Bir lahana bebek olsam...

5saattir beklediğiniz telefonun tam da duşa girdiğinizde çalması bir Murphy kanunudur. Cebinizle evin telefonu çalarken bir de kapının çalması.

5saattir beklediğiniz telefonun tam da duşa girdiğinizde çalması bir Murphy kanunudur. Cebinizle evin telefonu çalarken bir de kapının çalması. Arabayı yıkattığınız gün kuşların ishal olması.
Bunlar hayatın zırt pırt baş gösteren cilveleridir.
Bir de daha orta ölçekli testler vardır. Habibanım evden çıktıktan 5 dakika sonra 4 yumurtayı kırdığınız teflon elinizden vıjjjjt diye halının üstüne uçar. Yeni ayakkabınızı giydiğiniz ilk gün kaldırımdaki köpek 'çikolatası'na basarsınız.
Arabayı tamirden aldığınız gün çarparsınız. Hastalıktan zaten geberiyorken bir de düşüp dizinizi yararsınız. Aynı saniyelerde pıt pıt pıt diye bir uçuk sinyal verir üst dudağınızdan.
Bunlar da gelir geçer. Bir de 'Ömrüm oldukça unutmam' dediğiniz durumlar vardır. Çantanızı kaptırdığınız gün evin telefonu kesilir, termosifon patlar, kocanız tecavüzle suçlanır. Aynı dakikalarda işten kovulur, senelerdir anneniz bildiğiniz insanın aslında yengeniz, daha demin size çarpıp ölen taksi şoförünün de kardeşiniz olduğunu öğrenir, birden Allahım, Allahım, (A'ları ince okuyunuz lütfen) kör olursunuz.
Bu tip durumlarda güçlü olmak mecburi midir? O 'sahne insanları'nın pek bir böbürlendikleri gibi 'Ben bilmem kimi kaybettiğim zaman yine aslanlar gibi çıktım sahneye, oynadım rolümü' yapmak çok mu aferinlik bir durumdur? İlle de 'Yıkılmadım, ayaktayım' mıdır yani hayattaki yegâne şarkı sözü?
Bazen insan silikonlu göz kapaklarını kara gözlüklerle ne kadar kapasa da, beyhude. Dağılıyorsunuz, un ufak oluyorsunuz, kopuyorsunuz, düşüyorsunuz.
Yukarıdakilerin hepsinin birden olması hiç şart değil. Belki de gün içinde yaşadığınız en feci olay, bir halkla ilişkilercinin size 'canım' demesi oluyor. Ve siz onu hakikaten öldürmek istiyorsunuz. Tahammülsüzlüğün böyle zirvelerinde raks ediyorsunuz. Yazının gözbebeği cümlesini bir daha okuyoruz: Dağılıyorsunuz, un ufak oluyorsunuz, kopuyorsunuz, düşüyorsunuz.
Budur yani ruh halim. Ben yorganı yiyeyim, yorgan beni yutsun.
Sayfada yeşil bir resim var; göbek salataya benzeyen. Bayıldım ona. Bente Christensen-Ernst'in tuval üzerine yağlıboya bir resmi bu; adı 'Alien'.
İşte aynı o halde ruhum, kalbim, beynim, bedenim.
Bente Christensen-Ernst'in kocaman resimleri nasıl sahici, nasıl fotoğraf gibi. Danimarkalı sanatçının sergisi açılacak gelecek ayın 10'unda Teşvikiye'deki Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde. Bence görün.
Bu yazı için de beni mazur görün.
Bu kadar çıktı. Telafi ederiz artık bir ara.