Bir röportaj şahikası

Dünkü Sabah gazetesinde Savaş Ay'ın ömrüm oldukça unutamayacağım bir röportajı çıktı. Kaçırmış olan Radikal okurlarıyla paylaşmak isterim: </br>Savaş Ay: Merhabalar, nasılsınız efendim?

Dünkü Sabah gazetesinde Savaş Ay'ın ömrüm oldukça unutamayacağım bir röportajı çıktı. Kaçırmış olan Radikal okurlarıyla paylaşmak isterim:
Savaş Ay: Merhabalar, nasılsınız efendim?
Kemal Derviş: Teşekkür ederim, saygılar.
S.A.: Ne güzel duygulardır kim bilir...
K.D.: Evet tabii, hele böyle bir günde.
S.A.: Pırıl pırıl bir gün.
K.D.: Pırıl pırıl.
S.A.: İnşallah Türkiye için de pırıl pırıl olacak.
K.D.: Yepyeni bir siyaset anlayışı başladı diye düşünüyorum.
S.A.: Bana yepyeni şeyler söyleyin o zaman kimseye söylemediğiniz.
K.D.: Yok, kimseye değil herkese açık. Öyle gizli şey yok.
S.A.: Öyle gizli şey demiyorum.
(Derviş bu noktada yapıcı siyasetin çok önemli olduğuna ilişkin 4 adet cümle kuruyor ve sonra Savaş Ay alıyor yine sazı eline)
S.A.: Müthiş bir şey var, bir hoşgörü, bir detant!
K.D.: Aynen.
S.A.: Bu, mahalledeki çocukların oyunlarına bile yansıdı.
K.D.: İnşallah.
S.A.: Gerçekten okullardaki çocukların ilişkilerine bile yansıdı.
K.D.: Öyle olması gerek.
S.A.: Erozyona ediyor herhalde birbirini.
(Türetmenin güzelliğine bakar mısınız?)
Savaş Ay bir mini röportaj da 'Yeşilçam'ın Deniz Gezmiş'i' ve de yeni milletvekili Berhan Şimşek'le yapmış. Tarafların birbirlerine 'Berhan'ım, Savaş'ım, Berhan kardeş, arkadaş, abi' diye hitap ettikleri bu söyleşi de böyle Kasımpaşa trendi doğrultusunda, bir başka güzel.
Ne diyeyim, Savaş Ay beni güldürdü, Allah da onu güldürsün.
Erkekte çorap faktörü
Yeni Kültür Bakanımız Van Milletvekili Hüseyin Çelik'in 'Entel yazarları asla okumam' başlıklı bir açıklaması çıktı geçen gün.
Yazının içini okuyunca, adamcağızın aslında tam da öyle demediğini, kitap modası denen şeyden haz etmediğini filan anlıyorsunuz.
Ancak onda da Meclis'in çoğu yeni elemanında mevcut bulunan imaj sorunu var. Tipi, söylediklerini bastırıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki yetti gayrı bu şekilcilik. Doğru. Ben de ifrit
oluyorum öyle baş sayfalarda 'Bakınız, bilmem kimin eşi başörtülü, bilmem kimin eşinin başı açık, üstelik de dikkatli bakınız, saçları kısa ve sarı, evet evet, bu saç modeli daha çağdaş duruyor' tipi gazlamaları. Ve bastırılan/bastırılamayan 'Ayyy keşke yurtdışı gezilerde onun eşini öbürünün koluna taksak da dünya âleme rezil olmasak' ezikliğini.
Ama şöyle de bir şeye dikkatinizi çekerim: Bizim artık çoraplı bakanlarımız var. Bu bir yandan memleketin hiç olmadığı kadar 'yurdum insanı'na teslim edilmesi demek. Evet gayet sahici bir şey. Buyuz biz işte; erkeklerimiz evde çorapla dolaşır.
Ama yani bir yandan da, ister kartopu muamelesi çekin bana, ister krem şanti; çoraplı erkek istemiyorum. Ne evde, ne Meclis'te.
