Burjuvalaşmak kolay mı?

Anneannesinin babası Dr. Remzi Bey, hem doktor, hem mülkiyeli, </br>hem hukukçu, hem de gazete sahibi! </br>&quot;O zamanın entelektüelleri arasında bir de lügati var. 100 yıl hapse mahkûm olmuş yaptığı yayınlardan ötürü...&quot;

Anneannesinin babası Dr. Remzi Bey, hem doktor, hem mülkiyeli,
hem hukukçu, hem de gazete sahibi!
"O zamanın entelektüelleri arasında bir de lügati var. 100 yıl hapse mahkûm olmuş yaptığı yayınlardan ötürü..."
Anneannesi bütün erkek torunlarına 'bey' diye hitap eden, kadınların kocalarına isimleriyle seslenmesini "Uşaklarını çağırıyorlar gibi" diye küçümseyen, konaklarda büyümüş bir İstanbullu. Sonra mecburiyetten Anadolu'ya gelin gitmiş. "Pek alışamamış. Asil bir sabır ile yaşamış. Zira teyzesinin oğlu bir divan şairi imiş. Ona evlenmeden çok güzel şiirler göndermiş. Sarhoş olduğu için ona vermemişler. Bir Kafkas delikanlısı olan dedeme vermişler..."
Annesi, Türkiye'nin ilk kadın kimyagerlerinden. Şeker Fabrikaları'nda başkimyager olarak çalışıyor, Uşak'ta çok para kazanan bir kadın olarak belleniyor, araba kullanıyor. "Herkes arkasından 'Kadın araba kullanıyor!" diye bağırıyordu.
Canan Barlas, o şahane sofralarında yoklama vermişliğimden biliyorum, görmüş geçirmiş, artık rahatlık/bilgelik mertebesine geçmiş, hâlâ mihrabı yerinde duran, son derece hoşgörülü, tatlı, birbirinden güzel babet ayakkabıları olan, evinde/sofrasında insanı acayip ağırlayan, iyi hissettiren, entelektüel yanına hiç girmiyorum, bence daha
önemlisi hikâyeli bir kadın ve de şu kadarcık alıntıdan da kendini belli ettiği üzere, aileden 'sağlam' biri...
Kendi bilmiyor ama ben ona yaklaşık bir ay önce, bir kere daha bayıldım. Üst düzey iktidar, omuz ve dirsek darbeleriyle kendine en uygun sandalyeyi bulmaya çalışan davetliler, milletvekilliği aday adaylığı aşamasında, ne yalılardan geldiğini kendi de unutup kamburlaşanlar, siyasetçi eşlerine kendini sevdirmeye çalışanlar...
Havada iktidar mı var, kanepede bakan belki potansiyel başkan eşi mi var, Barlas nasıl normaldi, kalabalığın içindeki çok az sayıda 'gibi yapmayan'dan biri oydu, zerre kendini beğendirme, ağızdan laf alma çabası yoktu. Acayip cool görünüyordu. Nelere şahitlik etmişti, kimler sofrasından geçmişti, iktidarlar üstü bir hali vardı, ama bunu göze de sokmuyordu. Umru değildi ve o kalender hâl bana acayip güzel geldi.
Canan Barlas, yeni çıkan 'Eğreti Burjuvalar' kitabında, özetle bizdeki sermaye sahiplerinin Batı'daki gibi kültürüyle, davranış biçimiyle burjuvalaşamadığını, bizim burjuvaların sıkışık, taklitçi, 'eğreti' olduğunu anlatıyor. Ele alındığı gibi bitirilebilen bir kitap; çok tatlı detaylar, çeşitli dönem saptamaları ve Barlas'ın kendi yaşamından, aile fertlerinden örnekler de var.
Dünkü Sabah'ın Pazar ekinde Nuh Köklü'ye verdiği röportajda da "Her şey taklit" diyor, "Mesela bugün sosyete düğününde geline kaftan giydirilip kına gecesi yapılıyor. Kaftan sarayda giyiliyor ama kına gecesi Anadolu köylüsünün geleneği. Alaturka sofranın özü çeşitliliktir, evin zenginliğini, bereketini gösterir. Sosyete bugün alaturka davet veriyor ama ortada sosluklar geziniyor, alaturka yemekte sos zaten yemeğin içinde olur. Düğünlerimiz Batılı gibi görünüyor, pasta kesiliyor, ama o da bizim âdetimiz değil."
Canan Barlas'la dün sözünü ettiğim o sünnet düğününü birlikte izlemek isterdim. Asıl İslami 'burjuvalar' nasıl kurtulacak? Onların giyim kuşam, tatil gibi pek çok şeyi doğrudan taklit etme imkânı da bulunmadığı için, yol almaları daha da mı kafa göz yara yara olacak, kaç jenerasyon sürecek?