Böyle bir günde kendimde yazı yazma hakkı görmüyorum

Fena günler. Zor günler. Allah beterinden korusun mu diyelim, ama bunlar da yeterince beter günler. </br>Böyle bir günde ne yazılabilir?

Fena günler. Zor günler. Allah beterinden korusun mu diyelim, ama bunlar da yeterince beter günler.
Böyle bir günde ne yazılabilir?
İstanbul trafiği mi? Referandum hatırası mı?
Emral Avşar mı? 'Yaşamın Kıyısında' mı?
Belki sonuncusu. Ama tırnaksız. Bu defa film değil, en zorundan, en zorlusundan gerçek hayat.
Hakkâri Yüksekova'ya bağlı Dağlıca Köyü'ne hiç gitmedim. Doğu tecrübem, Mardin, Urfa, Antakya'dan ibaret. Kırklar Kilisesi, Diyarbakır Kapı'da Narsa Şimmmeshindi'den çeyiz, Cercis Murat...w Balıklı Göl, Kral Nemrut'un zulüm hikâyesi, tarihi çarşılar, Gümrük Hanı'nda mırra... Zahter, muhammara... Tamamen turistik.
Köy desen, en fazla Bayburt'un Bayraktar Köyü, eski adıyla Baksı. O kadar. Hakkâri'yi, Yüksekova'yı, Dağlıca Köyü'nü hiç görmedim. O yokluğu,
darlığı bilmem.
Coğrafyam eksikse, tarihim de flu. PKK'yla onca yıllık imtihanın ötesini berisini bilmede, eminim ki pek çok vatandaş benden ileride durur. Zaten dünden beri terör uzmanları her yerde. Bir onu bir ötekini dinleyerek anlamaya çalışıyorum (Ve o 'bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar' klişesinin içi boşluğu bir kere daha ne biçim sırıtıyor. Fikrin yoksa, kimden hangi bilgiyi alacağını nasıl bileceksin?
O uzmanın dediği mi, tam tersini söyleyen ötekinin mi? Vatandaş olarak önce bir lokma fikir sahibi olman lazım ki, bilgiyi de ona göre seçip, süzüp alasın, yoksa halin harap).
Diyeceğim, dış haberler dağarcığım, siyaset çapım belli, bana laf düşmez, eğreti tutup düşürüp de un ufak etmekten korkarım.
Kıbrıs zamanı evde birkaç ampulü boyamaktan ibaret tatlı çocukluk
heyecanları... 80'lerden kalma yazılı duvarlar, parkalı adamlar, en fazla sonradan dinlenmiş buruk anılar... Onun dışında savaş da, terör de, nihayetinde bana televizyon ekranından geçen, gazete sayfalarından değen, bizzat tecrübe etmişliğim olmayan kelimeler. Gündelik hayatı nasıl vurur, göremem.
Tarih-coğrafya kıt, ama azılı düşmanım daima matematikti. En basit havuz probleminde havlu atarım, satrançtan bile hafakan basar. Böyle bir durumda
hangi adımın nereye varacağını kestirmek elbette ki benim harcım değil. Beynimi çatlatsam hesap edemem.
Askere gitme çağında ya da gelecekte askere çağrılma ihtimali olan bir oğlum yok. Bu ne baş edilmez bir korkudur, ne kadar tahmin ettiğimi söylesem de, aslında ölçemem.
Hayattaki en yakınlarımı kaybetmedim. Yakın akraba ölümleri gelir geçer.
Anne-baba, eş-sevgilinin fena yaktığını hissedebiliyorum ama çocuğunu kaybetmek belki de delirtir, bilemem.
Dolayısıyla kendimde böyle bir günde yazı yazma hakkı görmüyorum. Ne desem boş. Ne desem havada kalır.
Başın sağ olsun deyince başın sağ olmuyor ki. Kolay gelsin deyince keşke kolaylaşsa hayat. Ama gene de elden fazlası gelmeyince... Geçmiş olsun. Geçsin. İnşallah. Zararsız. Ziyansız. Bu defa. Geçsin.