Bu da Pınar'ın hikâyesi

Hülya Avşar'dan miting güzellerine, ne zaman ki bir kadına, değil topluiğne, o varla yok arası insülin iğnelerinden batırmaya yeltensem, şu minvalde mail'ler geliyor: </br>&quot;Kıskanıyorsun tabii. Çekemiyorsun.&quot;

Hülya Avşar'dan miting güzellerine, ne zaman ki bir kadına, değil topluiğne, o varla yok arası insülin iğnelerinden batırmaya yeltensem, şu minvalde mail'ler geliyor:
"Kıskanıyorsun tabii. Çekemiyorsun."
'CHP'nin Kadın Şövalyesi' Petek Gürbüz'le ilgili satırlara da, yine Gürbüz'e dair derin kıskançlık beslediğime, onun yerinde olmak için delirdiğime dair mektuplar geldi.
Deniz Baykal'la yan yana gelmesini mi kıskanıyorum mesela? Birlikte Sosyalist Enternasyonal toplantısına katılmalarını mı? Gürbüz'ün Sosyalist Enternasyonal Daimi Konsey Üyesi olmasını mı? Adriano Celentano CD'lerini mi? Yoksa zayıflığını mı? En makul seçenek bu olurdu ama Osman Müftüoğlu'nun dünkü 'Selülitli kadını seksi bulan var' açıklamasından sonra o da boş!
Neyse ki arada dediği anlaşılan, derdi, fikri, hikâyesi olan mail'ler de geliyor. İşte Pınar Y.'nin mektubu:
"Petek Gürbüz ile ilgili yazınızı büyük bir ilgiyle okudum; Petek Hanım'la bir gün tanışabilmeyi çok isterim ancak bu yazı beni biraz da buruklaştırdı ve bunu sizinle paylaşmak istedim. İşte yurdumdan bir başka insan manzarası:)
Ben, 1980 Karadeniz Ereğli/Zonguldak doğumluyum;
7 yaşımda babamı kaybettim. İlkokulu Karadeniz Ereğlisi'nde okuyup, 12 yaşımda Darüşşafaka'nın sınavlarını kazandım. Maddi durumum beni okutacak kadar iyi olmadığı ve babamı da kaybettiğim için Darüşşafaka'da okuma fırsatını kazandım ve 7 yıl boyunca iyi bir kolej eğitimi aldım. Onun sonrasında, Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünü burslu kazanarak 2003 yılında mezun oldum. Sonrasında, 2004 yılında bir sene Kültürel İncelemeler bölümüne burslu devam ettim.
2004 yılında da ilk defa yurtdışına çıktım; Torino'da Uluslararası Çalışma Örgütü'ne Mardin ile ilgili bir projeyle başvurup burs kazandım ve bir yüksek lisans programına devam ettim. 2005 yılında Milano'da Bocconi Üniversitesi'nde Management of the Non Profit Institutions mastırı yaptım. Eğitimi Bocconi Üniversitesi ve İtalyan Ticaret Odası'nın verdiği burs ile gerçekleştirdim.
2006 yılında Parma Avrupa Koleji'nde (European College of Parma), İtalyan Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Koleji'nin bursuyla, Avrupa Çalışmaları (Program dört dilde İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve Latince yapıldı.) Programı'nı tamamladım.
01.10.2006 ile 28.02.2007 arasında da Avrupa Parlamentosu'ndan Robert Schuman bursu almaya hak kazanarak beş ay asistan (stajyer) olarak çalıştım.
beş aylık bir dönemim, 27 Avrupa ülkesinden gelmiş 785 milletvekilli bir parlamentoda, dolu dolu geçti; Türkiye ile ilgili açıklamaları bire bir izleme ve değişik politik gruplardaki değişik politik tavırları olan birçok milletvekiliyle Türkiye'nin üyeliği üzerine konuşma ve tartışma fırsatını yakaladım. Kısacası hayatımın en mutlu, en güzel, en unutamayacağım, en rüya gibi dönemi oldu şimdiye kadar. Kendime güvenim çok artmıştı, öyle ki, ne Avrupalı bir politikacıdan torpilim ne de kuvvetli Türk tanıdıklarım vardı.
Bu nisan ayında Türkiye'ye döndüm ve biraz da Avrupa Birliği sürecini Türkiye'den takip etmek istedim. Çünkü Türkiye'deki sürece yabancılaştığımı ve Türkçe'yi dahi unutmaya başladığımı fark etmiştim ve Türkiye'yi de çok özlemiştim.
Bu konuda iş bulmak da kolay olur gibi geldi. Ne yazık ki durum öyle değilmiş; özetle şu anda koşa koşa döndüğüm Türkiye'den de koşa koşa kaçmak geliyor içimden. Bu kâbustan uyanmak istiyorum. Yedi dil konuşmama (İtalyanca, İngilizce Fransızca, İspanyolca, Almanca, Latince, Türkçe) ve Avrupa'nın işleyişini içeriden görmüş olmama rağmen, Avrupa Birliği konularında Türkiye'de iş aradığımda bulamadım.
En sonunda da, İtalyanlarla çalışan bir şirkette, şimdilik bir miktar para kazanabilmek için, çalışmaya başladım. Şu anda gönlümü verdiğim Avrupa Birliği konularında çalışamamaktan; bu tecrübemi ve aldığım eğitimimi değerlendirememekten dolayı üzülüyorum. Sonuçta Türkiye'de yaşamak zor; bunu bir defa daha anladım ve burada çok şanslı olmak gerektiğinin de farkındayım.
Yurtdışında bir süre yaşadıktan sonra Türkiye'deki ilk taze izlenimlerim Türk bayraklarının şizofrenik bir şekilde her adım başı dalgalanması (İtalya'yı karış karış gezmeme rağmen gördüğüm bayrak sayısı 4-5'i geçmez), artan bir milliyetçi söylem ve daha fikren kısır bir ülke haline gelmiş olmasıydı.
Benim gibi insanlar bu ülkeden gitmek isteyince, Avrupa ve Batı'da adil bir düzende yaşamak istedikçe Türkiye daha da kısır bir ülke, daha az Avrupalı olacak gibime geliyor. Durum gösteriyor ki Türkiye ilk önce kendi vatandaşlarından, sırasıyla Avrupa'dan, dünyadan ve dünyanın gerçekliğinden uzaklaşıyor. Yaratılmak istenen hava Hobbes'un 'Leviathan'ını aratmıyor. Oysa modernite Kant ve Kant'ın akılcılığı sayesinde oldu.
Umarım bir an önce seçimlerde bu devlet ve vatandaş arasındaki güven mesafesi biraz kapanır. Rasyonalite birçok Türk fobisini yener.
Ben küstüm yine bu ülkeye şimdi; bu sefer onunla barışmam biraz zaman alacağa benziyor. Yaşamaktan çok mutlu olduğum ve çok özlediğim Brüksel'e geri dönebilmeyi ve Avrupa Birliği konularında çalışabilmeyi sabırsızlıkla bekliyorum. Eminim ki yine gözüm Türkiye'de olacak fakat bu sefer özlemi bir süre uzaktan çekeceğim... Bana ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederim. Sevgilerle..."