Bir bilim kadınının ardından

Her ölüm erken, her ölüm acı. Herkesin tek canı var, herkes biricik ve sevenleri için en değerli. </br>Ama bazı ölümlerde, içimizdeki o seçici yanın ortaya çıkmasına mani...

Her ölüm erken, her ölüm acı. Herkesin tek canı var, herkes biricik ve sevenleri için en değerli.
Ama bazı ölümlerde, içimizdeki o seçici yanın ortaya çıkmasına mani olamıyoruz. Prof. Dr. Engin Arık'ın kaybında da ben öyle oldum.
Uçak kazasında ölenlerin her birinin ailesinin feci canı yanıyor tabii
ama bilim insanları ekibinin kaybı, pek çoğumuzu daha bir acayip sarstı. Zaten 40 yılda bir çıkan insanlar. Türkiye, nüfusunun ezici çoğunluğunun kendini bilime adamasıyla tanınan bir ülke değil, bildiğimiz. Hele bilim kadını, iyice sayılı olmalı. Üç, beş, on...
Ben, belki matematiğe, fiziğe kafam hiçbir zaman basmadığı için, bu alanlarda uzmanlaşmış olanlara, özellikle de kadınlara başka türlü bir hayranlık beslerim. İnsanüstü varlıklar gibi görünürler gözüme, sanki tamamen ayrı bir cins... Kafalarının içini, işleyişini, ilgi alanlarının benden bunca uzak düşmesinin sırrını merak ederim.
Böyle insanların yanında pek çoğumuzun, kendimi de katarak söylüyorum, gereksiz kaldığımızı düşünürüm. Fuzuli. Olsa da olur, olmasa da.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Engin Arık, pek çoğumuzun ancak bir bulmaca maddesinden aşina olabileceğimiz, günümüzün en stratejik maddelerinden toryum üzerine uzmanlaşan nadir akademisyenlerdenmiş.
İsim benzerliği tüyler ürpertici: Evrenin yapısını araştıran Atlas Projesi'nin adını koyan dünya çapında bir bilim kadınıymış.
Pek çoğumuzun yine hakkında kırıntı bilmediği, dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarında görevliymiş.
Ancak başka bir alandan âşina olabiliriz: Dan Brown'ın 'Melekler ve Şeytanlar' isimli romanındaki 'karşı madde'yi İsviçre'de araştıran Atlas Projesi'nde Türk ekibin başındaymış, Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi CERN'de deneylere katılıyormuş.
Bilim dünyası, Nobel'e en yakın fizikçilerden olduğu konusunda hemfikirmiş.
Bunca yabancısı olduğum bir dünyanın bunca hâkimi olması, Prof. Engin Arık'a hayranlık beslemem için kâfi aslında. Ama bu defa fazlası oldu. Sadece fotoğraflarından gördüğüm Arık, aydınlık ifadesinden mi, mütevazı giyiminden mi, tebessümünden mi, bilmiyorum, sanki yakından tanıdığım ve sevdiğim biriymiş gibi geldi.
Pek çok hoca gördük.
İçlerinde beğendiklerimiz, idol bellediklerimiz, fazla hazzetmediklerimiz, iplemediklerimiz, dersine en fazla tahammül ettiklerimiz oldu. Bir de sevdiklerimiz. Samimi olarak. İnsan olarak.
Sanki Prof. Engin Arık hocam olsaymış, onu canı gönülden severmişim gibi geldi.
İşini de, etrafını da, canı gönülden severmiş gibi geldi çünkü.
Kendini mesleğine, bilime adamış, ama hiç de öyle kuru, sıkıcı bir işkolik değilmiş gibi.
O muazzam kariyerinin yanı sıra, halden anlar, içten, insana
yakın bir insan gibi geldi. Dahası: Yakın akrabammış gibi hissettim, belki de fiziksel özelliklerinden, eskilerden aşina olduğum kadınlara benzettim, alanına dair hayranlığın ötesinde, ısındım...
Prof. Dr. Arık, 59 yaşındaymış. Günümüz şartlarına göre asla yaşlı olmayan, daha çok verimli olabileceği bir döneminde yani. Geçtiğimiz yıllarda kanseri yenmiş.
Eşi Metin Arık da fizik profesörüymüş. ABD'de yaşayan bir oğlu,
İngiltere'de yaşayan bir kızı, iki de torunu varmış.
Şimdi elden gelen en fazla kuru bir 'Allah rahmet eylesin', halbuki keşke onu sağlığında daha fazla tanıma imkânı bulsaydık.
En korkunç tesadüf
Uçak kazasının haberini aldığımız cuma günü, pek çok gazetenin arka sayfasında o ilan vardı: Atlasjet'in tam sayfalık 'İNGİLİZ BİLİM ADAMLARI DİYOR Kİ:' ilanı.
"Atlasjet Türkiye'nin en cool havayoludur" diyen metin şöyle devam ediyordu:
"Dünyanın 59 ülkesinde, 12 yıldır marka değerlendirmesi çalışmalarını sürdüren İngiliz şirketi Superbrands, bu yıl Türkiye'de ilk kez yaptığı Coolbrands araştırmasıyla, Türkiye'deki en cool markaları seçti. Bu cool markaların sadece %20'si yerli. Bu İngilizler cool markayı şöyle tarif ediyorlar: 'Önde gelen stil liderleri ve kamuoyunu etkileyen kişiler
arasında çekicilik uyandıran ve arzulanması en yüksek seviyelere gelmiş marka.' (...)"
Herhalde daha korkunç bir tesadüf olamaz.
'İngiliz bilim adamları' diyor, kazada 6 değerli 'bilim insanı' kaybedilmiş, ikisi 'bilim kadını'. Hadi şekle takmayalım diyoruz, ama kaza böylesine 'hot'ken, hem sıcak, hem acılı, 'cool' kelimesi kulağa daha da mı itici geliyor? 'Stil liderleri' ve 'kamuoyunu etkileyen kişiler', keza...
Atlasjet, benim de birkaç kere uçtuğum, hiçbir şikâyet de hatırlamadığım bir havayolu. Kaldı ki problem yaşamış bile olsam, değil böyle büyük felaket, böyle feci bir rastlantıyı temennilemek için insanlıktan nasiplenmemiş olmak gerek.
Havayolu, oranlara baktığımızda aslında karayolundan çok daha
emniyetli. Kaza ise her havayolu şirketinin başına gelebilir. Atlasjet, bu trajediyi, bu ilan yüzünden katmerli yaşadı.
İlanın zamanlaması, 'Kader diye bir şey kesin var' dedirtiyor. Çünkü bu Coolbrands araştırması da, açıklaması da yeni değil. Birkaç aylık geçmişi var. Buna karşılık ilanı bazı gazetelere daha önce vermişler, bazılarındaysa tam da o güne denk düşürmüşler, şanssızlığın da bu kadarı...
Atlasjet, kaza sonrasında bir de yas duyurusu verdi, "Yıllardır, on binlerce uçuşumuzda taşıdığımız milyonlarca yolcudan sonra
dün büyük bir acıyla sarsıldık..." diye başlayan.
Acı bu kadar tazeyken, daha evvelki uçuşlara, taşınmış yolculara, yani 'başarı'ya vurgu yapmaya gerek var mı?
Böyle zamanlarda insanların ekstra hassas olduklarını da hesaba katmak lazım. Gayet acımasız ama mesele nasıl algılandığından ibaret.