Bir yaz daha gömerken, onu nasıl bilirdik...

Yabancı yayınlardaki kış modası sayılmaz, onlar zaten aylar evvelinden girişiyor. Bizim mağazalardaki yün pançolara, tiftik hırkalara, kürklere, peluşlara da pek tınmamak lazım.

Yabancı yayınlardaki kış modası sayılmaz, onlar zaten aylar evvelinden girişiyor. Bizim mağazalardaki yün pançolara, tiftik hırkalara, kürklere, peluşlara da pek tınmamak lazım. Dışarıdaki 40 dereceden kaçmak için dalınan bu dükkânlar, hem serinlik hem de ürün olaraktan her manada sunduğu yelpazeyle gerçek dünyayla tüm bağını koparmış gibi duruyor. 
Beni asıl çimdikleyen, yerli dizi sezonunun açılması oldu. ‘Kapalıçarşı’, ‘Gönülçelen’ filan, eklerdeki boy boy ilanlarıyla bunların başlaması hiç değilse eylülü bulmuyor muydu? Ve marketler: Reyon reyon okul malzemeleri, kırtasiye çeşitleri…
Evet, çok alâmetler belirdi. Bunun uzatması olur, pastırması olur, ama esasen yaz bitti.
Bu defa, belki de ilk defa buna içerlememek mi lazım? Pek çoğumuz için hayatımızın en meymenetsiz yazı çünkü biten.
Başında şunlar şunlar geliyor diye, sonunda da şöyle şöyle tortusu kaldı diye listeler yapmak adettendir, ama bu yaz tarihin çöplüğüne ilk önce yağmuruyla, kasvetiyle, bir türlü gelemeyişiyle, sonra da nemden yapış yapış tahammülfersa sıcağıyla gömülecek. Bir de referandumla. Referandum adı altında tırmanan siyaset ağırlığıyla... Budur 2010 yazının iki alametifarikası.
Ama gene de şu kırıntıları da geçelim kayda: Bu yazın…

* UZVU: Tırnak! Bu mevsimde bedenin favorisi genellikle bacak, sırt gibi dekolteye gelir bölgeler olur ama bu yaz tırnaklar kazandı. Önce Chanel’in o kesekâğıdı rengi dediğimiz 505 numarasına bulandılar. Derken maviler, yeşiller ve her tırnağa sırayla ayrı renk sürmeler geldi. Mavi-sarı-pembe-yeşil-turuncu. Ayağa da: Mavi-sarı-pembe-yeşil-turuncu. Ve bunu sardunya yapraklarını tükürükleyip yapıştıran altı yaşındaki cimcimeler değil, 30’undakiler yaptı.   

* KAFAÖRTÜSÜ: Güneş, bulut, yağmur fark etmedi; şehirde, tatilde, klipte, fotoğrafta, arabada, alışverişte, barda, kulüpte, havuzun ve denizin içinde, burjuvasında, varoşunda, herkeste Panama şapka vardı. O derece ısrarlıydılar ki bunu kafalarından çıkarmamakta, başörtüsü hassasiyetini anlamamalarını insan anlayamıyor. 

* ETİKETİ: 40 yıllık isim, ne oldu da bu sezon bu derece patladı çözmek zor, ama 1971’de Saint-Tropez’de doğan Vilebrequin, bu yazın en gına getiren markası oldu. Havalı plajlarda altında bir Vilebrequin mayosu olmayan adama kız verilmedi. 

* EFSANESİ: Vogue’undan Monocle’ına yön belirleyici zevatın korkuttuğu kadar olmasa da retronun yüz karası espadril, ‘geldi’, ‘geliyor’, ‘annecim’, ‘gene mi’, ‘hayır lütfen’, ‘bilekten bağlananları hadi neyse gene’, ‘niye ki ben o en ucuzları da severdim’, ‘yuuuh’, balonlarıyla gündelik hayatta pratikte olmasa da lafta yerini aldı. 

* SIVISI: Blush! Geçen yazki roze şarap deliliğinin bu sezona mirası, 80’lerde ABD’de büyük sükse yapmasına rağmen bizde bilinmeyen blush’lardı. Buke, gövde gibi iddialardan azade, çilek kompostosunun suyunu biraz su biraz alkolle açmışsınız rayihasındaki bu tatlı meşrubatlar, akşamüstlerinin kolası, limonatası niyetine gitti.

* HEDEFİ: Son üç senedir istifra ettiren ‘Bodrum mu Çeşme mi?’ suali neyse ki soğudu ve istikâmet Yunan Adaları oldu. Tek nokta yerine iki nokta kullanıp ‘aynı’yı akıl almaz sebeplerle ‘ayni’ yazanlar elbette ki Mykonos’u da kendi egosal imla kılavuzuyla Mykanos’laştıracaktı. Peki ya turizm şirketlerinin ilanlarına ne demeli? 

* YAPITI: Nerde geçen yazın buluşturan, birleştiren, kaynaştıran, kucaklayan ‘Aşk’ı! Hanefi Avcı’nın ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ıyla Şebnem İşigüzel’in ‘Kirpiklerimin Gölgesi’nin yaprakları birbirine yapıştı. ‘Küçük Aptalın Büyük Dünyası-Pucca Günlük’ hadi gene neyse, dahası ‘Takunyalı Führer’ bir eser sayıldı!  

* UYUMU: İlk gün bunun fiktif bir haber olduğunu düşündük: Sarışın güzel kadının yanındaki adamın fiziksel özelliklerini geçelim (Dünyanın en yakışıklı erkeğiyle evlendiği iddiasındaydı gelin), gözlüğü, takımı, kravatı, gömlek yakası, tamamı hoş bir latifeydi. Ama sonra adına aşk dendi, e o da şakacı bir arkadaş! Evet, şarkıcı Zeynep Casalini, işletmeci Tahsin Berk’le evlendi.  

* KAVGASI: Fazıl Say ve arabesk diyeceğim ama bu konuda daha da cümlenin sonunu getirecek takatim yok! Mehmet Tez’in dünkü yazısı (Milliyet Cumartesi) mükemmel bir özetti, altına parmak basılır.