Bir zürafa hikâyesi (1)

Her şey geçen pazartesi başladı. Dışarı da puf puf atıştıran kar, önümde moda dergilerinden fışkıran baharlıklar.

Her şey geçen pazartesi başladı. Dışarı da puf puf atıştıran kar, önümde moda dergilerinden fışkıran baharlıklar.
Hazır Zara da iki gün önce süt beyazı vitrin yapmışken, dedim ki şurada iki satır moda haberi attırayım, 'Zürefanın düşkünü beyaz giyer kış günü' muhabbetine gireyim.
Şimdi ben 'zürefa' diye biliyorum ama bu tip durumlarda noktayı Begüm koyar; tek geçerim kendilerini bu âlemde. Neyse Begüm teyit etti. Redhouse'un Türkçe- İngilizce sözlüğüne baktım (ki Cemil Meriç en iyi Türkçe sözlük olduğunu söylemiştir zamanında); orada da 'zürafa'ya 'giraffe',
'zürefa'ya da 'lesbian' ve 'zarif'in çoğul hali diyor. Yazı gitti.
Fakat 'zürefa'lı giden yazı, ertesi gün 'zürafa'lı olarak çıkageldi.
'Yine göründü' dedim, '7. sayfa yolları.' Nitekim bazı sevgili okurlarda hemen baş gösterdi bir telaş. 'Eziniz derhal bu böceği üstadım' arzusu.
Şimdi şöyle bir ara bilgi girmekte fayda var: Bizim yazıları sizden önce redaktör arkadaşlar okuyor. Tutarlılık için de Adam Yayınları'nın Ana Yazım Kılavuzu referans
alınıyor. Onda da apaçık biçimde 'zürafa' yazıyor. 'Zürefa' diye bir madde mevzubahis değil. Yani redaktör arkadaşların günahı yok.
Fakat sizlerden gelen nedir bu işin aslı astarı sorusu, beni bir derin kazı faaliyetine sürükledi. İşte rapor.
Cinsel tercih meselesi
Gökhan Akçura'nın şahane bir resimli kitabı var Om Yayınları'ndan çıkan; 'Unutma Beni, Ivır Zıvır Tarihi 1'. 'Zurafanın Düşkünü' isimli bölümden derhal buraya yapıştırıyorum:
'Elbette ki o uzun boylu, sevimli Afrika hayvanından söz etmiyoruz. Bu 'zurafa' Afrika
değil, İstanbul kaynaklı. Kökeni Arapça
'zarif' sözcüğünden geliyor. Zarifin çoğul hali olan işbu zurafa Osmanlı'da hanımlar arasında yaygın olan 'sevicilik' meşrebine
dahil olanlara takılan isimdir.'
Burada Refik Halid Karay'ın 'Üç Nesil, Üç Hayat'ından alıntı yapıyor Akçura. Hemen orijinaline (İnkılap Kitabevi) gidiyoruz: 'O zümreye neden böyle denilmiştir? Herkesin, bilhassa aynı tarikat veya güruha mensup olmayanların anlayamayacakları bir hususi lehçe, bir argo kullanmalarından, göz süzerek, kaş oynatarak, imalı imalı söz atarak konuşmalarından, zarafet satmalarından, bir de gene herkesinkine benzemeyen kıyafet farkları gösterip bazı
alametler, işaretler taşımalarından!
'Zürafa'lar daha ziyade beyaz renkte elbiseler giyerler, boyunlarına beyaz birer
ipek mendil sararlar ve mendilin uçlarını muayyen şekilde bağlarlar; saçlarını da kısa keserler. 'Zürafanın düşkünü, beyazlar giyer kış günü' sözü de servetini yedirdikten sonra sefalete düşen ve kış mevsiminde sandık dibinde kalmış keten elbiselerle süslenen bu meslek kadınları için söylenmiştir. Mamafih o ismi kendilerine veren gene kendileridir; yoksa normal halk kadını, iğrenerek ve şaşarak bunlara kısaca, tokca 'sevici' der ve söz açılınca bir tehlike ve rezalet addettiğinden yakasını tutarak, üç kere 'tu, tu, tu' diye şeytanın iğvasından (azdırmasından) nefsini sıyanet eder (korur)!'
