Bugün alışveriş yasak!

La Paix'lik günlerimi her 'normal' kadın gibi saç boyatarak, kocaya saldırarak, gofret yiyerek ve alışveriş yaparak geçirdim. Alışveriş dediysem, öyle sıra sıra ayakkabılar, tayyörler, mantolar filan değil.

La Paix'lik günlerimi her 'normal' kadın gibi saç boyatarak, kocaya saldırarak, gofret yiyerek ve alışveriş yaparak geçirdim. Alışveriş dediysem, öyle sıra sıra ayakkabılar, tayyörler, mantolar filan değil. Boncuklu saç tokası, kokulu silgi, tepesinde sallanan kalp ve tüyler olan tükenmez kalem, fosforlu yeşil/turuncu/pembe ok şeklinde postit, üzerinde tarak resmi olan kız çocuğu çorabı, muhtemelen hiç takmayacağım etnik bir kolye, yine muhtemelen hiç sürmeyeceğim koyu kırmızı bir ruj... Kısaca çöp demek istiyorum. Alışverişe çıktım ve bir torba dolusu çöp aldım. 13 yaşında 'genç kız' çöpü. Ayşecik biriktirdiği haftalıklarıyla alışverişte. Şuursuz bir alışverişte. Çok iyi geldi tabii. Alışverişin müthiş bir iyileştirici gücü var. Nil Karaibrahimgil'in o bayıldığım şarkısında dediği gibi "İyi ki yapmışım."
Ya alışverişi bugüne bıraksaydım... Maazallah iyileşemezdim. Çünkü bugün alışverişe çıkamazdım.
Bugün alışveriş yasak! Çünkü bugün satın almama günü.
Bu iş, Ted Dave adında bir Kanadalı'nın başının altından çıkmış. İlki 1992'de bir tek şehirde, Vancouver'de kutlanmış. Geçen sene ise ABD'den Japonya'ya, 55 ülkede yapılmış kutlamalar.
Ted Dave, reklam ajansında çalışan bir grafik sanatçısıymış. Onca ilanı hazırlarken önce 'tik tik' diye atan minik yüreği, bir süre sonra 'etik etik' triplerine girmiş ve 'Tanrım Tanrım, herkesi ben yönlendiriyorum, insanlar kendi istedikleri için değil medyada gördükleri için bu malı alıyorlar. Hep alıyorlar, mütemadiyen harcıyorlar, asla doymuyorlar. Bu işe kim bir dur diyecek, en iyisi ben diyeyim' olmuş ve bizi alışveriş sapıklığından kurtarmak için bir kampanya hazırlamış. O toprakların evlatlarının alışveriş diye dellendiği Şükran Günü'nün ertesi gününü, ki o da kasım ayının son cumasına denk geliyor, 'No Shop Day' yani 'Alışverişsiz Gün' ilan etmiş. Maksat, tüketim çılgınlığına bir son vermek, insanlara 'bir dur hele' demek, hayatın alışverişsiz de mümkün olduğunu gösterebilmek. Sonra vakıfların filan devreye girmesiyle adı 'Buy Nothing Day' (Satın Almama Günü/SAG) olmuş ve de zamanla hadise daha bir bilinir, ayrıca da ya sevilir ya sevilmez olmuş.
Şahsen tüketimin o kadar da iğrenç olduğunu düşünmüyorum. Tam tersi, ben tüketmezsem o sıcacık pideleri, onlar orada tek başlarına bayatlayacaklar, ben almazsam o güzelim çiçekleri, onlar orada bir başlarına solacaklar diye üzülüp süzülüyorum. Sonra pideci ağlayacak pidelerini yiyen olmadı diye, bahçıvan perişan olacak çiçeklerini beğenen olmadı diye... Ya benim pidelerimi kimse almasaydı, bu acıyla nasıl yaşardım, diye içselleştirip bunalıyorum. Bilemeyeceğim bugünü alışveriş yasaklı olarak bayrak sallayarak mı geçirirsiniz, inadına kendinizi Mayadrom'dan Tepe Nautilus'a tüketimin Mekke'lerine mi atarsınız... Ama böyle de bir gün var yani, bunu da aklınıza not ediniz.
45'likleri 45'liklere çaldılar
Begüm'ün Radikal'deki röportajı yayımlandığından beri 40 kere 'Ah ne yapsak da İstanbul'a alsak' demişizdir kesin. En azından sadece ben 10 kere 'Eve çağırsak gelmezler mi, ne var çok mu ayıp' dediğimi hatırlıyorum. Alper Fidaner ve Murat Meriç, 45'lik plaklara olan merakları sayesinde partileriyle Ankara'da, internet siteleri ve mail gruplarıyla da yavaş yavaş memleket genelinde şan şöhret yapmaya başlayan bir ikili.
Çarşamba akşamından beri de İstanbul'un özellikle Anadolu yakası sakinleri tarafından epey tanındıkları söylenebilir. Zira Kalamış'taki Murphy's Dance Bar'da çok eğlenceli bir gece yaptılar. Ve Allah sizi inandırsın, kapıdan içeri leylek topuklar üzerinde giren bankacı/muhasebeci/coğrafya hocası/müdüranım tipli bir dolu kadını hop hop zıplattılar. Hem de 'Aaaah kalbim/Ben senden çooook çektim/Söyle nedir haaalin/Valla sen delisin delisin' filan eşliğinde. 70'ler ağırlıklı elma şekeri tadında parçalar. Çoğu çok komik, çok naif. Erkut Taçkın'dan Cici Kızlar'a, o zamanların Ajda'sından Nilüfer'ine herkes. Netice itibarıyla gayet şenlikli bir geceydi. Sonunda Fidaner ve Meriç ile tanışma imkânı da oldu. Ankara'daki kitlelerinin 22-32 yaş arası olduğunu söylediler. Bol miktarda üniversite öğrencisi geliyormuş mesela. Çarşamba gecesi ise, size nasıl söyleyeyim, çevremiz 45 civarı fit ablalarımız ve onlara 'Bizden daha geçmedi yavrucum' yapan ihtiyar delikanlılarla doluydu. Biz gençtik. Bunun da ayrı bir coşku sebebi olduğunu tahmin edersiniz.