
Bizim Cafein'de bulunma sebebimiz 12. Akbank Caz Festivali'nin açılış muhabbetiydi. Hadise 3 Ekim-12 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek.
Müzik işinden anlayan ve o tarihlerde New York'ta olacak bir arkadaşım, içinin kan ağladığını zira Akbank Caz'ın bu sene hakikaten çok iyi olduğunu söyledi. Pozitif'çileri kalbimizin başköşesine koymamız gerektiğini, acayip iyi iş kotardıklarını da ilave etti. Bu da böyle uzman görüşü gibi oldu ya, neyse.
Şimdi efendim, 3 Ekim'de Aya İrini'de başlıyor festival, Vocal Sampling ile. (Ki Sevin Okyay insanın iştahını kabartan şeyler yazmıştı haklarında birkaç gün önce.) Sonra da Babylon, Venue Maslak ve Cemal Reşit Rey'de devam edecek.
Bir de Ankara ayağı var Akbank Caz'ın; ama sadece 3 konserlik. Zaten orada daha ziyade memleket batırılır biliyorsunuz. Ankara işte!
Gereksiz sokak sakinleri
Şimdi hakaretten başımıza bir iş gelmesin; Ankara'ya laf atmak bizim ne haddimize. Latife tabii. Fakat o Gerekli ve Gereksiz sokak hikâyesi ne acayip şey öyle. Erzurum'un Emin Kulpu Mahallesi'nde birbirine paralel iki sokağın ismine bakar mısınız: Gerekli Sokak ve Gereksiz Sokak!
Gerekli Sokağın sakinleri hallerinden memnun tabii.
Ama Gereksiz Sokak'ta oturanlar hem belediyenin kendilerine gereksiz görüp doğru dürüst hizmet vermemesinden yakınıyor hem de alaylardan.
Bu garip sokak adları da say say, bitmez. Soyadları gibi. Geçen gün de Manyak, Salak, Şeftali, Armut soyadlı kaç kişi olduğuna ilişkin bir haber vardı gazetede. Allah akıl fikir versin. İsim, soyadı, apartman, sokak;
bunlar mühim şeyler arkadaşlar. Bir iki dakika düşünseydiniz
keşke karar vermeden.