Hele evde, ciddi kavga sebebi olabilir çorap. Öyle Vetrina'dan alınmış sivri burunlu krokodil iskarpin talebim yok. Yalınayak dolaşılsın, razıyım. Ayak parmaklarının üzerindeki küçük tüyler okşansın televizyon seyrederken...
Ay çok ayıp, toparlıyorum. Deniz Baykal'ın hırkalarına laf etmiştim geçenlerde. Bu çorap işi, hırkayı aşıyor. Erkeğin çoraplısı, hele Kültür Bakanı Hüseyin Çelik örneğinde olduğu gibi, koltuğa oturmuş ve
çoraplı ayaklarını da ağzımıza ağzımıza uzatmışı, hiç çekilmiyor.
Berivanlı okul zili
Haberi görmüşsünüzdür:
Sibel Can'ın yaptırdığı ilkokulda ziller 'Berivan' olarak çalıyormuş.
Düşünün; 'Berivanım, Berivanım köy kokulu dağ ceylanım' diye teneffüse çıkan, 'Bir kez sana bağlanmışım/Ben kendimi unutmuşum/Aşkın ile kavrukmuşum/Sevdan beni kül eyledi' diye derse giren vatan evlatları yaşıyor iki adım ötemizde, Esenler'de.
Bunu 'Sibel Can'a jest olsun diye' yaptıklarını söyleyen okul müdürü, ultra manalı bir şekilde şöyle konuşmuş: "Kendisine okul açılışı sırasında 'Zil sesi olarak ne olmasını istersiniz' diye sorulmuştu. Sibel hanım da 'O müdürün bileceği iş' yanıtını vermişti. Bunu değerlendirdik ve onu kırmadık." (Bu şahane mantık yürütme, bir okul müdürüne ait arkadaşlar; anlatabildim di mi?)
'Berivan' türküsüne bir diyeceğim yok; takside filan çalıyorsa benim de hoşuma gidiyor. Ama ilkokula giden çocukların her gün bilmem kaç posta kafalarına kakılması, anlaşılır iş değil.
Ben pek şarkı/türkü sözü bilmem. Haber bizi dehşete düşürünce bir arkadaşımız internetten sözlerine baktı 'Berivan'ın.
'Dağ başında bir gül gibi/Boynu bükük kalan yârim/Dikenleri acımadan/ Yüreğime eken yârim' gibi ilkokul çocuklarını aşan bir durum var haliyle. 'Töreleri aşireti/Senin için yeneceğim/Yeminim var bu dünyadan/Senin ile göçeceğim/Yemin ettim bu dünyadan/Senin için göçeceğim' diye gidiyor böyle.
Diyebilirsiniz ki (dememenizi tercih ederim) 'Melodisi çalınıyor, sözlerinden kime ne.' Ama müdür bey 'Öğrencilerimiz de her zil sesinde bu güzel türküye tempo tutarak mutlu oluyorlar' demiş. Ayrıca da ilkokul öğrencisi bunlar; yani anında bülbül kesilmişlerdir.
Ben çocukken evde çok güzel kapaklı bir şiir antolojisi vardı. Kapağının derdine, 7 yaşımda 'Şakaklarıma kar mı yağdı ne var/Benim mi
Allahım bu çizgili yüz/Ya gözler altındaki mor halkalar/Neden böyle düşman görünürsünüz/Yıllar yılı dost bildiğim aynalar' filan ezberleyip dururdum. Aaaa bak ne güzel, hâlâ kalmış aklımda, ezbere yazdım!
'35 yaş' şiiri nasıl 7 yaş için pek uygun değilse, 'Berivan'ın da ideal çocuk şarkısı formatında olduğunu iddia etmek biraz zor. Sibel Can'ın ilk parladığı, böyle en en en yandan yırtmaçlı olduğu günlerde bir şarkısı varmış; 'İnan ki şimdilik cici kızım ben' diye, B. hatırlattı. Bari dedik, onu zil yapsalarmış!