'Bizim kızlar Fatih'te içki aramıyor, postiş de takmıyor'

Pazar günkü 'Fatih'te viski arar mıyız?' ve 'Korku bir CV maddesi oldu' parçacıklarıma gelen bazı tepkiler, o tatlı miting mektuplarını hatırlattı.

Pazar günkü 'Fatih'te viski arar mıyız?' ve 'Korku bir CV maddesi oldu' parçacıklarıma gelen bazı tepkiler, o tatlı miting mektuplarını hatırlattı. Bazı okuldaş ablalarımız sapla samanı derin bir kapta mikserle iyice karıştırıyor, okuduklarını bazen pedikürlü ayak tırnaklarından anlayabiliyorlar anlaşılan.
'uakl1979' yahoo gruplarına ve 'bumed'e de cc'lenmiş olan mail'i sözcü seçelim:
"Üsküdar Amerikan Kız Koleji'ne girdim, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nden mezun oldum! Daha sonra kız-erkek karışık eğitim başlatıldı, Üsküdar Amerikan Lisesi'ne dönüştü. Laik, çağdaş, bağımsız yapılanmanın bir yansımasıydı bu isim dönüşümü... Ama bugün okulumuzun web sitesinde de yer alan Atatürk logosu, 1972'de İstiklal Marşımızı okuduğumuzda zaten yüreğimizdeydi.
Bizim kızlar Fatih'te hiçbir zaman içki aramadı, aramıyor. JB severlerimiz ya da Yeni Rakı severlerimiz kimden neyi isteyebileceğini bilecek görgüye sahiptir; okullarından ve ailelerinden aldıkları eğitim onlara gelenek ve göreneklere saygılı olmayı öğrettiği için. Fatih'e giderler, Fatih Camii'nin o yemyeşil avlusundaki kökleri dışarıda dalları birbirine karışmış iki asırlık çınar ağacının altında soluklanmak amacıyla. Üsküdar'a giderler, motorda Boğaz'ın serin nefesini enselerinde hissetmek, Kanaat Lokantası'nda zeytinyağlı enginar yemek için... Kanaat'in bulunduğu caddenin biraz ilerisinde bir çeyizci vardır, oradan neler alabileceğinizi söylemeyeyim, o güzellikleri sizden sakınmak geldi içimden!
Yazınızda bahsettiğiniz Lagavulin'i, Laphroaig'i, Cointreau'yu, Havana Club'ın Anejo Oro'sunu doğru adreslerden almasını bilir kızlarımız; alkol ve tütün kullanım alışkanlıklarına göre ve bütçeleri izin verdiğince alırlar, almazlar ya da alamazlar.
Tarif ettiğiniz postişleri ise bizim kızlar kullanmıyor, hepsinin saçları gür maşallah.
Yazınızda değindiğiniz bu alakasız konuları zorunlu olarak yanıtladıktan sonra şimdi ez cümle demeliyim: Siz ne kadar aksini ispata uğraşsanız da mahalle baskısı diye bir gerçek vardır. Mahalle baskısı diye tabir edilen olgu aslında aile, arkadaş, iş, eş ve siyasi baskıların iç içe geçmiş halidir. (Burada araya girmeli ve mesela 'iş'in 'ish', 'eş'in 'esh', 'geçmiş'in 'gechmis' diye 'spell' edildiğini eklemeliyim!)
Örneğin Boğaziçi Üniversitesi İsletme Fakültesi'nden 1984 yılında 2000 öğrenci mezun oldu. Kep giyme töreninden hemen sonra Üsküdar Amerikan'dan da sınıf arkadaşımız olan S.K. sözlüsünün ailesine söz vermiş olduğu için tesettüre girdi, hocalar dahil herkes şaşakaldı.
Gerisi gele gele bugün Boğaziçi Üniversitesi, tesettür konusundaki haklı itirazlara hiçbir platformda katılamayan korkak, suskun ve teslimiyetçi bir kişiliğe büründü.
800 küsur yıllık sosyolojik ve siyasi tarihimizi ve bu bağlamda mahalle baskısını burada daha fazla irdeleyemem, sonuçta bu bir e-posta, ilgili kitaplar kitapçılarda. (...)
Bazı insanlar dâhi doğarlar. Dâhilik sonradan kazanılabilecek bir özellik değildir. Atatürk ise gecen yüzyılın dâhisidir ve bu dâhiliği ışığında Tevhid-i Tedrisat Kanunu oluşturmuştur. (Yine araya girmeliyim; orijinali 'Tevhid-i Tesisat Kanunu' olarak yazılmış!)
Siz de ben de ne yazık ki sıradan insanlarız Sayın Nur Çintay.
Sıradan insanlar olduğumuz gerçeğini kabul etmeliyiz ve diyorum ki ben ve diğer sıradan korkak kadınlar gelecekten korkuyoruz ama korktuğumuz şeyin başımıza gelmemesi için var gücümüzle çalışıyoruz."