'Buzda Dans'tan neler öğrendik?

Herkesin gerçek sınıfını. Kimsenin İngilizce bilmediğini. İki dirhem iktidarın en garibim sunucuyu bile ahkâmcıbaşı kesebildiğini. Buz patenini çocuklara sevdirmenin, ah, ne kutsal bir misyon olduğunu.

Herkesin gerçek sınıfını. Kimsenin İngilizce bilmediğini. İki dirhem iktidarın en garibim sunucuyu bile ahkâmcıbaşı kesebildiğini. Buz patenini çocuklara sevdirmenin, ah, ne kutsal bir misyon olduğunu. Alinur Velidedeoğlu'nun, o malum sergi açılışında, evvelinde 40 kere yapılmış şeyleri ilk kendi akıl etti sanıp bizi tersyüz ettiği için 'Sorry, sorry' diye binbir özür dilerken, pekâlâ samimi olmuş olabileceğini. Aile terbiyesi alanların hamsi değil, lüfer yediğini.
Son olarak da, bütün kanların birbiriyle uyumlu olduğunu!
Bülent Polat'ın 'kan uyuşmazlığı' lafını meğer nasıl da ilk defa duymuş, nasıl da dert edinmiş ve bütün hafta büyütüp içinde, sindirememiş Sema Çelebi. Uzun uzun izah ettirdikten sonra Bülent'e, basit bir 'elektrik alıp verme' işi olduğuna ikna olup birtakım hain göndermeleri bulunmadığına kanaat getirince, ne biçim rahatladı, sevindi, o yapay teşekkürlerinden etti.
Bin yıldır dolaşımda olan bir tabirden yola çıkıp bunu "Yoksa hepimiz kardeşiz değil mi, hepimizin kanı bir, hepimizin kanı birbirine uyumlu" noktasına (Verelim o zaman sıfır grubu kan ihtiyacı olana A negatifi, niye bunca anons, bunca arama, bunca eziyet?) getirebilmek de bir maharet...
Bu aşamada pes edilebilirdi, zaten öyle bir sakız ki program, peygamber sabrı istiyor. Titretecek iki açıklama yoldaymış meğer, biz sabırlı kullar fazlasıyla mükâfatını aldı denilebilir.
İlk beyanat Asena'nın ağlak yüzlü Alman partnerinden geldi:
Bir Müslümanlık ve sünnet muştusu.
Karşı taraf "Ama niye şimdi, niye burada" diye iki fıkfıklandıktan sonra misillemeye Zeynep Tokuş'un hesaplı dudaklarından geçti. "Biliyorsunuz Türkiye'ye dansı Atatürk getirmişti" dedi Tokuş, "Buz dansını da biz getirdik!"
Vay vay vay. Bak sen.
Zeynep Tokuş aptal biri değil tabii, tam tersine akıllı bir kadın. Ağzından çıkan laf, tam da ağzından çıktığı esnada, cılızlığından anlaşılabilir, ona da bir tuhaf geldi sanki. Ama misillemede gecikmemeliyim diye mi düşündü, karşı taraf dini kullanarak şaha kalkabilir, bari ben de hemen Atam'ı ortaya süreyim diye heyecan mı yaptı... Böyle eğreti, gülünç, titrek bir şekilde sürdü nitekim. Şimdiii, taraflar yeterince net mi?
Halk oylaması, asla benim anlayabildiğim bir iş değil. Kimler katılıyor o SMS'lerle, hangi yarışmanın SMS'çileri daha varoş, hangisinin daha kentli, yaşı ne, cinsiyeti ne, zihniyeti ne, içinden zor çıkılır bir muamma.
O zaman ahkâm kesme değil mi? 'Zekâ oyunu' dediğin şey, sandığın kadar zeki değilsen, döner seni vurur...
Oylar başa baş giderken, son anda 70'e 30 gibi bir ara oluştu, hangisi kimdir tahminleri sürerken Sema Çelebi "Bir zekâ oyunu yapıyorum" diyerek, Müslümanlık müjdesinin Asena'yı birinci yapacağını açıkladı.
Asena'nın kaybetmesine iki yönden sevindim: Bir, kızın galibiyetine
illa ki dudak kıvrılacaktı, iki, bu 'zekâ oyunu'nun oyununu görmek çok tatlı oldu. Eh, 'Buzda Dans'ın en diğer uçtan galibi, Tuğba Ekinci'yle birlikte Sema Çelebi ne de olsa.