Yine Gökhan Akçura'dan öğreniyorum ki, Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey diye bir şahsiyet var. Evin entelektüel ferdi E.A., akşamki meyhane hesabını ödemem şartıyla Ali Rıza Bey'in 'Eski Zamanlarda İstanbul Hayatı' isimli çok değerli tuğla eserinin (Hazırlayan: Ali Şükrü Çoruk) ilgili bölümlerinin altını çiziyor:
'Eski kadınlarımız, çengilere, hamam ustalarına ve bunlarla hemdem olan bazı mirasyedi hanımlara ince takım zurafa derlerdi. Bu ince takım kadınlar beyninde zurafalığa alamet olmak üzere boyunlarına beyaz tülbent boyunbağı bağlarlar. Bu tülbentlerin kenarları 'ciğer deldi' köşeleri 'ah ah' işlemelidir. Bu kısım kadınlar cemiyet hayatına muhalif bir hayat geçirirler. Erkeklerden zevk almazlar, kendi cinsleriyle temas etmekten mütelezzizdirler.'
Çiçek Pasajı
Biraz daha yakın tarihe gelelim, 1964'e. Edip Cansever'in 'Tragedyalar'ını bilir misiniz? O hafif sıyırmış ailenin fertlerinden Vartuhi'yi peki?
'Vartuhi bir zürafadır; hem de İstanbul'a özgü bir zürafa' diye yazıyor Sunay Akın, 'İstanbul'da Bir Zürafa'sında.
Edip Cansever'in Çiçek Pasajı anısını da ondan öğreniyoruz.
'Birden Vartuhi'yi gördüm' diyor Edip Cansever. 'Çocuk yaşımı aşmıştım. Yanımda bir eskiciyle Pasaj'ın üstündeki katlardan birine girdik.
Ne var ki, kapı açılır açılmaz korkuyla karışık bir duygu çöreklendi içime. Karşımda saçları çok kısa kesilmiş, iri yarı, kadına benzemeyen bir kadın duruyordu. Hemen ayaküstü bir özür bularak eskiciyle birlikte kaçarcasına çıktım. Eskici bana, bu kadın
zürafadır, dedi. Zürafanın ne olduğunu soramadım ama sonradan araştırdım, sevici kadın anlamında kullanılan bir sözcük olduğunu öğrendim.'
Bağlama debelenmesi
Acilen toparlamak gerektiğinin farkındayım. Lakin kendini belli etti yazı; sarkacak. Şunu ifade etmek isterim ki, yukarıdaki satırların da hissettirdiği gibi, sadece o uzun hayvana değil, cinsel tercihlerinde özgür takılan kadınlara da pekâlâ zürafa (ya da zurafa) deniyor. (Şapkalı ve sivil versiyonları mevcut.)
Çok çeşitli sözlükleri devirdikten sonra anlaşılıyor ki, 'Zürafa hayvandır, zürefa zariflerdir, bu iki kelime de enginar ile sütlaç kadar birbiriyle bağlantısızdır' demek pek mümkün değil. Mesela Hulki Aktunç'un 'Büyük Argo Sözlüğü'nde 'zürefa'nın
karşısında (zarif'in çoğulu) yazmakla beraber, 'eşcinsel kız ya da kadın, sevici' diyor ve 'zurafa, zürafa da denir' ifadesi yer alıyor. Yarına kalan başka örnekler ve ara başlıklar da var ayıptır söylemesi. Çalıştım yani.
Bir kere hayvan zürafa ne yer ne içer? Marsilya'dan Paris'e 880 kilometreyi nasıl yürür? (Sene 1826) O yıllarda Fransa'yı saran zürafa modası kadınları nasıl etkilemiştir? Sharon Stone kendini zürafa mı sanmaktadır?
Sonra işin dil kısmına gelince... Prof. İskender Pala'nın konu üzerindeki görüşleri nedir? Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe sözlüğü insanı şaşı yapar mı? Bu uzunlukta bir yazıyla karşılaşan GYY fırça çeker mi? Çekmediği takdirde yarın devam edeceğiz.