Bir 'eş' Çankaya'ya çıkınca ne kadar cozutabilir?

Tarihteki cumhurbaşkanı eşleri hakkında fazla bilgi/belge yok. Latife Hanım'la ilgili problem yaşanmıyor İpek Çalışlar sağolsun, ama sonrakilerin çoğu kendini açma konusunda...

Tarihteki cumhurbaşkanı eşleri hakkında fazla bilgi/belge yok. Latife Hanım'la ilgili problem yaşanmıyor İpek Çalışlar sağolsun, ama sonrakilerin çoğu kendini açma konusunda Semra Özal'dan ziyade Semra Sezer'e yakın durmuş:
Emel Korutürk, yaşamı boyunca söyleşi kabul etmemiş, ağzından kendini ifade eden bir tek cümle çıkmamış mesela (İlk ve büyük ihtimalle tek uzun sohbetini, kitabı için görüşme talebini rica minnet kabul ettiği Ayça Atikoğlu'yla yapar, ayrılırken "Sakın gazeteciyim demeyin, sanat yazarıyım deyin" diye fısıltıyla tembihler).
Nazmiye Demirel'i 1969 itibarıyla basına konuşmaya tövbe ettiren bir olay var: Aynı yıl Hayat dergisinde yayımlanan bir söyleşi. 'Türk Kadınlarından Portreler' dizisi kapsamında Nazmiye Hanım'la röportaj yapan gazeteci Bikkat Köknür sorar: "Bu apartmanı kirayla mı tuttunuz?"
"Hayır" der Nazmiye Hanım, "Öteki gibi bu da bizimdir.
Yani ailelerimizin."
Sonra da kelimelerini hesaplamadan, rahat rahat anlatır:
"Hem kocamın hem de benim; ikimizin de mensup olduğu ailelerin. Bizde ayrı gayrı yoktur. Babamla kayınpederim kardeş çocukları olurlar. Kayınvalidemle babam da akrabadır. Evlenmeleri de hep aralarında olmuş. Hepimiz geniş bir aileyiz. Herhangi bir ayrılık bahis konusu değildir aramızda. Para, mal herkesindir."
Nasıl yani, Başbakan'ın malvarlığının sülaleyle ortak olması da neyin nesidir?.. Söyleşi yayımlanınca ortalık ayağa kalkar. Nazmiye Hanım da bir daha Nuh der, peygamber demez.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Bazıları fazlasıyla ketum, bazıları arşiv aczimize kurban gitmiş; sonuçta şimdiye kadar Çankaya havası almış cumhurbaşkanı eşleri hakkında, kırıntıyla ölçülebilecek bilgi var. Bir de doyumsuz kaynak eser: Ayça Atikoğlu'nun 'Cumhurbaşkanı Eşleri/Çankaya'ya Dokunan Kadın Elleri' bir dönemi, ilişkileri anlamada magazinin nasıl da önemli olduğunun şahane kanıtı.
Orada Çankaya'nın bazılarını nasıl kontrolden çıkarabildiğini de görüyoruz. Atıfet Sunay mesela, bildiğim bir cumhurbaşkanı eşi değildi, halbuki ne cevhermiş!
Buyrun, dinleyin: Diplomatik davetlerde defalarca siyah deri eldiveniyle tokalaşan, 'Kuğu Gölü'ne 'Kuğu Kuşu' dediği rivayet olunan Cevdet Sunay'la, Hürriyet gazetesi tarafından İran gezisi sırasında Şah'ın davetinde sunulan değerli taşlardan bir yerine üç tane aldığı iddiası yayımlanan eşi Atıfet Hanım, 1929'da 53 yıllık izdivacın startını verirler.
Cevdet Sunay 1960'da Kara Kuvvetleri komutanı olur. İhtilal sırasında Genelkurmay Başkanı'dır. Artık emekliliğe hazırlanıyordur ki, dönemin başbakanı Süleyman Demirel, artık ağırlaşan Cemal Gürsel'den sonra kendisini cumhurbaşkanı olarak düşündüklerini söyler.
Atıfet Hanım'ın Çankaya'da oturmak için fazlaca hevesli olduğu; eşini kaybetmiş acılı Melahat Gürsel'in bavullarını toplamasını bile bekleyemeden, hemencecik yerleştiği iddiası mevcut, bilemiyoruz.
Fakat büyük heyecanla taşındığı Köşk, viran haldedir: Atatürk döneminden kalma perdeler erimiş, halılar delik deşik, her taraf haraptır. İlk konuklar Şah Rıza ve Farah Pehlevi geldiğinde onları oturtacak masa ve sandalye bulunmaz, devreye Orduevi girer.
Derken bir gün Atatürk'ün Orman Çiftliği'ndeki köşkünden eşyalar gelir. "Koşarak aşağı indim" diye anlatır Atıfet Hanım, Selma Tükel'e verdiği söyleşide, sonra da maraton hiç bitmez: "Çok güzel bir büfe vardı. Üstünde yemek pişirildiği için üstü yanmış, yağlarla, salçalarla kaplanmıştı. 24 kişilik yemek masası ve iskemleler vardı. Bunlar Viyana malı idi. Ama beyaz lakenin üstüne kat kat yeşil yağlıboya çekilmişti. Erkek Sanat Okulu'ndan 3-4 öğretmen getirttim. Bu eşyaları tamir etmeleri için ricada bulundum. Sık sık ziyaretlerine giderek Cumhurbaşkanlığı sigarası, çikolata gibi hediyelerle gönüllerini almaya çalıştım. Perdeler yenilendi. Paşam aşağı kat için Hereke'ye metrekaresi 9 bin liradan halılar yaptırdı. Koridorlardaki halıların üzerine yolluklar diktirdim. Misafir geldikçe yollukları kaldırıyorduk. Yemek masası için, Kız Sanat Okulu'nda 24 kişilik örtüler yaptırdım..." Yatak boyları uzatılır, kanepeler kaplatılır, yeni pikeler alınır, yeni halı, boya, badana...
Sunay çifti, De Gaulle'den Kraliçe Elizabeth'e birçok ünlü misafir ağırlar, Çavuşeskularla kanka olurlar. Fakat evin eksikleri bitmek bilmez: "Prens Philip ve Kraliçe çok sevimlilerdi ama kızları Anne çok soğuk davranıyordu" diye anlatır kızları Aysel Önen, "Kraliçe'ye serilecek doğru dürüst bir çarşaf takımının olmadığını hatırlıyorum; ağabeyimin karısının çeyizindeki takımları getirerek çözmüştük sorunu."
Atıfet Hanım kılık kıyafet konusunda da biraz nasıl demeli, oburcanadır. "Annem cumhurbaşkanlığı devrinde o kadar çok elbise diktirmiş ki, bazılarını hiç giymeden dolaba kaldırmış" diye anlatır gelini Sevgül Sunay!
Bilemiyoruz artık, Çankaya insanı bu kadar mı şirazeden çıkarıyor, yoksa çeyizi bozulan gelinin kötü intikamı mı?!